"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Beden değil gönül yorgunuyuz

İstatistiklere göre de “Yorgunum!” diyenlerin en az dörtte üçü bedenen değil ruhen yorgun kişiler. Peki neden? Kimler bu “ruh yorgunluğu” tuzağına düşenler? İşte yanıtı...

Yorgunluk yaygın bir sorun. Böyle olduğu için de sayfamızda sık yer ayırıyoruz.
Bugün de yorgunlukla ilgili önemli bir gözlemimizi dile getireceğiz: Çoğumuzun zannettiği gibi beden yorgunu değil, gönül yorgunuyuz.
Yani fiziksel değil, ruhsal yorgunluk esas problemimiz. Bunu sadece biz söylemiyoruz, araştırmalarda da benzer sonuçlar çıkıyor. İstatistiklere göre de “Yorgunum!” diyenlerin en az dörtte üçü bedenen değil ruhen yorgun kişiler. Peki neden? Kimler bu “ruh yorgunluğu” tuzağına düşenler?
Gönül yorgunları kaygısı, endişesi, üzüntüsü ve yerine gelmesi zor beklentileri yoğun olan ve iç çatışmaları, uzattıkları hüzünleri kaygıları nedeniyle kendini yorgun hisseden kişiler.
Biraz daha ileri düzeyde yorgunluk tuzağına düşenlerin önemli bir bölümünü ise gizli ya da açık depresyonlular oluşturuyor.
Gizli depresyonun bir diğer adı da “maskeli depresyon”. Eğer siz de günün birinde kendinizi yorgun sarmalının içinde hissederseniz arka planda ruhsal bir problemin olup olmadığını da gözden geçirmenizde fayda var.
Bu tip yorgunlukların çözümü için dahiliye doktorlarına değil, psikiyatrlara müracaat etmek daha doğru.

OKUR SORUSU

Alkali beslenmek haşimatoyu iyileştirebilir mi?

Haşimato hastalığı bağışıklık sisteminin tiroid bezini tahrip etmesi neticesinde gelişen önemli bir sağlık sorunu.
Kronik ve bazen de ilerleyici bir mikropsuz tiroid iltihabı.
Zaman zaman duraklamalarla seyretse de genelde bez daha büyük alanlarını tahrip etmeye başlıyor, bu da (doğal olarak) hastaları tedirgin ediyor.
Elimizde haşimato hastalığının ilerlemesini durduracak herhangi bir ilaç yok.
Sadece selenyum desteğinin işe yarayabileceğini gösteren bazı küçük araştırmalar var, hepsi o kadar.
Peki “alkali beslenmek haşimatonun ilerlemesini durdurabilir mi?”
Bu hemen her sağlık sorununu alkali beslenmeyle çözebileceklerini iddia edenlerin ortaya attığı bir palavradır.
Ellerinde hiçbir kanıt yok.
Kısacası sorunun yanıtı net ve açık: Alkalen beslenmenin ya da alkalen sıvılar, İngiliz tuzları, bikarbonat tozları filan içmenin haşimato hastalığına da başka hastalıkların tedavisine de olumlu bir katkısı olmaz.

UNUTMAYIN

Osteoporoz=Az hareket + kötü beslenme

Osteoporoz patlamasının arkasında beslenme ve aktivite günahlarımız var. Beslenme yanlışlarımız yeteri kadar kalsiyum tüketmememizle, yoğurdu, peyniri değil, sütü tercih etmemizle de ilgili değil.
Başka yanlışlarımız da var. Önce şunu bir bilelim: Çok süt içenlerin kemikleri zannedildiğinin aksine pek de sağlam olmuyor. Sütün en çok tüketildiği ülkelerin başında ABD var ama osteoporoz ve buna bağlı kemik kırıklarının en yaygın görüldüğü ülke de yine ABD. Neyse.
Beslenmede yaptığımız hatalar kalsiyum kaynaklarını iyi bilmememizle ilgili. Bir diğer yanlışımız da kalsiyumdan zengin beslenerek ya da kalsiyum hapları yutarak problemi çözülebileceğini zannetmemiz.
Oysa kemiğin ham maddesinde magnezyum, potasyum, omega-3 yağ asitleri, boron gibi başka pek çok şey var.
Ayrıca A vitamini, C vitamini, B grubu vitaminler de kemik sağlamlığı için zorunlu elemanlar. Bunlar olmadan da kemik sağlamlığını koruyamıyor.
Kemiğin iç yapısını oluşturan destek dokusunun dayanıklılığı içinse bağ dokusu bileşenlerine yani tip 1 kolajene, glukozaminoglukan, kondroidin ve hiyalüronik aside ihtiyaç duyuluyor.
Bütün bunların en güçlü kaynağı ise kemiği ile tüketilen et ürünleri. Ve biz “kemikli eti tencerede kısık ateşte kaynatıp suyuyla tüketmeyi” unutalı yıllar oldu.

OKUR SORUSU

Neden yaşlanırız?

Bu sorunun net ve açık bir cevabı yok. Sadece teoriler var elimizde, hepsi o kadar.
Aslında bilinen şeyler de az sayılmaz. Mesela yaşlanmaya programlı olduğumuz kesindir.
Mesela oksidan zararların, paslandırıcı etkilerin yaşlanmayı hızlandırdıkları da tartışılmaz.
Kötü beslenmenin, az hareket etmenin, stresi çok, uykusu az bir hayat sürmenin de yaşlanmayı hızlandırdığını net ve açık olarak biliyoruz.
Ama bütün bunlardan daha az önemli olmayan mühim bir ayrıntı da şu:
Eğer kendimize iyi bakabilirsek daha iyi yaşlanıyoruz.
Yaşlanmanın yıpratıcı etkilerinden daha uzak kalıyoruz.
Daha az hastalanıp daha sağlıklı bir ömür sürme şansı yakalıyoruz.

Yaşlanmayla kavga etmeyin!

Yaşlanmak doğal olarak bazı sorunları da beraberinde getirir. Bunu ben de biliyorum.
Ve ben de biliyorum ki her yeni yaş biraz daha yorgunluk, güçsüzlük, biraz daha uyku kaybı, ağrı, acı anlamına da gelebilir.
Ama ne var ki alınan her yaş aynı zamanda bir “deneyim zenginliği”dir. Bir “tecrübe birikimi”dir. Bir “bilgelik yolculuğuna çıkmak” ve “huzurun kıymetini daha iyi anlamak” demektir.
Ve her yeni yaş bana göre farklı bir güç ve farklı bir zarafettir.
“Zarafetle yaşlanmak” derken anlatmak istediğim de budur.
Zarafetle yaşlanmayı kabullenmek demek, yaşlılığı reddetmemek, yaşlılıkla kavga etmemektir.
Yaşlanmanın tadını çıkarıp kalan ömrü keyifle sürdürebilmektir.
Size tavsiyem şudur: Yaşlanmayla kavga etmeyi aklınızdan bile geçirmeyin.

X