"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Atıştırmak mı yatıştırmak mı?

Atıştırmak iyi mi, kötü mü? İnsülini yatıştırır mı, patlatır mı? Kilo mu aldırır, zayıflatır mı? Bunlar son günlerin en popüler beslenme soruları. “Atıştırmak sağlığa faydalı mı, zararlı mı?” sorusuysa en çok ilgi çeken tartışmalardan biri. Peki, doğrusu ne?

Atıştırmak kısaca “kilo alımına ve obeziteye sebep olabilecek zararlı yiyeceklere karşı kontrolsüz bir eğilim içinde olma” durumu olarak tanımlansa da bu iş günlük beslenmenin ayrılmaz bir parçası.
Atıştırmalıklar dikkat edilmezse tehlikeli bir sürecin (yani obeziteye giden yolculuğun) ilk adımı olabiliyor.
Konunun bir diğer boyutu da şu:
Eğer açlığınızı gidermek için değil de “damaklar çatlasın, mideler bayram yapsın” yaklaşımıyla keyif için atıştırıyorsanız bu kötü bir şey.
Kötü, çünkü o atıştırmalıkların çoğu maalesef yüksek kalorili ve içi vıcık vıcık zararlı madde (şeker, nişasta, un, trans yağ) yüklü.
Konunun bir de “insani” boyutu var:
Yorucu çalışma temponuza ara verip dinlenmek, konsantrasyonunuzu yükseltip enerji yüklenmek ya da dost sohbetlerini daha keyifli hale getirebilmek için sağlıklı şeyler atıştırıyor, bunu yaparken de doğru atıştırmalıkları seçiyorsanız “atıştırmak” kabul edilebilir bir beslenme davranışı.
Bu gibi durumlarda azıcık hoşgörülü olmak mümkün:
Çay veya kahve ile desteklenmiş bir parça bitter çikolatanın ya da çeyrek simitle süslenmiş bir dilim beyaz peynirin sağlığa verebileceği zararı yok sayabiliriz.
Üstelik bu tür “kaçamakların” psikolojik kazanımları bile olabilir!
Ne var ki insülin direnci ya da aşırı insülin üretimi (Hiperinsülinemi) sorununuz varsa atıştırma alışkanlığa dönüşüp bir kilo ve hatta obezite tetikçisi haline gelebiliyor.
Özeti şudur: Atıştırmak bazen iyi, bazen kötü bir şeydir ama doğrusu sağlıklı bir atıştırmalık seçip makul miktarda tüketebilmektir.

Hangi atıştırmalıklar tehlikeli?

Atıştırmalık konusunda temel prensibimiz, “ifrat ve tefritten uzak durup makul noktada kalmak” olmalıdır.
Miktar çok abartılır ve sık tekrarlanırsa sağlıklı saydığımız atıştırmalıklar bile sağlığa zarar verebilir.
“Un, şeker ve trans yağ yüklü” atıştırmalıklar ise en küçük parçalarıyla bile sağlık düşmanıdır.
Kimi dişlerimizi çürüttüğü, kimi bağışıklık sistemimizi baskıladığı, kimi hipoglisemi ataklarını ve insülin direncini tetiklediği, kimi de bel çevremizi genişletip göbek bağlattığı için bu tür atıştırmalıklardan kendimiz de uzak durmalıyız çocuklarımızı da uzak tutmalıyız.
Örnek mi? Cipsler. Örnek mi? Gofretler. Örnek mi? Şekerlemeler. Örnek mi? Gazlı, kolalı meyveli içecekler, bugünlerde pek moda olan “ice tea” olarak bilinen şeker yüklü zararlı ürünler.
Diğer taraftan çocukların yemeklerden hemen önce atıştırma yapmaları da doğru değildir. İştahları kapanıp beslenme düzenleri bozulabilir.
Biz yetişkinler içinse akşamın geç saatlerinde, hele hele yatmadan hemen önce yapılan atıştırmalar lüzumsuz ve tehlikelidir.
Bu yanlış reflü sorununu azdırabilir ve uykunun kalitesini bozar.

Zararsız atıştırmalıklar hangileri?

Peki hangi atıştırmalık sağlıklı? Bana göre “protein zengini” ya da “protein yapısı güçlendirilmiş” atıştırmalıklar daha güvenli. Yoğurdu, ayranı, peyniri bu gruba rahatça yerleştirebiliriz.
Çok fazla protein içermeseler bile “yapıları” nedeniyle ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumları da -miktarları abartmamak koşuluyla- aynı gruba dâhil edebiliriz (bir defada 30 gramdan fazla kuruyemiş tüketmeyin).
Dilimlenmiş salatalığı, domates parçalarını, yeşilbiberi, hatta iyice yıkanmış taze çiğ karnabaharı da iyi atıştırmalıklar listenize kaydedin.
Meyveler de bu listede yer bulabilirler ama dikkat etmeniz gereken şey şu: Çok tatlı meyveleri bırakmak ve bir porsiyondan fazla atıştırmak yok! Elma, mandalina, portakal, kivi, armut ideal seçimler.

Mide hapları kalça mı kırıyor?

Bilgi yeni değil, eski. Arkasında da ciddi bilimsel veriler var.
Mesela Pennsylvania Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırma, mide asidini azaltmak için kullanılan omeprazole, esomeprazole gibi bazı ilaçların kalça kırığı riskini -özellikle 50 yaş sonrasında- artırabileceğini gösteriyor.
Mide ülseri, gastrit ve reflü hastalığının tedavisinde kullanılan bu ilaçlar uzun süre ve önerilenden daha yüksek dozlarda kullanıldıklarında kalça kırığı riski de yükseliyor.
Bunun arkasında yatan nedenin, ilaçların vücuttaki kalsiyum ve D vitamini ile etkileşime girmesi olduğu düşünülüyor.
Bu araştırmanın daha kapsamlı başka araştırmalarla desteklenmesi gerekiyor ama şimdilik bu ilaçları sadece doktorunuz önerdiğinde ve önerdiği dozda kullanmaya dikkat etmeniz akıllıca olacaktır.

X