5 SORU 5 CEVAP

İyi huylu kolesterol nasıl yükseltilir?

Haberin Devamı

İyi huylu kolesterol (HDL) seviyesi, vücudumuzun sağlık sigortalarından biridir. HDL yüksekliği, kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere birçok sorundan bizi korur. Laboratuvar kayıtları, HDL değerinin alt sınırını belirtmez, 45 mg/dl’den yüksek olmasını normal kabul eder. Peki, sağlığımız için bu denli önemli olan ve “yüksek olması çok iyi” diye yorumlanan HDL’yi artırmak için neler yapılabilir?
* Eğer sigara içiyorsanız işe onu terk ederek başlayın. Bu sayede HDL’niz yüzde 10 oranında yükselecektir.
* Kilo sorununuz varsa derhal fazla yağlarınızdan kurtulmak için bir beslenme programına başlayın. Kaybettiğiniz her 3 kilo, size 1 mg/dl HDL artışı olarak dönecektir.
* Fiziksel aktivite, HDL’nin dostudur, HDL de kalbinizin. Bir araştırmanın sonuçlarına göre; 2 ay boyunca, haftada 5 gün, günde 30 dakika yürüyüş yapanların HDL değerlerinde yüzde 5 artış oluyor. Gün içerisinde toplam 30 dakika zaman ayıramıyorsanız 3 defa 10 dakika şeklinde kısa kısa da yürüyebilirsiniz.
* Elbette beslenme alışkanlıkları da HDL seviyesiyle yakından ilgilidir. Dengeli bir beslenme planında yüzde 30 oranında yağ vardır. Bu toplamın içerisinde trans yağların hiç bulunmaması, doymuş yağların da günlük enerji getirisinin yüzde 5-7’si kadar olması beklenir. Badem, ceviz, fındık, keten tohumu, zeytin ve zeytinyağına öncelik verin.
* Alkol kullanma alışkanlığınız varsa, bunun erkekler için 2, kadınlar için 1 kadeh kırmızı şarap ile sınırlı olduğunu hatırlatalım.
* Besin desteği olarak niasin (B3 vitamini) ve omega-3 de HDL’yi yükseltir. Doktorunuza danışmadan kullanmamanız gerektiğini hemen ekleyelim.

Haberin Devamı

NOT ALIN

D vitamini nasıl kullanılmalı?

D vitamininin yalnızca dişlerimiz ve kemiklerimiz için gerekli olmadığını, bağışıklığımıza destek olup bizi soğuk algınlığından olduğu kadar kanser riskinden de koruduğunu biliyoruz.
Damarlarımızın esnekliğini gözetip damar sertliğini engellediği, karbonhidrat metabolizmasını desteklediği de artık bilgilerimiz arasında.
Uzmanlar, yılda en az bir kere, mümkünse iki kere (yaz sonu ve ilkbahar) kanda D vitamini seviyesi kontrolü yaptırmayı öneriyor ve bu değerin kesinlikle 30 ng/ml’nin altında olmaması, tercihen 80-100 arasında korunması gerektiğini belirtiyorlar.
D vitaminin iki önemli kaynağı var: güneş ışınları ve dışarıdan alınan destekler. Gıdaların D vitamini getirisi ne yazık ki pek az! Balık, karaciğer, yumurta sarısı, süt gibi kısıtlı bir liste var elimizde. Güneş ışınlarından cilt kanseri kaygısı ile kaçındığımızdan veya yaşadığımız ortam, iklim ya da mevsim uygun olmadığından D vitamini düzeyimiz -özellikle kışın- inişe geçiyor.
Bizce depoları doldurmanın en emin yolu, ağızdan D vitamini desteği almaktır. Bunu kapsül, damla ya da ampul olarak kullanmak mümkün. Şu nokta çok önemli: D vitamini vücutta biriktiği için mutlaka hekim takibi gerekir. Tahlil yaptırıp sonucunu doktorunuzla paylaşmadan kendiniz D vitamini kullanmamalısınız. D vitamini kullanımı bazı hastalıklarda sakıncalı olabilir. Kimi ilaçlarla D vitamini kullanımı sorun yaratabilir.
Yaklaşık 3 ay süreyle, günde 100 UI D vitamini almakla kanda D vitamini düzeyinin ancak 1 ng/ml arttığını bilerek sabırla ve dikkatle eksiği tamamlayıp seviyeyi korumak lazımdır. Piyasada bulunan D vitaminlerinden damla olanının 8 damlası 1000 UI ederken ampullerin 1 damlasında 1000 UI D vitamini bulunmaktadır. Bu farklılıklar nedeniyle tedavi planını mutlaka doktorunuz yapmalı ve belirli aralıklarla kan düzeyini kontrol etmelidir.

Haberin Devamı

BİR SORU

B12 desteği gerekli mi?

B grubu vitaminler içerisinde çok önemli bir yere sahip olan B12, kan hücrelerinin oluşumunda ve demirin kullanımında rol alır; sindirim ve besinlerin emilimi için gereklidir; protein, karbonhidrat ve yağ metabolizmasında etkilidir; sinir hasarını önler; hücre bölünmesi için zorunludur; bellek fonksiyonlarını destekler. Eksikliğinde baş ağrısı, yorgunluk, sinirlilik, çarpıntı, kulak çınlaması, konsantrasyon kaybı, depresyon, dilde iltihaplanma, tat duyusu eksikliği, kabızlık, sindirim problemleri yaşanabilir. B12’den en zengin gıdalar et, tavuk, balık, yumurta ve süt ürünleridir.
Dengeli bir beslenme planı olan, genç erişkinlerde B12 eksikliğine pek rastlanmaz. Yaşlanıp mide asidi azaldıkça B12 emilimi düşer. Aşırı alkol tüketimi, yetersiz beslenme, vejetaryenlik, gebelik, hipotiroidi, sindirim ve pankreas sorunları, mide operasyonları, inflamatuvar bağırsak hastalıkları, otoimmün hastalıklar, uzun süre şeker-insülin düşürücü veya mide koruyucu ilaç kullanımı B12’yi azaltır.
Kalsiyum, kahve, acı biber B12 emilimini artırır. Günde 2,5 mcg olan gereksinim yaşlandıkça 15 mcg’a kadar yükselir. Depoları doldurmak için önerilen 2000 mcg’lık günlük destek yaklaşık 1 ay sonra yarıya iner.
B12 seviyesini koruyabilmek için kanda 700-900 pg/ml düzeyini yakalayıp daha sonra belirli aralıklarla kan kontrolleri yaparak idame tedavisini sürdürmek en iyi yöntemdir.

Haberin Devamı

BİR BİLGİ

Omega-3 düzeyi ölçülebilir mi?

Başta beyin, kalp-damar ve eklemler olmak üzere tüm sistemlerin sağlığı için omega-3 vazgeçilmezdir. Düşük omega-3 düzeyine sahip olmak, kalp krizine, depresyona, bunamaya ve daha pek çok ciddi sağlık sorununa davetiye çıkarmakla eş değerdir.
Omega-3 düzeyini korumanın birinci koşulu, tartışmasız dengeli beslenmektir. Balık, keten tohumu, zeytin ve zeytinyağı, ceviz, koyu yeşil yapraklı sebzeler en önemli omega-3 kaynaklarıdır.
Haftada iki kez balık yemekle günde 250 mg omega-3 alınır. Bir araştırmaya göre haftada bir kez balık yemek bile kalp kaynaklı ölümleri yüzde 15 azaltmaktadır. Bir başka çalışmada, her gün 850 mg omega-3 desteği kullanan bir erişkinin koroner kalp hastalığı riskinin yüzde 25 azalacağı bildirilmiştir.
Omega-3 seviyesini öğrenmek, ne dozda ve ne süreyle omega-3 alınması gerektiğini bildirmesinin yanı sıra kalp-damar hastalıklarının ve kalp kökenli ani ölümlerin riskini öngörebilmek açısından da önemlidir.
Vücudumuzun omega-3 rezervi bir test yardımı ile hesaplanabilir. Omega-3 Index adlı test henüz rutine girmedi. Bunun birinci nedeni nispeten pahalı bir test oluşudur. İkincisi de omega-3’ün normal değeri olarak kesinleşmiş bir sayının olmayışıdır.
Uzmanlar yalnız omega-3 seviyesini araştırmaktan daha önemlisinin omega-6/omega-3 oranını bilmek olduğu konusunda hemfikirdir. Sağlıklı ve dengeli beslenen, düzenli aktivite yapan bir erişkinde omega-6/omega-3 oranı 1/1 olmalıdır.
Oysa günümüzde beslenme ile fazladan yüklendiğimiz omega-6 kaynakları bu oranı bozup 10/1’e getirmiştir. Sonuç olarak, yapılması gereken en uygun davranış, bir uzmanla omega-3 desteği konusunu paylaşmak ve bir beslenme uzmanı ile görüşerek omega-3 ve omega-6 tüketimini belirleyip oranı dengelemeye çalışmaktır.

Haberin Devamı

BİR UYARI

Haşimoto hastalığı kanser yapar mı?

Haşimoto hastalığı (Haşimoto tiroiditi), tiroit bezinin otoimmün hastalığıdır. Kadınlarda 7 kez daha sık görülen bu sorunda hastanın bağışıklık sistemi, tiroit bezi hücrelerini bakteri ya da virüs gibi bir antijen olarak algılar.
Ürettiği antikorların kandaki seviyesi, hastalığın kesin tanısını koydurur. Çoğunlukla tiroit bezi normal faaliyetini sürdürüp yeterli miktarda hormon yapabildiği için ilaç tedavisi gerekmez. Bazen az hormon üretildiği için tiroit tembelleşir ve hipotiroidi gelişir.
Haşimoto hastalığının takibinde belirli aralıklarla kanda tiroidi çalıştıran TSH ve tiroidin ürettiği FT3, FT4 hormonları ile anti-TPO ve anti-Tg antikorlarına bakmak ve tiroit ultrasonografisi yapmak gerekir.
Haşimoto hastalığı ile tiroit kanseri arasında bağlantı olup olmadığı yıllardır tartışılmaktadır. Uzun bir zaman aralığına yayılan ve yüksek katılımcı sayısı ile yapılan bir çalışmada Haşimoto hastalığı olanların yüzde 30’unda papiller tiroit kanseri görülmektedir.
Haşimoto hastalığının daha önemli riski ise başka otoimmün hastalıklara zemin hazırlamasıdır: Tip1 diyabet, vitiligo, romatoit artrit, lupus, Addison hastalığı gibi...
Özetle, Haşimoto hastalığı tanısı konulduğu andan itibaren düzenli olarak tetkik yaptırmak ve sonuçları doktorla paylaşmak gerektiği de bilinmelidir.

Yazarın Tüm Yazıları