"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

10 mucize molekül

Neredeyse avuç avuç yuttuğumuz vitamin hapları bizi daha güçlü, daha sağlıklı mı yapıyor? Sorunun herkes için uygun olabilecek net ve açık bir yanıtı yok. Muhtemelen onlara ihtiyaç duyduğunuz bazı yaşlar, bazı dönemlerde gereksiz yere hap yuttuğumuz evreler de var. Bana göre bazı özel durumlar (veya dönemler) dışında doğal mucizelerden doğal halleriyle yararlanmak, haplara gerek kalmadan, sadece doğru beslenerek onlardan faydalanmak en doğru yol. Hatta önceliğimizi buna vermemiz daha doğru. Zira bu mucizeler taze ve doğal besinlerde zaten bol bol var. İşte onların ilk 10’u ve doğal kaynakları...

Beta karoten: Beta karoten, A vitamininin öncü maddesi ve çok güçlü bir antioksidandır. Sarı, turuncu renkteki meyve ve sebzelerin çoğunda bulunuyor. Havuç ve kayısı ise en zengin kaynaklar.
Likopen: Kırmızı mucize olarak bilinen bu doğal antioksidan, kanserden damar sertliğine kadar pek çok soruna çare olarak gösteriliyor.
Cilt yaşlanmasını geciktirdiği de doğru. En çok bulunduğu besinlerin başında domates ve domates ürünleri (salça, domates suyu) geliyor.
Diyetinize bol bol pişmiş domates ekleyin. Kayısı, karpuz ve pembe greyfurtta da likopen bulunuyor.
Kuversetin: Bu antioksidan madde, özellikle kanserden korunma ve virüs enfeksiyonlarını önlemede etkili. En zengin olduğu besinlerin başında kırmızı soğan ve elma geliyor.
Bu nedenle her gün bir soğan ve bir elma yemek son derece mantıklı.
Antosiyaninler: Siyah, mor ya da koyu kırmızı sebze ve meyveler en zengin kaynaklar. Son derece güçlü bir antioksidan ve kanserden ve damar sertliğinden korumada oldukça faydalı bulunan bu maddenin yabanmersini, kiraz, vişne ve üzümde bol bulunduğu aklınızda olsun.
Karadut ve böğürtlen de çok güçlü birer antosiyanin kaynağıdır.
Resveratrol: Üzüm ve şaraptaki siyah mucize olarak ünlenen bu değerli antioksidanın üzüm asmasının yaprağında, pekmez ve üzüm suyunda da bulunduğu aklınızda olsun.
Üzüm yemek, üzüm suyu içmek ve pekmez yemek bu nedenle akılcı.
Sülforafan: Bilinen en güçlü, doğal kanser koruyucu maddelerden biri olan sülforafanı lahana, karalahana, karnabahar ve turpta bol miktarda bulabilirsiniz.
Kapsaisin: Son yıllarda önemi daha da anlaşılan kapsaisinin metabolizmayı hızlandırdığı, kolesterol seviyesini az da olsa azalttığı, iltihabi süreçleri baskıladığı kanıtlandı.
Kırmızı bibere acısını veren madde de aynı kimyasal. Kırmızı acı biber bu nedenle tavsiye ediliyor.
Kateşinler: Üzerinde en çok çalışılan antioksidan gruplarından biri. Çok sayıda kateşin var ve hepsi faydalı, hepsi değerli.
En zengin kaynakları ise çay ve böğürtlengiller. Yeşil çayda siyah çaydan biraz daha fazla bulunuyor.
Elajik asit: Yıldızı son yıllarda parlayan güçlü bir antioksidan.
Üzüm, kiraz ve çilekte bulunuyor ama en zengin olduğu yiyeceklerin başında nar var. Her gün dörtte bir su bardağı kadar nar suyu, ihtiyacı karşılıyor.
Pektin: Kıymeti son yıllarda anlaşılan bir madde çok güçlü bir kolesterol azaltıcı olarak tanımlanıyor. Elma ve greyfurt en çok bulunduğu yiyecekler.

Glukozamin şekeri yükseltir mi

Soruyu şöyle de sorabiliriz: Glukozamin şeker hastalarına zarar verebilir mi?
Yanıt için isterseniz glukozamini neden, ne zaman kullanıyoruz sorusuna yanıt vererek başlayalım.
Glukozamin, artriti yani “eklemlerde kıkırdak yıpranması” olanlara yardımcı olsun, ağrıları azalsın diye kullanılan doğal desteklerden biri.
Glukozaminle ilgili ilk yazıyı 2000’li yılların başında yine bu köşede yazdığımda pek çok meslektaşımdan, özellikle de ortopedistlerden “etkinliği kanıtlanmamış şeylerle halkın kafasını karıştırmakla” suçlandığımı iyi hatırlıyorum. Tıbbiyede hepimizi nasıl da birer “ilaç tutkunu hekim” olarak yetiştirildiğimizi pek iyi bildiğimden bu eleştirilere hiç alınmadım.
Zaman beni haklı çıkardı, şimdilerde “dizim ağrıyor, belim tutuluyor” diyen birine bir glukozamin hapı önermemek ayıp oldu.
Hatta sadece eklem ağrılarından şikâyet edenlere değil, yaşı ilerleyince bu sorundan uzak kalmak isteyenlere, fazla kilosu olup da diz ve kalçasına aşırı yük bindirenlere, spor yaparken eklemlerini travmadan korumak isteyenlere de glukozamin hapları tavsiye edilir oldu. Neyse...
Şu önemli ayrıntıyı belirteyim: Piyasada satılan glukozaminlerin hepsi aynı değil. Çoğu maalesef etkili olmuyor. Bazı ürünlerin içinde pakette yazdığı kadar glukozaminin varlığından bile kuşkulanıyorum. Ayrıca glukozamin mideye dokunan, şişkinlik, gaz, ishal gibi sorunlar yaratabilen bir destek, yani sicili yüzde yüz temiz bir ürün de değil.
Neyse ki glukozamine yeni alternatifler de geliştirildi. Yumurta kabuğu kaynaklı GAGlar (NEM) ve Amerika’da reçeteyle satılan kateşin kökenli (flavocoxoid) ürünler de “doğal artrit savaşçıları” listesine eklendi. Yakında Curcuma Longa/Curcumin ihtiva eden ağrı kesici, ödem azaltıcı, iltihap baskılayıcı doğal antiromatizmal haplar da hizmetinizde olacak gibi görünüyor.

Elde kesin bir kanıt yok!

Gelelim glukozaminin kan şekerini yükseltip yükseltmeyeceği sorusunun yanıtına...
Glukozamin vücudumuzda zaten doğal olarak bulunan bir madde. Kıkırdak ve kemik gibi dokulardaki glukozamin ve GAG’ların yapısında o zaten var.
İşini iyi görebilmesi için de insüline ihtiyaç duyuyor, glukozaminin hücre içine girmesi insülin tarafından uyarılan glukoz taşıyıcı proteinler sayesinde oluyor.
Ama ben lafı uzatmadan hemen sonuca geçeyim: Güvenilir pek çok araştırma gösterdi ki, glukozamin kullanımının kan şeker seviyelerini olumsuz etkilemesi –en azından mevcut veriler dikkate alınırsa- pek mümkün görünmüyor.
Ama ben prensip olarak bu ürünü şeker hastalarına tavsiye etmiyorum. Kullanmakta ısrar edenlerin de glukozillenmiş hemoglobin (hbA1c) seviyelerini daha sık kontrol ettirmelerini öneriyorum.
Aynı şekilde insülin direnci olan hastalarımı da glukozaminden uzak tutuyor, onlara kurkumin, flavocoxoid veya yumurta kabuğu esaslı diğer alternatifleri tavsiye ediyorum.
Bu listeye chandroidini de eklemek doğru olur.

Daha çok antioksidan daha az hastalık

Sebze ve meyvelerde bolca bulunan antioksidanlar, hücrelerinizin paslanmasına, okside olmalarına ve dolayısıyla yaşlanmalarına neden olan serbest radikal saldırılarını önleyen doğal ilaçlardır.
Uzmanlara göre, hemen her hücremiz günde en az 10 bin adet oksitleyici saldırıya maruz kalıyor.
Kırmızı sarı, yeşil, mor fark etmez, bu renkli mucizelerin hemen hemen hepsi, hücrelerimizi bu saldırılardan koruyan çelik kalkanlar gibi çalışıyor ve serbest radikalleri kontrol altında tutuyorlar.
Sağlıklı ve uzun bir yaşamın anahtarının serbest radikal saldırılarına karşı hücrelerinizi koruma altına almak olduğunu unutmayın.
Daha çok antioksidan, daha az kanser, kalp krizi, felç, bellek kaybı demektir.

Koenzimi nasıl kullanmalıyım?

Hücrelerimizi onaran, metabolik süreçler sonucu açığa çıkan çöplerimizi yani serbest radikalleri etkisiz hale getiren koenzim q10 çok etkili bir antioksidandır.
Hatta “en etkili antioksidan” desek yeridir. Kan basıncını ayarlama, kalp yetmezliğine destek olma, kan yağlarını düşürmek için kullanılan statin grubu ilaçların kas ve karaciğer üzerine yan etkilerini azaltma, migren, Alzheimer, Parkinson hastalıklarına karşı koruma, kansere karşı direnci artırma gibi geniş bir yelpazede etkinliği olan bu değerli desteği gıdalarla da alıyoruz aslında.
Soğuk denizlerin yağlı balıkları (Tuna, somun, uskumru ve sardalya) başta olmak üzere, et grubu gıdalarda ve bitkisel yağlarda koenzim q10 var.
Ancak ilerleyen yaş, yüksek stres, hava, su ve gıda kirliliği ile artan serbest radikal oranlarıyla mücadele etmek ve sağlık sorunu yaşamamak adına alınacak en iyi önlemlerden birinin düzenli olarak koenzim q10 desteğinden yararlanmak olduğu pek çok uzmanın ortak kanaati.
Günde 30-50 mg’dan başlayıp 1200 mg’a kadar kullanıldığı durumlar sayılıyor. Özellikle emiliminin daha yüksek olduğu yağlı ortamı yakalayabilmesi için koenzim q10 desteğini yemeklerde ya da hemen sonra almak en iyi kullanım şekli olarak öneriliyor.

X