"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Yalaka polemiğinde kim kazandı kim kaybetti

Kemal Kılıçdaroğlu ve Hülya Avşar arasındaki yalaka polemiğinde kim ne kazandı ne kaybetti? Hemen olayı karnelersek:

KAZANDI: Kılıçdaroğlu. Çünkü kibar olmayı bıraktı. Bodoslama daldı. Sonuçta siyasi ortamın dili bu: Agresif olacaksın, lafı gediğine oturtacaksın, öyle dolambaçlı bir üslup kullanmayacaksın. Kıvraklık en çok tutunacağın dal olacak.
Halk (hangi taraftan olursa olsun) bu gladyatörlükten hoşlanıyor, ona alkış tutuyor.
KAZANDI: Hülya Avşar. “Onu daha efendi sanırdım. Ben fikirlerimi, inandığımı özgürce söylemeye devam edeceğim. Bir hancı olarak yolcu olan Kılıçdaroğlu’nu görmezlikten geliyorum. Düşüncelerini özgürce ifade eden kişilere saygı duyuyorum” diye hayli olgun ve beklenmedik bir yanıt vererek...
Sonuçta Avşar’dan daha yırtıcı bir yanıt gelebilirdi. “Yalaka” lafından sonra beklenti bu yöndeydi.
Ama o tam aksi davrandı. Başka bir yerden vurdu.
KAYBETTİ: Kılıçdaroğlu. “Hülya Avşar kim, sanatçı mı?” diyerek. Hülya Avşar’ın tutumunu, düşüncesini ve hatta kendisini sevmeyebilir, nefret de edebilir. Ama sanatçı mı değil mi sorgulamasına girmeye, küçümsemesine gerek yoktu.
KAYBETTİ: Hülya Avşar. “Kılıçdaroğlu’nun lider olmadığını biliyorum, siyasetçi olduğundan da emin değilim” diyerek...
Bu aslında Kılıçdaroğlu’nun “O kim, sanatçı mı?” lafına karşılık bir misilleme.
Elbette Kılıçdaroğlu bir parti lideri ve siyasetçi.
Misillemenin en kötü yanı bu, karşı tarafın söylediğini üzerinize alınmış ve dahası kabul etmiş oluyorsunuz.
Bu yüzden aynı küçümsemeyle karşılık vererek tongaya düşüyorsunuz.

Exodus’taki o cümle

Hz. Musa’nın evlilik sahnesinde iki tarafın da tekrar ettiği bir cümle var. Çok hoşuma gitti.
“Seni tanıdığım kadarıyla seviyorum, tanımadığım yanlarına da güveniyorum.”
Çok güzel değil mi?
Filmi izledikten beri aklımdan çıkmıyor bu cümle.
Hem gerçekçi hem teslimiyetçi hem kararlı hem de güven verici.
Hepsi bir arada.
Bu devir için zor tabii.
Kim karşısındakinin tanımadığı yanlarına yüzde yüz güvenir ki?

Peki Exodus nasıl bir film?

İlk yarıda sıkıcı, ikinci yarıda görsel efektler ve kıyamet işaretleriyle hareketlenen, ama yine de çok etkilemeyen bir film.
Sanki ruhsal bir derinliği yok.
Russell Crowe’un Nuh’u bile daha iyiydi.
Kızıldeniz’i geçme sahnesine ise film biraz farklı bir yorum getirmiş. Orası ilginç.
Tanrı olarak Hz. Musa’nın karşısına çıkan ‘şey’ (ipucu olmasın diye böyle yazıyorum) bir noktadan sonra hayli sinirli ve hırslı...
Finale doğru Hz. Musa’nın ağzından geleceğe dair minik bir kehanet kondurulmuş.
“Şimdi bizi işgalci olaracak görecekler” diyor Musa ve gelecekte kendi halkının da Firavun gibi olabileceğini ima ediyor.
400 yıl onlara çile çektirmiş Firavun gibi...

Exodus’taki gizemli türkü

Exodus: Tanrılar ve Krallar filminin bir sahnesi var.
Christian Bale’in canlandırdığı Musa’nın evlilik sahnesi.
İşte o sahnede çok kısa bir türkü duyuluyor.
Kıvrak ritimli, hoş bir türkü.
Şaşırtıcı olan, türkünün Türkçe oluşu.
Hani böyle bir filmde İbranice ya da Arapça olmasını filan beklersiniz, ama değil.
Saniyelik kullanılan bu türkünün kime ait olduğuna dair bir bilgi yok.
Ama yüksek olasılık Kardeş Türküler imzasını taşıyor.
Çünkü Exodus’un yönetmeni Ridley Scott, Cennetin Krallığı adlı filminde Kardeş Türküler’in bazı eserlerini kullanmıştı.
Exodus’a da bir tutam Kardeş Türküler katmış gibi...
NOT: Yazıyı yazarken gruba henüz ulaşamamıştım. O yüzden “gibi” diyorum.

X