"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Yaktın beni Ayhan Hanım

Farklı kıyılarda gezinen iki Türk filmi: Biri “Yaktın Beni”, diğeri “Ayhan Hanım”. İlki, salonlara peş peşe gelen komedi filmlerinin sonuncusu olarak bugün gösterime girdi. Diğeri ise bizzat yönetmenin isteğiyle önceki gün YouTube’da!

Önce ilk filme bakalım.
Uğur Yücel’li “Yaktın Beni”, bir mahalle komedisi.
Hatta bu türe sıcak mahalle komedisi bile denebiliyor.
Küfürsüz, kaba saba espriler içermediği için.
Evet bu filmde de kaba saba espri yok, peki espri var mı? Var da, pek az.
Bizdeki espri anlayışının günün sonunda dayanıp geldiği yer: Tüm özelliklerinin altı dolmakalemle çizilmiş abartılı tiplemeler.
Bu filmde iki tane var. İlki, Macit Kunt tiplemesi.
Film ona yaslanmış. Uğur Yücel oynuyor.
Hatta öyle ki döktürüyor, şov yapıyor.
Her “babalarrrr” deyişinde gülümsüyorsun.
Bir de Hasibe Eren’in canlandırdığı mafyatik kasap ana tiplemesi var. O da çok iyi.
Emrinde çalışanlara “teyzem” demesiyle filan...
Gel gör ki iki şahane tipleme uğruna tüm filmi izleyemiyor, sonuna kadar gidemiyorsun.
Ben sonuna kadar duramadım mesela.
Çünkü filmde haliyle karşına “Paramparça”daki Gülseren gibi giyinmiş, hatta onun hâl ve tavırları yüzüne sinmiş anne rolündeki Meltem Cumbul ya da hep aynı tondaki Sinem Kobal da çıkıyor arada bir.
Akış bozuluyor, sıkılıyorsun.
Zaten konu klişelerden bir demet.
“Bir doz Uğur Yücel yeter” diyorsun.

ONLARIN ANISINA...

Gelelim “Ayhan Hanım”a...
“Nefes”in yönetmeni Levent Semerci’nin, çekimleri iki yılı aşkın bir zamana yayılmış bu filmini geçen yıl onun ofisinde izleme şansım olmuştu.
Semerci heyecanlıydı.
Filmin fragmanları da o dönem çok konuşuluyordu.
Aradan aylar geçti, film bir türlü gösterime girmedi.
Ayhan Hanım’ı tam unutmuştum ki, önceki gün Semerci beklenmedik bir hareketle filmi YouTube’da vizyona soktu!
Filmin altına eklediği şu yazıyı okuyunca neden böyle bir şey yaptığını anlıyorsunuz hemen:
“Halay çekerken, dans ederken katledildiler. Suruç’ta ve Ankara’da katledilenlerin anısına...”

GİŞESİ TIK HESABIYLA ÖLÇÜLECEK

Bilmeyenler için söylemeli:

“Ayhan Hanım”, 12 Eylül döneminde bir ailenin parçalanışını farklı bir sinema diliyle anlatıyor.
Modern dans sahneleri filmin önemli bir parçası.
Özellikle, 12 Eylül sonrası yapılan işkencelerde çocukları ölen anneleri temsil eden dansçıların namaza durduğu sahne çok çarpıcı.
Hemen ardından İstiklal Marşı’nın okunması da... (Nedenini filmi izleyince anlıyorsunuz, burada açıklamayayım.)
Bu arada şu iki şeyi merak etmeden duramıyorum:
1. Bakalım “Ayhan Hanım” internet vizyonunda ne kadar gişe yapacak, pardon tık alacak?
2. Yer yer Lars Von Trier filmlerini de anımsatan “Ayhan Hanım” genç kuşağa nasıl gelecek?

Şehir Atlası

*SOHO HOUSE’UN YENİ KULÜBÜ...
Adı, Downstairs. Çünkü üyelerin girebildiği binanın eksi birinci katında.
Her cuma açık olacak. İlk gecesi bu akşam. Peki olayı ne? Basitçe, canlı müzik. Ama hayır, Türkçe pop değil, caz ağırlıklı canlı performanslar. Ambiyansı da buna müsait: 1950’ler...


*KARAKÖY’ÜN TERAS BARI...
Adı, ON10. Çünkü 10 Karaköy Oteli’nin terasında.
Gündüz de açık ama gecesi şu anda daha çok ön planda. Perşembe-cuma burada da canlı müzik olayı mevcut. Barı tam benlik. Bu arada teras dediysem, üstü kapalı tabii.

Bir Halit Ergenç tavsiyesi

Önceki gün Halit Ergenç’le Febyo Taşel’in şirketi Bomonti Müzik’in stüdyosunda karşılaştım.
Zeki Müren için hazırlanan albümde yer alacak şarkılardan birini okuyacakmış Ergenç.
Febyo ile onun hazırlıklarını yapıyorlarmış.
Biraz muhabbet ettik ve laf döndü dolaştı son dönem izlediğimiz yabancı dizilere geldi.
Ben ona Tyrant (özellikle ikinci sezonu) ve Mr. Robot’u tavsiye ettim.
O da bana, “Mutlaka ama mutlaka izlemelisin” diyerek “The Jinx: The Life and Deaths of Robert Durst” belgeselini.
Halit Ergenç öyle bir kanıma girdi ki, bir adam ve üç cinayet etrafında gelişen bu gerçek hikayeyi bir an önce izlemeliyim.

X