"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Vurur yüze ifadesi, hangi şarkıydı bu bitanesi

Epeydir harareti dinmeyen bir sosyal medya geyiği bu.
“Vurur yüze ifadesi” diye başlıyorsun, sonra kafana göre komik bir şeyler yazıp “bitanesi” diye tamamlıyorsun.
Misal: “Vurur yüze ifadesi, çişim geldi bitanesi.”
Versiyonu çok.
En son bir devlet adamı bile kullandı işte (Bakınız: Binali Yıldırım).
Virüs gibi yayılan ve artık fena halde bayan bu geyik aslında bir şarkı sözü.
Kimisi biliyor kimisi ise farkında değil.
Merve Özbey’in Yaş Hikayesi adlı şarkısında geçiyor bu söz, orijinal hali de şu:
“Vurur yüze ifadesi, bulur seni bitanesi
O an bir an için yanar, beni anlarsın.”
Deniz Erten’in sözlerini yazdığı şarkının müziği Erdem Kınay’a ait.
Sosyal medyada geyiğe dönüşen sözleri bir yana bırakırsak, aslında şarkı Merve Özbey’in (ki Helal Ettim şarkısından dolayı onun iç yakan sesine aşinayız) yorumuyla Türk işi nefis bir buruk disko.
Buruk, çünkü daha baştan “yaşanan dönem yalan çağı” diye başlıyor şarkı, dakika bir ajitasyon bir.
“Doğru” diyorsun dinlerken, “Tam da öyle”...
Gel gör ki, Merve Özbey üzülse mi sevinse mi (orası ona kalmış) şarkısı bir geyik malzemesine dönüşmüş durumda.
Belki şarkının tanıtımı için özellikle yapıldı bu geyik, orası meçhul.
Belki de çağın gereği budur bitanesi, bilemezsin.

NOT: Merve Özbey’e acilen bir stil danışmanı gerekiyor. Şarkının klibindeki hali nedir öyle? Üzüldüm gerçekten.

Birisi insin

Asansör kapasitesini aşacak şekilde tıka basa dolar.
Haliyle asansörün kapısı bir türlü kapanmaz.
Birilerinin inmesi gerekmektedir.
Yoksa o asansör kapısının kapanacağı filan yoktur.
Ama işte emir kuluysan, emir almadan inmen söz konusu olmaz.
Ancak, “Birisi insin” cümlesini duyunca inersin.
İnebilirsin.
Mantıksızlık zinciri böyle başlar.
Cumhurbaşkanı’nın asansör videosu da tam böyle olmuş.
“Birisi insin” demese kimsenin inmeyi aklına getireceği pek yokmuş. Trajik.

Koku kampüsündeydim

Önceki gün sabah saatlerinin gündemiydi, İstanbul’daki gizemli koku haberi.
Özellikle Avrupa Yakası’nda ikamet edenlerin aldığı ve kükürt kokusuna benzetilen koku kısa sürede fantastik tartışmalara da yol açtı:
Depremden önce çıkan radon gazı filan mı diye...
Tam bu gizemli koku haberinin olduğu gün, tesadüfe gel, Gebze’de bir koku fabrikasının içindeydim!
Uluslararası esans şirketi MG Gülçiçek’in yeni açtığı tesis, meğer sıradan bir tesis olmaktan çok öte bir yermiş.
Oteliyle, spa’sıyla, lounge alanları ve yurtdışından gelen bin türlü orijinal esansın yer aldığı şık laboratuvarlarıyla bir koku kampüsü kurulmuş buraya.
Hayran oldum, ama bin tane farklı kokuya maruz kaldığım için de kokulara karşı daha hassas bir hale geldim.
Mesela:
Papatya özünün gerçek kokusundan nefret ettim (çok ağırdı).
Amber ve sandal ağacı kokusuna ise bir kez daha bayıldım.
Ayrıca: Basit bir ortam kokusunun dahi 50 çeşit esansın karıştırılmasıyla ortaya çıktığını öğrendim.

X