"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Türkiye’nin en gizli saklı yeri

Benzer yerlerden sıkılanlar, kafa dinlemek isteyenler, sevgiliyle baş başa vakit geçirme derdinde olanlar ya da tam anlamıyla her şeyden kaçmak isteyenler; işte size İngiliz tescilli bir ‘kaçış’ önerisi...

Kalkan’a gelmeden hemen önce ana yoldan sapıp beş kilometrelik bir orman yolundan tıngır mıngır ilerleyerek en tepeye varıyorsun.
Öyle ki, zirveye varıncaya kadar sürekli “Nereye gidiyorum böyle? Manyak mıyım?” diye söyleniyorsun bir yandan, elde değil.
Ama 15 dakika sabrettiğinde geldiğin yer muhteşem.
Değiyor, hem de çok!
Çünkü nefis bir manzaraya bakıyorsun. Hemen aşağıda 18 kilometrelik Patara plajı boylu boyunca uzanıyor.
Ufukta dağlar yan yana sıralanıyor.
Dört bir yanın zaten orman. Zeytin ağaçları da cabası.
Burası Prima Donna.
The Times Travel’ın 2013 yılında Türkiye’nin en iyi 20 kaçış noktası listesinde ilk sırada yer almış, henüz iki yıllık bir butik otel.
Bölgenin hakimi olan İngilizler çoktan keşfetmiş yani.
Bizden daha çok tadını çıkarıyorlar.
BİR ‘NEREDEN NEREYE’ HİKAYESİ
Dağın başındaki Prima Donna’yı sıfırdan yaratan, taş ve ahşap malzemeyle kotarılmış beş evin (oda demek haksızlık olur) her şeyiyle bizzat ilgilenmiş Cengiz Aksoylar ise aslında bir şehir adamı.
Ama işte hayatın akışı onu buralara getirmiş.
30’undayken doktorluğu bırakıp gayrimenkul sektörüne girmiş Aksoylar.
Bir gün yolu arazi alımı için Patara civarına düşmüş.
İstediği arazi olmamış ama onun yerine bu en tepedeki yeri keşfetmiş.
Satın almış ama 10 yıl boyunca hiç ilgilenmemiş.
Ve derken üç yıl önce inşaata başlamış.
Şimdi halinden memnun Aksoylar:
“Gündüz Patara sahiline bakmanın huzuru gece ise Likya Uygarlığı’nın beş kentine bakmanın büyüsünü hissediyorum.
Bu manzaraya yukardan bakmak güç veriyor.”
HER GÜN DENİZE GİRECEKSEN GİTME
Prima Donna denize beş-altı kilometrelik bir mesafede olduğu için daha çok doğasever bünyelere sesleniyor.
Bir de kendi halinde takılıp kafa dinlemek isteyene.
Cengiz Aksoylar tüm evleri gerçekten ev sıcaklığında dekore ettiği için kendinizi iyi hissediyorsunuz üstelik.
Otelde kalıyormuş hissi pek yok.
Kısacası bu şahin tepesi konumlu ilginç butik otel, The Times’ın da hakkını verdiği üzere, son yıllarda gördüğüm en gizli saklı yerlerden.
Yolunuz düşerse, kalmasanız bile, sırf manzaralı akşam yemeği yemek için bile gitmeye değer.

Ve Kaş ve Kalkan

* Kalkan ne kadar yaşlı ve İngiliz’se Kaş o kadar genç ve bohem Türk...
* Kalkan’ın gece hayatı iki bardan ibaretse (Chocolate ve Mojito) Kaş’ın gece hayatı bir o kadar eğlenceli, renkli (No 11, HiJazz ve Deli Bakkal Likörhanesi’ne gidiniz).
* Kalkan ne kadar liberalse Kaş bir o kadar solcu ve hatta yer yer feminist...
* Kalkan’ın artık yerlisi olmuş İngiliz’i kışın dahi burayı pek terketmiyorsa, Kaş’ın yerlisi olmuş bohem Türk’ü kışın Hindistan ellerine kaçıyor illa ki.
* Kalkan’ın ev yemekleri yapan meşhur Vanilya’sı varsa Kaş’ın da Ortadoğu usulü mezeleri baştan çıkarıcı Zaika’sı var.

Koton doğru mu yaptı yanlış mı
Koton’un çocuk giyim bölümü için yaptığı reklam kampanyasındaki slogana (“Büyünce ne olacağımızı bilmiyoruz, ama şık olacağımız kesin”) ben de takılmış, eleştirmiştim (10 eylül tarihli yazı).
Son günlerde sadece bu slogana değil, kampanyanın tüm içeriğine yoğun bir şekilde tepki yağmaya başlamış, Pedagoji Derneği reklamı “çocuk istismarı ve pedofili” yönünden eleştirmiş, hatta imza kampanyası bile düzenlenmişti.
Sonunda Koton geri adım attı.
Tepki alan sloganı kampanyadan çıkardı.
Ama kampanyanın diğer sloganlarının ve onların yer alacağı billboard’ların aynen devam edeceğini duyurdu.
Şimdi Koton’un bu kararı tartışılıyor.
Kimisi eleştirileri dinlediği için “Bravo” diyor markaya, kimisi “Bir slogan çıkarmakla olmaz, tüm reklam kampanyası kaldırılmalı” diye tepki göstermeye devam ediyor.
Peki sizce ne olmalı?
Koton’un tavrı mı doğru yoksa tepki gösterenler mi haklı?
Ben bu kez kararsız kaldım.
Evet, çocukların yetişkin gibi giydirilip afişlere taşınması tuhaf. Ama günümüz çocukları da yirmi yıl öncesinin çocukları gibi değil ki…

X