"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

The OA, paralel evren ve Sezen Aksu

Düşünün: Başka bir evrende bir tane daha siz var.


Farklı biri değil, her şeyiyle tamamen “siz” işte.
Sadece hayatına dair yaptığı seçimler farklı.
Ya da başına gelen olaylar...
İşte bu yüzden o hem “siz” hem de aslında başka biri.
Pazartesi pazartesi nereden mi daldım bu konuya?
Çok net: Netflix’in ikinci sezonunu yayınladığı The OA sayesinde.
Yeni fenomen The OA’in ilk sezonunu izleyenler aslında ikinci sezonu merakla bekliyordu.
Ama ikinci sezon hayli geç geldi. Tam bir buçuk yıl sonra.
Gelmesiyle beraber de bir “çoklu evren” modası başladı.
Bu konuya ilgi duyup işleyen ilk yapım The OA değil elbet.
Daha önce benzer bir sürü dizi ve film gördük.
Misal: Bu konudaki en zirve yapım Mr. Nobody hâlâ.
The OA’in ikinci sezonu ise aynı konuya dair başka bir şey daha söylüyor.
O da şu: Diğer olası evrenlerdeki versiyonlarınızı aynı anda hissetmek mümkün olabilir mi?
“Sanki bunu daha önce yaşamıştım”, yani dejavu denen şey gibi...
Popüler örnek vereyim. Mesela Sezen Aksu.
Belki de başka bir evrendeki hayatında besteci ve yorumcu değil.
Yaptığı seçimler sonucu tamamen başka bir iş yapıyor.
Bazen melodiler geliyor aklına. Ama onları kaydetmiyor. Çünkü bu evrendeki Sezen Aksu gibi değil, o melodilere bir anlam yükleyemiyor.
Ve her seferinde “Bunu sanki daha önce yaşamış gibiyim” diyor, ama bir dakika sonra da her şeyi ve tabii o melodiyi unutuyor.
The OA’in ikinci sezonu biraz da bunu deşiyor: Unutmamak mümkün olabilir!
Dahası da var: Farklı evrenlerde farklı seçimler yaparak hayatını sürdüren iki benlik birbirini hatırlarsa ortaya bambaşka bir insan çıkabilir.
Fantezi mi? Çok mu kurgu?
Aslında değil. Çoklu evren Stephen Hawking’in ölmeden önce matematiğini çıkarmaya çalıştığı teorilerden biriymiş.
Hatta deniliyor ki, çalışmasını tamamlasaydı başka bir çağa adım atacaktık.
Neyse, o kadarı şu an bu yazıyı aşar.
Yapacağınız en iyi şey bir doz The OA seyretmek.
Diğer iyi şey ise aynı evrende Sezen Aksu’yla çarpıştığımız için şükretmek.
Onun sanatçı olmayan versiyonuyla alternatif evrenlerde yaşayan diğer benliklerimizi düşünsenize...
Yaşadıkları aşk acılarına derman olacak tüm o şarkılardan bihaberler...
NOT: Bu meseleyle ilgili en güzel söz de şu: Hayatımızda vermediğimiz her karar için başka bir evren vardır.

Artık

◊ Hazar Ergüçlü’nün sevgilisi Onur Ünlü’yü, “19 yaş büyük sevgili” diye tanımlamasak...
◊ Ünlü kadınların her pozuna “Sosyal medyayı salladı” demesek...
◊ Restoranlara, “Mevsiminde ne varsa onu pişiriyoruz” söylemlerinin fazla demode bir organik tavır olduğunu bi çıtlatsak...

Markaların verdiği gaz işe yarıyor mu

Serenay Sarıkaya’nın yüzü olduğu şampuan markası bir parti düzenlemiş.
Partiyi bilemem ama markanın her haberde geçen sloganı dikkat çekiciydi: Kalıpları kır!
Bir şampuan markası neden böyle bir slogana ihtiyaç duyar bilmiyorum.
Sonuçta alt tarafı saçını yıkıyorsun. Kalıpları yıkmak saç yıkamakla değil, belki saç kazıtmakla filan mümkün olabilir.
Neyse. Yine de hoş tabii, belli ki marka ilham vermeye çalışıyor kullanıcısına.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada dolaşan bir içecek firmasının “Aşık ol” sloganlı reklam filmi de öyleydi mesela.
Markanın direkt kendisiyle alakalı değildi slogan.
Daha çok kullanıcıya ilham vermek amacıyla tasarlandığı belli oluyordu.
Garip olan şu: Markalar gençleri ateşlemeye çalışıyor, gaz veriyor bu tarz sloganlarla.
Ama işe yarıyor mu emin değilim.

X