"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Taşları yerinden oynatan Beren

Beren Saat’in, her biri upuzun dört ayrı paragraftan oluşan “Sevdiklerimin huzuru için” başlıklı Instagram açıklaması hâlâ tartışılıyor.

Takipçiler (böyle yazınca “uzaylılar” gibi tınlıyor, çok fena) açıklamanın altına yaptığı yorumlarla birbirlerini dövmeye hâlâ devam ediyor.
“Sen böylesin”, “sen de şucusun” diyen yorumlar gırla.
Yazılanı adamakıllı tartışmak yok, varsa yoksa birbirine laf sokmak, kalıba koymak var yine.
Beren Saat’in açıklamasındaki şu tespiti bu yüzden doğru:
“Terörü lanetlerken şahsi terör eylemlerimizi yaratmamak lazım.”
Şu yazdığına da katılmamak elde değil:
“Ülkemde yaşanan trajediye karşı sosyal medya ekranımı karartmaktan çok daha fazlasını hissediyorum, emin olun.”
Gayet net, gayet dürüst bir cümle.
Ama yok, maalesef çoğunluk klişe ve öğrenilmiş tepkilere alışmış.
Beren Saat’ten bunu göremedikleri için saldırıyorlar.
“Sen zaten...” diye başlayıp her zaman olduğu gibi konuyla alakasız cümleleri savurmakta sakınca görmüyorlar.
Bu işin bir yanı.
Bir diğer yanı da, bu açıklamadan sonra Beren Saat’in kariyerini bekleyenler.
Sektör içinde kimisi onu fazlaca sahiplenecek, göklere çıkaracak kimisi ise fazlaca sırtını dönecek, iş teklif etmeyecek.
Türkiye’deki bir ünlü kolay kolay böyle risklere girmez. Bu kadar açık olmaz.
“Boşver” der, “Orta yolu bulayım gitsin” diye düşünür.
Beren Saat’in açıklaması bu açıdan da önemli.
Yeni jenerasyon ünlüler var olan kalıpları bir bir yıkıyor.
Sosyal medya onların duygularını açıkça kaleme aldıkları bir platform, ama aynı zamanda zehirleri.
Bence Beren’den sonra bu “kendini apaçık ortaya koyma” halinin devamı gelecek.
Domino taşı misali...

Aldığı riski kutsallaştıran Mahsun

Sosyal medya üzerinden duygularını mektup gibi yayınlayan son ünlü ise Mahsun Kırmızıgül.
Onun konusu, Oscar’daki en iyi yabancı film aday adaylığına kendi filmi Mucize’nin değil, Kaan Müjdeci’nin Sivas filminin seçilmiş olması.
Kırmızıgül’ün bu konudaki tepkisini göstermesi gayet doğal, gayet anlaşılabilir.
Ama sonradan Twitter’da yazdığı şu cümleyi itici buldum:
“2007’den beri çok sevdiğim bir işi yapıyorum, o işi yaparken de çok büyük riskler alıyorum. Dört filmi çekebilmek için aldığım riskleri, katlandığım sıkıntıları Kültür Bakanlığı’ndan, Eurimages’dan para alan sinemacılar anlayamaz.”
Birincisi, sevdiğin işi yapmak için risk almak, sıkıntıya girmek güzel bir şeydir.
Bunu konu etmek, çocuk gibi sitem etmek saçma. Çünkü bu riski alıyorsan da kendi mutluluğun için alıyorsun. Bu yüzden çemkirmek pek hoş değil.
İkincisi ve daha önemlisi, Kırmızıgül kendi sinemasını yok sayan, sevmeyen, küçümseyen sinemacı kesiminin tuzağına düşmüş.
Onların küçümsemesine karşılık o da, “oradan buradan para alanlar beni anlayamaz” küçümsemesiyle yanıt vermiş.
Öte yandan, Kırmızıgül’ün yerli film festivallerine hakim olan popüler olana burun kıvırma tavrına posta koyması gayet yerinde.
Sonuçta tüm bu serzenişlerin altında yatan Kırmızıgül’ün sinemacı kimliğini yok sayan bazı sinemacıların tekelleşmiş tavrı...
Kırmızıgül onlara gıcık oluyor, tamam.
Ama işte tuzaklarına da düşüyor.
Aldığı riski yücelterek...
Başka bir filmin Oscar aday adaylığını hafife alarak...

X