"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Rüyasında gördüğü şeyi yıllar sonra gerçeğe dönüştürdü

Önceki akşam şehrin konuştuğu sergi açılışlarından biriydi Taner Ceylan’ın küratörlüğünü üstlendiği “Olimpos Sergileri 1: Portre”. Sergi kadar arkasındaki hikaye de beni çok etkiledi. Çünkü her şey bir rüyayla başlıyordu. İşte bugün o hikayeyi anlatacağım size, gördüğünüz rüyaları unutmayıp bir yere not edin diye!

Hani bazen şöyle bir şey olur: Uykunun en derin anlarındayken bir rüya görmeye başlarsınız.
Rüya o kadar gerçek o kadar sürükleyicidir ki, olan biteni beş duyunun tümüyle birden dibine kadar hisseder ve o anın bitmesini istemezsiniz.
Aniden rüyadan uyanıp da aslında hâlâ yatak odanızda olduğunuzu görünce ise şaşırırsınız, “Hangisi gerçek?” diye.
Yıllar önce ünlü ressam Taner Ceylan’ın da başına böyle bir şey geliyor.
Bir rüya görüyor ve o rüyanın etkisinden uzun bir süre kurtulamıyor.
Aradan zaman geçiyor.
20 yıldır her yaz gittiği Olimpos’ta, Alman bir kadınla tanışıyor.
Gençliğini Anadolu köylerinde gönüllü olarak ilkokul inşa ederek geçirmiş, daha sonra Sahra Çölü’nde Bedevilerle mistik turlara çıkmış, sonunda Sufi bir dedenin ona verdiği isimle hayatına devam etmiş Zamyat’la...
Kısa sürede arkadaş olduğu Zamyat, onu bir gün ormanda yürüyüşe çıkarmak istediğini söylüyor.
Pek kimselerin bilmediği bir orman yolunda...

RÜYASINDAKİ YERDE OLDUĞUNU ANLIYOR

Yürüyüş başlıyor ve daha önce hiç görmediği vadiler, sarp uçurumlarla karşılaşıyor Taner Ceylan.
Ama asıl şaşkınlığı şu oluyor: Unutamadığı o rüyasındaki yerlerden geçtiğini anlıyor!
Bu kısmı onun ağzından: “Kısacık rüyamda havada süzülerek gökten bir vadiye iniyordum. Altımda yemyeşil bir orman alabildiğine uzanıyordu... Rüyama kaldığım yerden devam ediyorum duygusuyla küçük adımlar atmaya başladım.”

KÜÇÜK BEYAZ EV

Yürüyüşün sonunda Zamyat, vadinin ucunda yer alan küçük beyaz evi işaret ediyor.
“Burası benim rüya evim, iki yıldır inşaatı sürüyordu, yeni bitti” diyerek...
Eve gelip kapıyı çalıyorlar. İçine girmez girmez Taner Ceylan eve vuruluyor.
Evin sahibi Ali Dede bu evi oğluna yaptırdığını, oğlunun geliniyle beraber gelip bu evde yaşayacağını söylüyor.
Taner Ceylan anlık bir kararla Ali Dede’ye, “Fikrini değiştirecek olursan beni ara” deyip numarasını bırakıyor.

300 ZEYTİN AĞACIYLA BAŞ BAŞA

İki hafta sonra Taner
Ceylan New York’tayken telefonu çalıyor.
Arayan Ali Dede’nin oğlu, “Abi evi satmam, ama kiralarım” diyor.
Ceylan hemen onaylıyor ve bundan sonra hayatında yeni bir dönem başlıyor:
İstanbul, New York ve Olimpos üçgeninde...
Altı ay sonra Ali Dede’nin oğlu evlenmekten vazgeçince ev tamamen onun oluyor.
Bahçesindeki 300 zeytin ağacıyla beraber...

Rüyasında gördüğü şeyi yıllar sonra gerçeğe dönüştürdü


ŞAŞIRTAN SONUÇ VE BİR KARAR

Ceylan burada bir yandan resim yapıyor bir yandan da zeytinleriyle ilgilenmeye başlıyor.
İşinin ehli ziraatçılarla bir araya geliyor ve sonuç: Yılda 2 ton zeytin elde etmeye başlıyor ve yüksek kalitede bir zeytinyağı...
Bu sonuç onu şaşırtıyor ve “Önce rüyayla sonra sanatla bana gelen yine sanata dönüşmeli” diyerek bir karar veriyor:
Yıllardır destek olduğu yeni yeteneklere bir sergi yapmak.
Ve bunu her yıl geleneksel hale getirmek...

DİNÇKÖK’ÜN FİKRİNİ ALIYOR

Fikrini almak üzere bir süre önce vefat eden iş insanı Ali Raif Dinçkök’le görüşüyor Ceylan.
Dinçkök diyor ki:
“Şirketini kur, isim hakkını al, güzelce paketle, ben dahil beş kişiyi geçmeyecek şekilde diğer koleksiyonerlere haber et, zeytinyağlarını alalım ve bahsettiğin sergiyi yapıp bir
kitap çıkar.”

HİKAYENİN MUTLU SONU

Ceylan, Dinçkök’ün dediklerini yapıyor. Mehmet Kutman, Emine Gülçelik, Ebru Özdemir ve Erol Tabanca’ya da projesinden bahsediyor.
Hepsi destek oluyor ve işte hikayenin mutlu sonu: Önceki akşam Cihangir’deki Sadık Paşa Konağı’nda, 10 yeni sanatçının işlerinin yer aldığı ve küratörlüğünü Taner Ceylan’ın üstlendiği “Olimpos Sergileri 1: Portre” açılıyor.
Abartmadan söyleyeyim: Saat 19.00 civarı gittiğim sergideki kalabalık inanılmazdı.
Dışarıya taşan bir kuyruk vardı.
En mutlu kişi de tabii ki rüyasını gerçekleştiren Taner Ceylan’dı.

X