"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Popüler annelerin ‘aykırı’ oğulları

Oğulcan Engin, Engincan Ural ve İdo Tatlıses...

Hepsi de tıpkı yaşıtları gibi, kafasına göre yaşıyor.
Engincan Ural bir dönem kıyafetleriyle gündemdeydi.
Dar pantolonu, tüylü/pahalı terliğiyle filan...
Engincan’ın kıyafetleri fazla dile düşünce anne Sibel Can oğlunu koruyan, şefkatli açıklamalar yapmaktan kendini alamamıştı.
Derken Oğulcan Engin’i ünlü festival Burning Man’de gördük.

Popüler annelerin ‘aykırı’ oğulları

Giydiği renkli tayt çok konuşulunca bu kez anne Seda Sayan devreye girdi:
“Canım oğlum. Allah herkese senin gibi evlat nasip etsin. Büyük Beşiktaşlı adam.”
Beşiktaşlılığın neden cümle içine iliştirildiği muammalığını korusa da, kural değişmiyordu işte:
Bir kez daha şefkatli anne oğlunu ele güne karşı koruma altına alıyordu.
Ve İdo Tatlıses...
Deniz-Begüm Berdan defilesine üstü çıplak vaziyette çıktığında o kadar tedirgindi ki, güç almak için gözleri annesini aradı ve sonunda buldu da...

Popüler annelerin ‘aykırı’ oğulları

Henüz anne Derya Tuna oğlu İdo’yu koruma amaçlı bir “Canım oğlum” açıklaması yapmış değil. Ama onda da aynı hissiyat vardır eminim.
Oğlu kaç yaşına gelmiş olursa olsun koruma ve asla kıyamama hali...
Tüm bu popüler anneler (memleketin diğer anneleri gibi) aslında iyi bir şey yapayım derken bana sorarsanız fena bir şey yapıyorlar.
O pek tatlı Türkiye tabiriyle “eşek kadar olmuş” evlatlarını ne kadar büyüse de küçük bir çocuk gibi görme eğilimindeler.
Oysa bahsi geçen tüm bu bireylerin savunulmaya, korunmaya ihtiyacı yok. Varsa bile yeri geldiğinde bunu bizzat kendileri yapmalı.
“Velileri” değil.

Popüler annelerin ‘aykırı’ oğulları

Paranoyak hisler

Valla gurur duydum.
Herhalde hiçbir basın mensubunun katıldığı partide atıştırdığı şeyin pizza mı hamburger mi olduğu tartışılmamıştır.
Malum zat-ı muhterem son olarak bunun peşine düşüp yabancı kaynak aramış taramış.
Bunca coş emeğe, bol keseden vakit harcamaya, haset tarlasına tohum ekmeye gerek yoktu.
Ta en baştan Instagram hesabımın “story” kısmını takip etmek yeterliydi, katıldığım her şey orada anında, pıt pıt yayında.
O parti de öyleydi, bu kadar yorulmaya lüzum yoktu.
Yediğim yemeğin ne olduğunu bilecek kadar da şuurum yerinde.
Bu manasız şeylere ise bünyenin vakti yok.
Yanisi: Paranoyak hislerle tepinip kalbinizi yormayın bebekler.

Bu “şey” nedir?

Baktım baktım, bir daha baktım.
Ama Hande Erçel’in marka yüzü olduğu L’Oreal’in gecesinde yaptığı “şeye” bir türlü anlam veremedim.
Dans diyemiyorum, çünkü değil. Dansa, dansçılara hakaret olur.
Uyumsuz hareketlerin tuhaf bir şekilde sıralandığı bu müsamereyi kabul ederken saçlarına fön çekiliyordu da, duymadı mı acaba söylenenleri Hande Erçel?

Popüler annelerin ‘aykırı’ oğulları

Açıklama anlamlı ama...

Shameless dizisinin yerli versiyonunda başrol oynayan Hazal Kaya, Asu Maro’ya konuşmuş.
Röportajda Asu Maro soruyor, “Orijinal dizide kardeşlerden biri eşcinsel. Yerli versiyonda herhalde o da yoktur” diye.
Hazal Kaya şöyle yanıt veriyor:
“Üstü kapalı bile yok. Halbuki biz dizilerde izledik ve izlemeye devam ediyoruz, adına ‘gay’ denmiyor, sadece komedi unsuru olarak yer alıyorlar. Ama böyle yapmak isteseydik buna karşı çıkardım. Çünkü kabul etmiyorum öyle bir prototipi.”
Kaya’nın yanıtı bakıldığında gayet anlamlı ve şık.
Yine de bu açıklama, Shameless’ı yerlileştirmek adına yapılan “otosansürü” normal kılmış olmuyor...

Popüler annelerin ‘aykırı’ oğulları

“Hayat Güzeldir”i anımsatan çözüm

Işın Karaca’nın eşi Tuğrul Odabaş’ın Sedat Doğan çözümüne bayıldım!
Doğan’ın kızı Mia’nın, babasının son durumundan etkilenmemesi için şöyle yazmış Tuğrul Bey:
“Arkadaşların o videoyu sorarsa sen sakın üzülme, o bir oyun. Baban yeni bir filmde oynayacak, rol gereği zayıflamış. Polis abiler mi? Onlar da film gereği...”
Tuğrul Bey’in çözümü Roberto Benigni’nin oynadığı meşhur “Hayat Güzeldir” filmini anımsatıyor mu?
O filmde de baba, savaşta yaşanan dehşeti anlamasın diye çocuğuna sürekli bir oyun yaratıyordu.

Hepsi aynı haftada iyi mi kötü mü

Contemporary, Moda Haftası, Bienal açılışı ve bu etkinliklerin partileri...
Hepsi geçen haftaya denk geldi.
Keşke en azından biri bu hafta gerçekleşseydi, takip etmek cidden zordu, bazıları güme gitti.
Üçünün aynı hafta olmasının tek artısı İstanbul’a gelen yabancıların bu hareketli ortama şahit olmasıydı.
Bu açıdan Ece Sükan’a da bin tebrik.
Yurtdışından bağlantısı olduğu dergicilerin bazılarını İstanbul’a getirdiği için...

X