"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Mahkemedeki o anı bir daha yaşamak istemem

Denk geldi ve son altı ay içinde Fazıl Say’ı iki kez yurtdışında (Salzburg ve Kyoto) dinleme şansına eriştim. Ona olan saygı ve hayranlığa bizzat tanık oldum.

O altı ay içinde Say bir sürü başka şehirde konser verdi. İstanbul’a geldiği anlarda ise 20 Mart itibariyle piyasada olacak “Yeni Şarkılar” albümüyle ilgilendi.
Hem de ne albüm! 300 ayrı kanal ses kaydedilen, 20 neyin aynı anda çalındığı, theremin adlı temas gerektirmeyen çok acayip müzik aletinin ilk kez kullanıldığı, ünlü şairlere ait şiirlerin Say tarafından bestelendiği ve Serenad Bağcan’ın seslendirdiği bir aşk albümü. Geçen perşembe TİM’deki konseri öncesi Say’ın kulisine uğradım.
İşte o sohbetten geriye kalanlar...

Mahkemedeki o anı bir daha yaşamak istemem

SOSYAL MEDYADA NEDEN ESKİSİ GİBİ SİVRİ DEĞİL

* “Birinci sebebi olgunlaşmak... Kendimle çok savaşan biriyim. Nietzsche’nin, Freud’un bahsettiği o savaşçı tiplerdenim. Kendisiyle savaşan adam, belki de bu yüzden dışarıya savaş açar! Şimdi bu yönüm giderek azalıyor, çünkü kendimle barışıyorum.
İkincisi, o mahkeme salonunda çok sıkıldım, gerildim!
Bir daha bunu yaşamak istemiyorum. Peş peşe 25 konser vermişim gibi bir adrenalindi, bayağı ayakta duramadım.
Bir de değmiyor! Değse tamam, kıran kırana devam edersin. Ama değmiyor ki...”

“AŞIĞIM DİYELİM, GEÇELİM!”

* “Aşk üzerine şairler o kadar güzel şeyler söylemiş ki, ben üstüne söyleyecek bir şey bulamıyorum. Yanlış olmasından tırsıyorum. Bu konularda konuşmayı pek beceremiyorum. Hatta karşımdakinin benim aşık olduğumu anlaması bile zor... Şu an aşık mıyım? Aşığım diyelim, geçelim. Var bir kız arkadaşım.”

“RİSKTEN KASIT NE?”

* “Bu albümle epey risk almışsınız diyorlar. Riskten kasıt ne ki? Az satması mı? Öyle kaygılarım yok. Bu albümün mastering işlemi bittikten sonra tek düşündüğüm bir sonraki albümdü. Yine kendi devrimim olacak bir şey yapmak istiyorum.”

SAHNEDE OLMAK ZOR, ÇÜNKÜ...

* “Biraz yalnızlığa ihtiyaç duyduğum bir hayatım var. Özellikle konserler öncesi. Sana verilmiş belli bir saatte sahneye çıkıp mükemmel olma, kendi kıvamını bulma konusu zor bir şey. Şöyle söyleyebilirim: Kendi kıvamımı sağlamak üzerine bir yaşamım var. Sahne, kesinlikle bestecilikten daha zorlayıcı.”

NEREDE KONSER VERMEK STRESLİ?

* “Yurtdışında hangi şehirde konser verdiğim benim için önemli olmuyor. Ama mesela Salzburg biraz daha stres edebilir. Çünkü Mozart’ın doğduğu yer filan ya, burunları biraz havada. Önyargıları var. Sanki Mozart’ın 1700’lerdeki çalışını dinleme şansına eriştiler! Japonlar’ın önyargıları hiç yoktur mesela.”

90’LAR TÜRKÇE POP’UNU DİNLERDİM, ÇÜNKÜ...

* “Gündelik hayatta caz dinlerim. Miles Davis, Ella Fitzgerald filan. En az dinlediğim şey Türkçe müzik! 90’lardaki Türkçe popu dinlerdim ama. Onno Tunç ve Uzay Heparı döneminde başka bir kültür hissediyordum.

Mahkemedeki o anı bir daha yaşamak istemem

Bir şarap bir de postmodern lahmacun lütfen!

Lahmacunu sadece yazları hatırlamamız (bakınız: Bodrum Maça Kızı’nın sattığı pahalı lahmacun vesilesiyle) zaten haksızlıktı.
Neyse ki şu anda çok konuşulan iki İstanbul mekanında lahmacun etkisi var. İlk mekan, Soho House İstanbul.
Menüdeki lahmacunlarının bildiğimiz lahmacundan farkı yok. Ama böyle bir yerde lahmacun görünce haliyle Beyaz Türkler, “Aa lahmacun mu yiycez?” olabiliyorlar. İkinci mekan ise Alancha İstanbul.Tasting menülerindeki lahmacun bildiklerimizden farklı!
Çünkü Alancha usulü lahmacun çiğ bonfileli.
Diğer malzemeleri ise tanıdık: Nar ekşisi, isot ve ceviz...
Tadı kötü mü? Valla değil. Ben afiyetle yedim.
Bakalım lahmacunun post modern açılımı diğer ünlü mekanlara da sirayet edecek mi?

Mahkemedeki o anı bir daha yaşamak istemem

Geçen haftadan şehir notları

PARTİ... İtalyan dergisi Grazia’nın Türkiye’de çıkması şerefine Massimo Bottura’da bir parti yapıldı ve orada da gözler derginin ilk kapak yıldızı olan Serenay Sarıkaya’daydı. Serenay her zaman olduğu gibi yanında menajeri Ayşe Barım’laydı. Serenay’ın yanına herkesi yaklaştırmıyordu.

KAPI... Çarşamba gecesi Pizza Emirgan’ın kapısında iki ünlü isim içeri girmek istiyor ama kapıdaki güvenlik girmelerine izin vermiyordu. Sonradan o iki ünlü isim içeri alındı, ama neden ilk başta alınmadıkları bir gece hayatı muamması olarak kaldı. Peki o iki ünlü isim kim mi? Berrak Tüzünataç ve Nur Fettahoğlu.

DAVET... Prada’nın Zorlu’daki mağazasında verdiği davette gözler Martha Graeff’teydi. Aytek Şavkan’la evliliği boyunca İstanbul’da
yaşayan, adının önüne her daim “Brezilyalı gelin” sıfatı kondurulmuş, şimdilerin gözde moda blogger’ı Martha, Prada’daki davetten
sonra soluğu Lucca’da aldı.

X