"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Madonna olmak ya da olmamak

Olayımız Madonna’nın son turnesi Rebel Heart.

Madonna olmak ya da olmamak
Madem birkaç gündür New York’ta fink atıyorum ve Madonna kendini var eden şehre konser vermeye gelmiş, eh tabii ki gitmemek olmazdı.
Hatta babaanne tabiriyle, ayıp olurdu.
Son dakikada biletlerimizi ta İstanbul’dan ayarlayan Be Travel’cılar sağ olsun, ben hayatta o bileti internetten almayı, hele ön sıralardan bulmayı beceremezdim.
Bu tür konularda sabır sıfır, geçmiş olsun.
Neyse, girdik olay yerine, yani Madison Square Garden’a. Günlerden perşembe gecesi.
Gruptaki arkadaşlarımdan biri, dakika bir gol bir, dedi ki; “Madonna yarın ölse ne fiyakamız olur, son konserini izlemiş oluruz.”
Acımasız gibi dursa da, aslında herkesin aklından geçen bu, itiraf edelim:
Bir popstarın fazla yaşlanmadan, hatta tazecikken göçüp gitmesinden yanayız.
Neden?
Çünkü o popstarı hep taze, diri, inanılmaz seksi hatırlamak istiyoruz.
Dahası: Onunla olan anılarımız aynı kalsın, yaşlanmasın, botokslanmasın derdindeyiz.
Nitekim popstarın yaşlandığını görürsek eğer, acı gerçek herkesin yüzüne dalga dalga vuracak, emin olun.
Biri çıkıp, “Yüzü fena olmuş” diyecek.
Bir başkası, “Kolları da sarkık mı ne?” muhabbetine takılıp kalacak.
Çünkü bir popstarın yaşlanmaya hakkı yoktur.
Yaşlandığı anda beraberindeki hayranların da buruş kırış olmaya başladığı hatırlanır ki, kimse bunu arzu etmez.
Tamam, Madonna şanslı. Kendine deliler gibi baktığından 57’sinde göstermiyor.
Ama yine de konser sırasında laf dönüp dolaşıp yaşına geliyor. Bu kez, “57’sine göre çok iyi” cümleleri havada uçuşuyor.
Çünkü kadın hâlâ deli gibi dans ediyor, zıplıyor, sahnede boru dansı yapıyor, poposunu sallıyor.
Yani o klişe tabirle, hâlâ taş hâlâ zıpkın.
Ama işte bellekler buna alışkın değil, “Nasıl böyle olabilir ki?” diyor ve yaşa takılıp kalıyor.
Madonna daha kaç yaşına kadar bu çapta, bu prodüksiyonda, bu enerjide bir dünya turnesi yapmaya devam eder, bilinmez.
Ama madem yapıyor, madem ısrarlı, görmek lazım.
Çünkü hâlâ ilham veriyor.
Becerdiği en iyi şeylerden biri bu zaten.
Şovlarında yarattığı konseptler hiçbir zaman sıradan olmuyor.
Madison Square Garden’da izlediğim şov da böyleydi.
Uzakdoğu temasıyla başladı, 1930’lar damarıyla devam etti. Daldan dala atlandı, gözler okşandı.
Belki tek eleştiri, daha coşkulu bir final olabilirdi.
O kısım biraz sönüktü, sıradandı.
Ama önemli mi? Elbette değil.
Çünkü konserden geriye hatırladığın daha başka şeyler oluyor illa ki.
Bir de şu tabii: Madonna olmak ya da olmamak.
Hangisi daha acı verici?
Olsan bir türlü. Bunu sürdürmek, sürdürmek zorunda olmak.
Olmasan başka türlü...
Son söz: Konser bittiğinde salonda Michael Jackson çalıyordu.
Tam zamanında mı göçüp gitti MJ, yoksa o da ister miydi hâlâ böyle sahnelerde olmak, zıp zıp zıplamak?
Bence kesinlikle ikincisi.
Sizce?

Madonna olmak ya da olmamak

Madonna bu turnede ne yapıyor?

* Konserin başında bir kafesin içinde sahneye iniyor.
* Rahibe kıyafeti giyinmiş dansçılarıyla boru dansı yapıyor.
* Büyüklü küçüklü birkaç tane gitar alıyor, playback değil canlı şarkı söylüyor.
* Bir hayranını sahneye alıp koreografinin içine katıyor, “O...pu, hadi dans et” diyor.
* Bu kez politik mesajlar filan vermiyor, kafanıza göre takılın diyor. Sahnede seksi ablayı oynasa da aslında şefkatli seksi anne olmaktan pek kurtulamıyor.
* Eski şarkılarından bolca söylüyor. Misal: Dress You Up, Material Girl, Lucky Star, Who’s That Girl...
* Fransızca şakıyor, misal: La Vie en Rose.
* Mikrofonu pantolonunun içine sokuyor, sıcaktan bunalıp striptiz yapıyor.


X