"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Lizbon’daki ‘saray yavrusu’nda bir Türk sürprizi

Vakit gecenin ilerleyen saatleri...

Lizbon’daki ‘saray yavrusu’nda bir Türk sürprizi

Bir süredir Lizbon’da yaşayan Madonna’nın sıkça gittiği fado barı Mesa de Frades’ten gelen müzik seslerini arkamda bırakarak yokuşu çıkıyorum.

Küçük meydana çıktığımda aradığım şey bir ‘saray yavrusu’ kapısı.

Tabii ki yine kapıları karıştırıyorum.

Elimdeki iri ve uzun anahtarla başka kapıları da açmak için zorluyorum.

Kapılar ve ardındakilerle ilgili bir sorunum var galiba...

Neyse, nihayet o ‘saray yavrusu’ kapısını buluyor ve içeriye giriyorum.

1783 yılında, dönemin en ünlü çini ustalarından birinin yaptığı bir binadayım.

Portekizliler “palacette” diyor bu tarz binalara.

Yani “saray yavrusu”.

Ve işte Lizbon’un en güzel mahallelerinden birindeki bu saray yavrusu son bir yıldır artık bir Türk oteli: Casa Dell’Arte.

Lizbon’daki ‘saray yavrusu’nda bir Türk sürprizi

SADECE ÜÇ ODASI VAR

Bodrum Torba’da 2006’da açılmış, “sanat oteli” olarak da bilinen meşhur Casa Dell’Arte’nin yurtdışındaki ilk şubesi burası.

Lizbon’daki otel her açıdan ilginç.

Bir kere sadece üç odası var.

Klasik bir otel gibi değil.

Resepsiyonda sürekli birileri yok.

Avlusu, ortak mutfağı ve her köşeden/duvardan fışkıran şahane sanat eserleriyle aslında bir sanat koleksiyonerinin kocaman evinde kalıyormuş gibi hissediyorsunuz.

Zaten otelin sahibesi Ahu Büyükkuşoğlu Serter’in asıl amacı da bu hissi yaratmakmış.

Nitekim bunda başarılı olmuş da...

Hem 18. yüzyıldan kalma tarihi doku hem de yerli-yabancı sanat eserleri sayesinde.

Evet otelin içinde Türk sanatçılar da ağırlıkta:

Nuri İyem, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Neşe Erdok ve Nuri Bilge Ceylan o sanatçılardan sadece birkaçı.

Bu koleksiyonu da otelin diğer ortağı olan Gamze Büyükkuşoğlu yönetiyor.

Lizbon’daki ‘saray yavrusu’nda bir Türk sürprizi

İKİ YIL BEKLEMİŞ

Ahu Büyükkuşoğlu Serter’in aslında Lizbon’da otel açmak gibi bir planı yokmuş.

Ama işleri için bu şehre sık sık gidip geldikçe şunu fark etmiş:

Lizbon’un giderek yükselen bir destinasyon olduğunu...

1783’ten kalma binayı gözüne kestirince de Casa Dell’Arte’yi Lizbon’a açmaya karar vermiş.

Ama binayı satın alabilmesi için de tam iki yıl beklemiş.

SANAT ÜSSÜ

Çoğunluğu minimalist ve modern çizgide olan Lizbon otellerinin aksine, Serter kendi otelinde varolan tarihi dokuyu, çinili duvarları hiç bozmamış. Aynen korumuş.

Bu yüzden de otel kısa sürede şehrin en hip otelleri arasına girmiş.

Otelin altına açılan sanat galerisiyle beraber Casa Dell’Arte Lizbon, tam anlamıyla bir sanat üssü haline gelmiş.

SIRA DİĞER AVRUPA ŞEHİRLERİNDE

Ahu Serter’in sürprizleri Lizbon’la sınırlı değil.

Bu konsepti şimdi diğer Avrupa kentlerine de taşımak istiyor.

Bu arada Lizbon’daki otelin müdürleri de Türk; Emre Çelik ve Karpat Deviren.

Her ikisinin de Lizbon’a dair söylediği şey şu:

“Buraya geleceğin Barselona’sı diyorlar. Gerçekten de öyle. Çünkü en çok yatırım alan Avrupa şehirlerinden biri. Aynı zamanda genç bir şehir. Sosyal hayat hareketli ve sanata çok önem veriyorlar”.

Lizbon’da gitmeniz gereken mekanlar

RAMIRO: Şehrin Nusret’i. Kapısında her saat kuyruk var.

Şöyle bir çözüm yaratmışlar. Kapının girişinde bankalarda olduğu bir makine var.

Orada ülkeni seçiyorsun ve makine sana bir numara veriyor.

Sonra başlıyorsun sıranı beklemeye.

Numaran söylenince de hemen bir masaya alıyorlar seni.

Beklemek çok uzun sürmüyor. En fazla 45 dakika.

Yemekler mi? Deniz mahsulleri tabii. Özellikle ıstakoz ve midye nefis.  

LX FACTORY: Şehrin cool tasarım sokağı. İçinde irili ufaklı birçok tasarım dükkanı ve kafe/restoran var. Genç ve güncel. Kesinlikle gezip görülesi bir yer.

BAIRRO ALTO: Meşhur barlar sokağı. Lizbonlular buradaki barlarda demlenip daha sonra başka mekanlara akıyor.

BICA DO SAPATO: John Malkovich’in de ortaklarından olduğu şık restoran.

LUX: Şehrin en popüler gece kulübü.

SEEN: Tivoli Oteli’nin tepesindeki bar. Kokteylleri başarılı.

TIME OUT MARKET: Lizbon’a gidenlerin uğramadan geçmediği yer.

Bir pazar alanı içinde, birbirinden farklı restoranlarda yemek yeme şöleni.

Her daim kalabalık.

SEA ME: Meşhur bir deniz ürünleri restoranı daha.

GIN LOVERS: Nefis kokteylleri olan bar. Mutlaka gidilesi.

MINI BAR TEATRO: Michelin yıldızlı cool bir Portekiz restoranı. 

BAIRRO DO AVILLEZ: İki Michelin yıldızlı ünlü şef Jose Avillez’in restoranı.

Çok popüler, yer bulunamıyor. Üç ayrı mutfağı var. Aynı zamanda kabare.

MESA DE FRADES: Popüler fado barı. Ama fiks menü almak zorunda kalıyorsunuz.

O da 60 euro. Ayrıca uzun saat fado dinlemek baygınlık verebiliyor.

MONTE MAR: Terası için gidilen restoran. Özellikle akşamüstü hoş.

TABERNA MODERNA: Öğle yemeği için ideal.

ZENITH: Kahvaltısıyla popüler.

 

X