"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Lindsay ‘bacımıza’ laf ettirmem

Bir yabancı bizim hakkımızda güzel şeyler söylemeye bir başlasın, anında onu bağrımıza basarız.

Çok sevmekten öteye geçer, onu kendimiz gibi yapmaya çalışırız.
Hani misafirliğe gidince bin tane börek-çörek çeşidi yapmış teyzeler boğazına çöker ya, “Biraz daha ye evladım. Hadi şunu da ye, bunu da ye. Valla tabak arkandan ağlar, ölümü gör” diyerek...
Yabancılara da bunu yaparız.
Israr mekanizması öyle bir işler ki, bu alışık olmadığı taşkın ilgiden dolayı yabancı kişinin kafası karışır ve giderek halinden memnun olmaya başlar.
Ve bir bakmışsın o “yabancı” gitmiş, yepyeni melez bir Türk gelmiş dünyaya!
Bakınız, Hollywood’un “sorunlu” ve ne yazık ki artık pek ilgi görmeyen parti kızı/oyuncusu Lindsay Lohan’ın günlerdir Türkiye’de başına gelen...
En son Gaziantep’te kadınların kendisine armağan ettiği yazmayı takıp “Türkiye güvenli ülke” açıklaması yaptı, mülteciler hususunda Avrupa’ya, Amerika’ya ayar verdi ve gönülleri tamamen kazandı işte.
Lindsay artık ülkesine dönüp ne yapsın?
Burada kalıp bir evlilik programı sunabilir ya da başlangıç tezi olarak o programlarda “münasip bir koca” arama samimiyetsizliğine ortak olabilir.
Türkçe öğrenmese de olur, iki ağlasa bir gülse yeter.
“Tarzanca”dır bizim dilimiz, anlaşırız: “Hem n’olcak kız.”
Ardından gelsin reklam filmleri, gitsin orada burada ufak tefek işler...
Bir de sevgili yaptı mı, hele o sevgili de paralı/az biraz ünlü oldu mu Lindsay’i buralarda kimse tutamaz.
Manşetleri kehanetleyebiliyorum:
“Sevgilisi Lindsay’i dövdü!”
“Lindsay dün gece aşırı alkollü görüntülendi.”
“Lindsay imam nikahı mı kıydırdı?”
“Lindsay, böylesi Türk adetlerine ters, önce evlilik dedi ve hamile olduğunu yalanladı.”
Sonunda gelinecek fantastik nokta pekala bu olabilir ve hep bir ağızdan şöyle hönkürebiliriz:
“Lindsay bacıma laf ettirmem arkadaş!”

 

Bu sahada ilk kez: Bir futbol yazısı!

Milli takım İzlanda’ya 2-0 yenildikten sonra spor yazarlarını tek tek okudum.
Yanlış giden neymiş, nasıl bir futbol oynanmış da kazanılamamış diye.
Anladığım şu ki:
Ortada futbol yok, bolca kişisel çatışma var.
Kimi Terimci kimi değil.
Kimi şucu kimi değil.
Yani bir takım yok, takımlar var. Bütünlük yok, mantık yok.
Her zaman olduğu gibi “adam tutma” var.
Türkiye Milli Takımı’nda durum bu. Spor yazarlarına bakınca bunu görüyorsun.
Ama İzlanda’ya gidip gelmiş, havasını solumuş biri olarak oranın 2-0’lık zaferini az çok anlayabiliyorum.
Futboldan hiç anlamasam da... İzlanda dediğin 339 bin nüfuslu bir yer.
İyi futbol oynayacak belli yaştaki erkeklerin kaç kişi olabileceğine dair internette zaten türlü rakamlar var. Yani bir mucizeyi başarıyorlar.
Lakin tüm bunların ötesinde İzlanda’da futbol oynayan biri için şunlar var:
Sıfır stres, tamamen organik bir doğa, sadece işine odaklanma ve huzur.
Bütün bunlar da kendiliğinden bütünlük getiriyor gibi.
İzlanda takımının tıkır tıkır ilerlemesi, bizim patır patır dökülmemiz bence bundan.

 

Rüzgar sıkıntısını anlattı

Rüzgar dediğim, Rüzgar Erkoçlar.
Önceki gün kendisi hakkında çıkan haberler konusunda biraz canı sıkılmış.
“Aşırı derecede alkollü” ibaresine ve özellikle muhabirler fotoğrafını çekerken bağırıp çağırdığı iddialarına...
“Oysa böyle bir şey yoktu” dedi telefonda Rüzgar ve devam etti:
“Yanımdaki arkadaşlarım fotoğraf çekilmesini istemedi ve kibarca isteğimizi ilettik, o kadar.”

 

 

 

X