"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Herkes birbirine gıcık mı?

Nişantaşı’ndaki Delicatessen’deyiz.

Arkadaşım yan masanın sandalyesini sıkışmayalım diye hafifçe yana doğru çekiyor. Sonra yerine oturuyor.
Bir milim oynattığı o sandalyenin üzerinde yan masada oturan kişinin çantası var.
Orta yaşlarda, iyi giyimli bir beyefendi olarak tasvirleyebileceğim o kişi, beklenmedik bir şekilde çemkiriyor bize:
“Sizin çantanız ne kadar kutsalsa benimki de o kadar kutsal!”
Kalakalıyoruz. Ne alaka şimdi oluyoruz. Kutsallık filan?!
“Sıkışmayalım diye yaptık beyefendi” diyoruz, “Başka bir niyetimiz yok”.
Adam yanıt vermiyor, ama suratını asıyor.
Onun negatif enerjisi bir anda bize geçiyor, aramızda söylenmeye başlıyoruz.
Oysa az önce ne güzel sohbet ediyorduk, kendi kendimizle baş başaydık!
İki dakika sonra toparlanıp unutuyoruz ama şundan eminiz:
Böyle küçük küçük olaylarla başlıyor her şey.
Sonra çığa dönüşüyor ve bir yerde bir şekilde şiddet patlıyor. Dahası, artık bu çok hızlı olmaya başladı.
Çünkü herkes birbirine gıcık!
Bazen çok bazen az.
Bazen göstere göstere bazen bıyık altından. Kıs kıs.
“Neden gıcık?” sorusunun bin tane yanıtı olabilir.
Sınıfsaldır, fizikseldir, kutuplaşmadır; hatta kim bilir Haneke’nin “Tehlikeli Oyunlar” filmindeki o iki ergenin yaptığı gibi tamamen nedensizdir...
Türk gıcık tarihinin son ilkel örneği, gazeteci Nuh Köklü’nün başına gelen.
Pisi pisine, kar topu oynarken, umulmadık bir anda öldürüldü Nuh Köklü.
Bizim iyi giyimli beyefendinin bir başka versiyonu olan esnaf, Nuh ve arkadaşlarının neşe içinde kartopu oynamasına gıcık olmuş.
Bağırmış çağırmış, sonra da bıçağı saplamış.
Giderek Batman’in Gotham City’sine dönüşen bu şehirde kalan sağların son ruh hali maalesef budur :
“Kimseyle göz göze gelme. Gereksiz tartışmaya girme. Yalnız dolaşma. Neşe içinde olduğunu gizle. Yoksa ölürsün!”

Yeni bir Tophane mi?

Nuh Köklü cinayetinin yaşandığı Yeldeğirmeni, Kadıköy’ün en eski ve tarihi bölgelerinden.
Son yıllarda ise sanatçıların ve üniversite öğrencilerinin gözde yerleşim yeriydi Yeldeğirmeni.
Geçirdiği değişimle adından sıkça söz ettiriyordu burası.
Bir yandan eski oturanlarla yeni gelenler arasındaki gerginlik de uzun süreden beri konuşuluyordu.
Tıpkı Tophane gibi. Hatırlarsınız, orası da sanat galerileriyle beraber bir değişim sürecine girmişti.
Ancak 2010’da mahalle sakinleriyle galeride kutlama yapanlar arasında içki kavgası çıkmış ve olaylar tatsız bir şekilde büyümüştü.

Evde oturmak mı?!

En yetkili ağızlar, “En iyisi evde oturun, dışarı çıkmayın!” dedi. Hakikaten de üç gündür İstanbul, dışarıya çıkılacak gibi değildi.
Ya saatlerce trafikte kalıyordun.
Ya toplu taşıma araçlarında konserve oluyordun.
Ya da artık dayanamayıp kaya düşe yollarda yürüyordun.
Buna rağmen şehrin sosyal hayatı durmadı.
Mesela Nişantaşı’nın kafeleri hafta sonu doluluğunu yaşadı.
Özellikle de Topağacı’ndaki yeniler: Sunday ve Grandma.

Kim o ünlü, açıkla...

Çarşamba yazısında “Keşke o ünlü erkeğe tepki gösterseydik” başlıklı bir yazım vardı.
Herkes merak etti. Bazı okurlar, “Açıklaman lazım. Hem o utansın hem de biz ona göre davranalım” dediler.
Eğer o gece o anda gidip kendisine, “Ayıp ediyorsunuz” gibi bir şey söylemiş olsaydım/olsaydık, o zaman yazardım.
Emin olun.

X