"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Hamama yıkanmaya değil yemek yemeye gittim

Doğruya doğru, tarihi yarımadaya yolum pek düşmüyor.

Hamama yıkanmaya değil yemek yemeye gittim
Hem burayı turistlere emanet ettiğimiz için hem de özgün mekan pek az açıldığından...

Neyse ki bu algıyı değiştirecek mekanlar peş peşe gelmeye başladı.

Mısır Çarşısı’nın klasikleşmiş restoranı Pandeli’nin yeniden ve bu kez günümüze daha uygun bir havada açılmasından sonra şimdi de Lokanta 1741 sürpriziyle karşı karşıyayız.

1741’in en çok dikkat çeken özelliği elbette Cağaloğlu Hamamı’nda olması!

Şaka değil, restoran için hamamın içine giriyorsunuz.

Önce karşınıza gayet şık bir resepsiyon çıkıyor.

Siz hamamın kubbesine, sabun kokularına dalıp gitmişken resepsiyondaki görevli soruyor:

“Hamama mı, yemeğe mi geldiniz?”

Yemek diye yanıt verince “Buyurun, bu taraftan” deniliyor ve bir koridora giriyorsunuz. Ardından bir avluya, oradan da şahane bir terasa.

Lokanta 1741 işte bu avlu ve terasa yayılmış.

Hava güzelse teras kısmı şahane oluyor, kesin bilgi!

Ama şömineli iç mekanı da oldukça çekici.

Gelelim yemeklere...

Restoranın menüsü son dönemde yükselişte olan yeni nesil Anadolu mutfağı.

Yani şeflerin Anadolu yemeklerini özüne çok fazla dokunmadan kendilerine göre yorumlaması olayı...

1741’in alamet-i farikası da bu açıdan bakıldığında kesinlikle Tiritli kebabı...

Eğer hem iyi yemek yemek hem de farklı bir atmosferde bulunmak istiyorsanız 1741 kesinlikle amaca uygun...

UNUTMADAN, İKİ DETAY

* 1741 adını Cağaloğlu Hamamı’nın yapılış tarihinden alıyor.

*  Mekanın kokteyl menüsü über esprili. Misal: Halvet odası kokteyli.

Hamama yıkanmaya değil yemek yemeye gittim

Bir gece hayatı muamması: Engin Temel’i kim öldürdü?

Malatya’dan İstanbul’un gösterişli gece hayatına uzanan ve henüz 24 yaşındayken sonu trajik biten bir hayat hikayesi...

Ölümünden sonra ardında koca bir şüpheliler listesi bırakmış, katilini bulmak için savcılığın 11 yıl içinde aralarında ünlü isimlerin de olduğu tam 780 kişinin bilgisine başvurduğu halde bir sonuç alamadığı, bir dönem çok konuşulmuş Engin Temel cinayetinden bahsediyorum.

Harbiye’deki Love Bar’ın işletmecisi olarak nam salan Engin Temel’in sır cinayetiyle ilgili iki gün önce küçük bir haber vardı:

22 şüpheliye takipsizlik kararı verilmiş ve dosya faili meçhule gönderilmişti...

Engin Temel cinayetindeki muamma birçok açıdan ilginç ama cinayetten sonra bizzat yakın çevresi tarafından medyada dile getirilmiş o ürkütücü beyan hâlâ hafızalarda:

“Katilleri çok açık. Camiadaki herkes biliyor.”

Uber diyor ki: Mutlaka bize bildirin

Uber keşke dükkanı kapatıp gitse ve taksicilerin elinde oyuncak olmasaydı diye dert yanmıştım. Uber Türkiye’den yanıt geldi.

Özetle şöyle diyorlar: Sistemimizdeki taksi ürünü de kontrollere tabi. Beklenen kaliteyi sunamayan sürücüler sistemden hemen çıkarılıyor. Lütfen geri bildirime devam edin...

O zaman ne yapıyoruz?

Yolculuğu onayladıktan bir süre sonra iptal eden şoförleri sürekli şikayet ediyoruz!

Hamama yıkanmaya değil yemek yemeye gittim

Unkapanı çarşısında defile

İstanbul Moda Haftası’nda bir süredir heyecan yok demiştim. Geride bıraktığımız Moda Haftası gösterdi ki, heyecan için iyi fikir gerekiyor.
Sudi Etuz’un Unkapanı Plakçılar Çarşısı’nda düzenlediği defile de iyi fikirlerden biriydi. Defilesinde sergilenen kıyafetlerin iyi olup olmadığı moda editörlerinin işi.
Ama mekan olarak Unkapanı’nın seçilmesi, tasarımın ardına ters köşe bir hikaye eklenmesi güzel işte. Dikkat çekiyor, heyecan ve fark yaratıyor.

Biyofilik misiniz acaba?

Bu ayki Maison Française dergisinde ilginç bir kavramı dosya yapmışlar: Biyofili.
İlk kez 20. yüzyılın ilk yarısında sosyal psikolog Erich Fromm tarafından telaffuz edilmiş Biyofili.
Kelimenin Yunanca anlamı yaşamı sevmek.
Fromm ise biyofiliyi yaşayan şeylere karşı duyduğumuz karşı konulmaz ilgi ve çekim olarak tanımlamış.
Daha sonra bu tanımın çerçevesi genişlemiş ve bugünlerde sıkça ihtiyaç duyulan bir felsefe haline gelmiş:
“Doğa, bitki ve hayvanlarla iletişim halinde olma ihtiyacı.”
İşte bu ihtiyaçtan yola çıkarak yaşam tarzları biyofilik bir kıvama geliyor.
Çalıştığımız plazalar, yaşadığımız evler buna uygun yapılıyor ya da sonradan dönüştürülüyor.
Çünkü girip çıktığımız mekanların modern ve endüstriyel olmasından ziyade aranan meziyet artık açık havanın erişilebilir olması, bol yeşil ve iç mekan tasarımlarının doğal malzemelerden oluşu...

 

 

 

 

 

 

X