"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Gerçekten çok harika bir klip

Devir sosyal medya devri.

Gerçekten çok harika bir klip

Herkes her şeyden haberdar.
Dolayısıyla iyi haber de kötü haber de tez (ötesi) yayılıyor.
Az sonra satırlayacağım mevzuu da önce sosyal medyada yayıldı, dün de Kelebek’imizin sayfalarında yer buldu.
Ne mi?
Kenan Doğulu&Ajda Pekkan düeti olan “Harika”nın klibinin DJ Cassidy’nin Robin Thicke ve Jessie J’yle beraber kotardığı “Calling All Hearts” klibine benzediği...
Öyle ki, klipler arasında tek fark kıyafetler ve birinin pembe diğerinin turuncu fonda çekilmiş olması.
Diğer her şey ikiz.
Merdivenli platform ve arkadaki kalabalık orkestra fikri aynı.
Ozan Doğulu, Cassidy rolünde.
DJ setini taşıyan platform, Cassidy’ninki ile tıpatıp aynı.
Ajda Pekkan, Jessie J olmuş, Kenan Doğulu ise Robin Thicke.
Tamam, etkilenir, ilham alırsın. Ama birebir yapmak neyin nesi?
Tamam, cilalı taş devrinden beri böyle yerli klip sektörü, kopyalamak artık işin şanından.
Ama kimse mi “Ya, bu kadar da yapmayalım” demez?
Cidden üzücü. Hiç de harika değil.

Gerçekten çok harika bir klip

Ah Marilyn

Hafta içi. Hava sıcak ve nemli.
Cnbc-e’de harika bir belgesel var: “The Legend of Marilyn Monroe”
5 Ağustos 1962’de ölen Monroe’nun hemen ardından, 1966’da çekilmiş bir belgesel.
Bu yüzden ilginç ya.
Bugün hayatta olmayan ama o dönem MM ile yakın temasta bulunmuş birçok kişiyle yapılmış röportajlar var belgeselde.
MM’nin kırılganlığı, ürkekliği, yarattığı aptal sarışından sıkılması, kendini dönüştürmeye çalıştıkça daha çok dibe batması, uyku haplarına sığınması...
Hepsi akıp gitti belgeselde.
Çok güzel ayrıntılar vardı.
En güzeli de şuydu: Özel hayatını sürekli merak eden kamuoyuyla MM’nin kurduğu ilişki.
“Bir kediyi okşadığınızda nasıl tatlı bir hırıltı sesi çıkarır. Sizi çok sever. Ama onunla ilgilenmediğinizde tam aksine davranıp öfkelenebilir. İşte Marilyn’in medyayla kurduğu ilişki de bunun gibiydi. Kimse onun kederiyle/iç dünyasıyla aslında hiç ilgilenmiyordu.”

Son günlerde...

* NE ÇOK GÖRDÜM...

İstanbul’a saç ektirmeye gelmiş Arap turist. Ahı gitmiş vahı çoktan atomlarına ayrılmış Amerikalı kimi ünlülerin gelip burada ucuza estetik yaptırıp gitmesi gibi bir trend, İstanbul’da saç ektirme işi.
Elbette ekilsin, banane, bize ne.
Yeter ki ekonomi coşsun, di mi?
Ama o kafadaki bandajla mekâna gelmek süper bir özgüven örneği.
Ben o durumda olsam kırk gün kırk gece dışarı çıkmam herhalde (neyse, yine büyük konuşmayayım).

* “NE GÜZELMİŞ” DEDİM...
Zorlu’daki Morini’nin makarnalarına. Lucca’nın rakılı kokteyline. Organik ürünleriyle Bodrum’da nam salmış Işıl Tan’ın Hatice Teyze adlı markasından çıkardığı eşek sütü sabununa!

* NE HAYAL KIRIKLIĞIYDI...
Açıkhava’daki Monica Molina konseri. Çünkü sahnede pek ürkekti. Nedense böyle hayal etmemiştim kendisini sahnede. Hayal kırıklığım ondandır. Gerçi buna hakkım var mı bilmiyorum.
Çünkü geçenlerde bir okur beni markete giderken gayet pejmürde görüp mail atmış: “Sizi yanında korumalarla gezip hep şık dolaşan biri olarak hayal etmiştim.”
Yanlış hayal yanlış insan işte. Hem koruma da neyin nesi?
Neyse işte, belli olmuyor hayal kırıklığının nereden pörtleyip zihinde algı kanamasına yol açacağı...

X