"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Dön baba dönelim

Matrix’in o meşhur döngüsünü bile geçtik.

Habire aynı şeyi yaşıyoruz. Düne kadar 7 Haziran seçimlerini bekliyorduk.
Şimdi de herkesin ruh saati 1 Kasım seçimine ayarlı. Her cümleye “Şu seçim bir olsun bitsin de...” diye başlanıyor.
1 Kasım sonrası her şey bir anda düzelecek, değiş tonton misali ülke rayına girecekmiş gibi.
Oysa öyle bir döngüdeyiz ki, her noktamıza sirayet etmiş durumda.
Neo bile bizi kurtaramaz, Kahin’in kurabiyeleri de...
Misal: Popüler kültürün önde gelen iki figürü, Demet Akalın ve Gülben Ergen, geçen hafta peş peşe aynı pozlamalarla karşımıza çıktı. Hip hop’çı, azıcık Miley Cyrus havasında/sevdasında, törkiş sert kız görünümlerinde filan...
Ya da “Kalbimin Tek Sahibine” adlı şarkısı düğünlerin marşı haline gelince o şarkının bir kopyasını (Aşk Eşittir Biz) yeniden dinleyicilerinin önüne süren ve yine coş coş tık alan İrem Derici adlı şarkıcımız gibi...
Nitekim döngü döngüyü üçüz beşiz doğurmaya devam ediyor.
Ekranların (güya) yenisi Kara Sevda adlı dizi için yapılan yorumların yüzde 99 buçuğunda, “Yeşilçam filmleri gibi olmuş” ibaresinin geçmesi de bu yüzden pek tesadüf değil.
Yeşilçam melodramlarının gizemli döngüsü 2015’te de sürüyor yani. Bitmiyor...
Üç çocuk açılımının, “Bekara asgari ücret 1300, evli ve üç çocukluya 1380 olacak” adlı benzer bir açılımla dublelenmesi daha bu hafta içi gerçekleşti.
Doğadan nefret etme döngümüzün son daniskası olarak dünyanın üç longoz ormanından birine sahip İğneada’ya üçüncü nükleer santrali kondurmayı düşünebilme işi de...
Hani kişisel gelişimciler vık vık söylenip durur ya, “İlişkilerinizde hep aynı şeyi/sorunu yaşadığınızı fark etmezseniz, bir sonraki ilişkinizde de benzer problemler yaşar durursunuz” filan diye.
Bir duvara bin kez toslayıp sonra gidip yeniden aynı zevkle toslamak filan gibi.
Yine de insanoğlu/kızı umutsuz yaşayamaz ya, işte o hesap, bu döngü zincirini kıran, vizyon açan şeyler mutlaka oluyor, olacak. Umudumuz var.
Gezi bunların en beklenmedik olanıydı mesela.
Orijinaldi.
Şimdi yeniden orijinal bir şeyler umut etmek hakkımız.

İnanılmaz bir kadın dayanışması!

Alın size “neler oluyor hayatta” tadında bir gerçek hikaye...
Kahramanımız evli, bir şirkette üst düzey yönetici olan otuzlarının başında bir kadın.
Kocasının onu aldattığından şüphelenmeye başlıyor.
Öyle ki, bu şüpheyle yatıp kalkıyor.
Adam da ilgisiz, bazı geceler eve gelmiyor bile.
Sonunda kadın, sırf kocasının ilgisini çekmek için bir gece ansızın yemekte, “Ben hamileyim” diyor.
Kocası çok seviniyor.
Baba olacağım diye göklere uçuyor.
O günden sonra karısına bir ilgi, bir ilgi.
Sürekli telefonlar, “Karıcım iyi misin?” demeler...
“Nereye gitmek istersin? Seyahate götüreyim seni?” teklifleriyle şımartmalar...
Oysa ortada bir hamilelik yok!
Aradan bir buçuk ay geçiyor.
Kadın çaresiz, ne yapacağını bilemiyor.
Acilen bir çözüm bulmak zorunda.
Aynı zamanda yakın arkadaşı olan jinekoloğu ile konuşuyor, “Ne yapsam da bu yalandan kurtulsam?” diye.
Bir plan yapılıyor.
Olayın finali ultra bir kadın dayanışması:
Jinekolog bizzat kocaya telefon aaçıyor, “Maalesef bugünkü muayenede çocuğun kalp atışlarını duyamadım, çok üzgünüm, önce benden duyun istedim, çünkü karınız mahvoldu” diye!
Ve kadın böylece sanal hamileliğinden profesyonel bir şekilde kurtulmuş oluyor.
Kocasının ilgisini tekrar kazanmış olarak!

Cihangir enteli out, Soho House enteli in

Cihangir entelektüeli 2000’li yılların başında bir semboldü. Hâlâ bu sembol cümle içinde kullanılsa da artık Soho House entelektüelinden bahsetmek gerekiyor. Çünkü Cihangir enteli semtin değişmesi ve hatta neredeyse dizi oyuncuları kulübüne dönüşmesiyle beraber biraz tarihe karıştı, eskidi.
SH entelektüelinin profili ise şöyle...
Siyasi görüşü ortaya karışık:
Liberali, sosyal demokratı, ulusalcısı, milliyetçisi. Hepsi birden. Ya da hepsinden biraz.
Cihangir entelinden daha yenilikçi ve dışa dönük... Ayda bir yurtdışında, kesin bilgi.
Eğer çok gençse Gezi olayları hayatını biçimlendiren önemli bir etken...
Kulüpteki etkinliklerin sıkı müdavimi.
Etkinlik dediysek, iyi martini yapmanın incelikleri workshop’ından bahsediyoruz mesela...
Cihangir enteli gibi illa yazar-çizer değil SH enteli.
Bir reklam ya da organizasyon şirketinde üst düzey yönetici de olabiliyor pekala.
Unutmadan, Soho Mule favori kokteylleri...

Unutmadan...

* ARAŞTIRMA... Tuvaletten çıkan Türklerin yüzde 94’ü ellerini yıkıyormuş. Bence bu araştırma doğru. Yıkıyoruz da kurulamıyoruz! Bu yüzden tuvaletlerin kapı kolları hep ıslak oluyor!
* ENDİŞE... Cem Yılmaz, 13 Kasım’da vizyona girecek “Ali Baba ve 7 Cüceler” filminin Bulgaristan’daki setine kendi arabasıyla gitmek istemiş.
Ama gitmeden evvel, “Acaba yolda bir şey olur mu?” endişesi yaşamış.
Gurbetçilerin eskiden o yollarda yaşadıklarının aklına düşmesiyle...
* BRUNCH... Akaretler’deki Pizza East sessiz sedasız müzikli brunch’lara başlamış. Açık büfe iyi, müzik de cilası. Bir takılın derim...

X