"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Dizi değil, gerçek hayat bu

Baba-kız trafik kazasında ölüyor. Araçta bulunan anne ise hastanede, hayati tehlikesi hâlâ sürüyor.

Kazadan sorumlu olduğunu söyleyen kişi tutuklanıyor.
Aradan 6 gün geçiyor.
Tutukladıkları kişinin beyanını şüpheli bulan savcı, DNA incelemesi başlatıyor.
Çarpan araçtaki kan, kıl, tüy örnekleri alınıyor.
Ayrıca kamera kayıtları bekleniyor.
Tüm bunların sonucu gelmek üzereyken yazar Emrah Serbes sosyal medyasından uzun bir itirafname yayınlıyor.
“Suçun cezasından kaçabilirsin ama vicdanın azabından kaçamazsın” satırıyla biten itirafnamenin ardından Serbes gidip teslim oluyor.
Teslim olurken de, “Yere batsın Emrah Serbes, sonunda t yok, bundan sonra benim sonumda hiçbir şey yok” diye kameralara bas bas bağırmayı ihmal etmiyor.
Her şeyi alt alta sıralayınca görünen tek şey şu:
Suçlu gecikmeli olarak suçunu itiraf ederken olayı küçük bir kahramanlık şovuna çeviriyor, reyting toplamaya çalışıyor, vicdanlı karakteri canlandırıyor.
Oysa buna gerek var mıydı?
Daha doğrusu bir aile perişan olmuşken, bir de bu gürültüye gerek var mıydı?
Nitekim ailenin avukatı dayanamayıp söyledi: “Yaptığı kahramanlık gibi algılanmasın.”
Haklı; çünkü bu dizi değil.  Gerçek hayat, gerçek insanlar!

Dizi değil, gerçek hayat bu
 

Birbirini kollamanın bedeli bu olabilir mi

Emrah Serbes olayının esas ilginç kısmı ise kazayı ilk üstlenen kişi, yani Kenan Doğru.
Serbes onun için, “Beşiktaş tribününden tanırım, senelerce birbirimizi kolladık. Bu hadise nedeniyle kimseye bir şey söylemeden benim için cezaevinde yatabilecek bir insandır” satırlarını yazmıştı itirafnamesinde.
Senelerce birbirini kollamış olmak suçsuz yere hapse girmeyi kabul etmeyi de gerektirir mi?
İnsan nasıl böyle bir bedel ödeyebilir?
Bunun adı gerçekten arkadaşlık, kankalık mı?
Çok soru var...
Esas soru ise şu:
O gün şoför koltuğunda gerçekten Kenan Doğru olsaydı ve kaza sonrası Emrah Serbes onun yaşadığı şoku görseydi...
Onun yaptığı gibi suçu ilk başta üstlenir miydi acaba?

Dizi değil, gerçek hayat bu

Görgüsüz değil, bu laf kavga çıkarır

Kızlar savaşı asla bitmez demiştim, bakınız Hande Yener yeniden Demet Akalın’la ilgili bir savaş başlattı.
Akalın’ın pahalı çizmelerine ithafen şöyle bir demeç yuvarladı orta sahaya:
“Alınteriyle para kazandığım için öyle bir çizmeye 35 bin lira para veremem. Çünkü bir kere kullanıyorum, o yüzden de o kadar aşırı pahalı kıyafetler görgüsüzlük oluyor.”
Burada asıl kıyameti koparacak şey “görgüsüz” lafı değil elbette, “alınteri” lafı.
Orada hayli ağır bir ima var.
Bakalım Akalın bu savaşa dahil olacak mı yine yeniden...

Dizi değil, gerçek hayat bu

O film aklıma geldi

Contratiempo bu yıl izlediğim, ters köşesi had safhada, finali hâlâ aklımda kalan tek film. Bu İspanyol yapımı psikolojik gerilimde de bir trafik kazası var.
Ve bu kaza tüm karakterlerin yaşamını bir anda altüst ediyor.
Başka detay vermeyeyim, mutlaka bulun izleyin.
İzlerken hak vereceksiniz, “Gerçekten müthişmiş” diye.


Dolapdere’deki o parti!

Ta 2015 ağustosunda yazmıştım, “Yeni yükselen semt Dolapdere mi?” diye.
Ve yıl oldu 2017...
Önceki gece Dolapdere’de yapılan büyük bir partiye katıldım.
GQ Dergisi’nin düzenlediği parti yakın bir zamanda Dolapdere’de açılmış Gaia Galeri’nin büyük bir depoyu andıran binasının içinde gerçekleşti.
Uber’lere doluşup doluşup partiye akın eden dergi ve moda dünyası insanları böylece ilk kez bir partiye katılmak için Dolapdere semalarına iniş yapmış oldu.
Bunun devamı gelecek tabii.
Geçen yıl Dirimart Galeri açılmıştı.
Sonra onun yanına Yargıcı mağazası konuşlandı.
Geçen haftalarda Murat Pilevneli’nin galerisi açıldı. Tam da Gaia’nın karşısında.
Galeri tepesinde, gökkuşağı renklerinde yazılmış “Everyone Gets Lighter” neonu caddeye ayrı bir renk katmış bile.
İnşaatı devam eden devasa Koç Müzesi açıldığında çok daha fazla hareketlenecek burası. Bir de restoran açılırsa Dolapdere’den daha sık bahsediyor olacağız, emin olun.

 En samimi itiraf

Hülya Avşar bu, durur mu?
Programı yeniden başlıyor ya, geçmiş zaman tünellerine ait pek şahane, pek sansürsüz bir itiraf paylaşmış:
“Beğendiğim kişiyle öpüşme sahnem olduğunda sete koşarak gidiyordum. Çekimden bir gün önce kalbim çarpmaya başlardı. Soranlara ‘İşimizi yapıyoruz’ derdik ama yalan.”
Aslında şimdi de değişen bir şey yok.
Genç oyuncular çoğunlukla dizi setlerinde tanışıp kaynaşıp birbirleriyle sevgili oluyor.
Tek fark, öpüşmek için set günlerini beklemelerine gerek kalmıyor.

 

Hafta sonu rotası

◊ KATILMAK İYİ OLUR... Bora Uzer’in sahne alacağı, Morini’nin bugün yapılacak beşinci yıl partisine.
◊ PAZARA İYİ GELİR... Backyard’ın Cızbız Disko serisi. Pazar akşamüstü yapılacak seride DJ’ler (mesela Kaan Düzarat) disko çalıyor, o esnada mangalda pişen cızbız lezzetler önünüze düşüyor.
◊ DEĞİŞİK OLABİLİR... Sabancı Müzesi’nde açılan MSA’nın (Mutfak Sanatları Akademisi) restoranında ve Beşiktaş’taki Deniz Müzesi içinde açılan Bord’da yemek yemek...

 

X