"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Deniz Seki anlatıyor: ‘Ateşten bir yolun içinden geçtim’

Deniz Seki 5 Haziran’da özgürlüğüne kavuşuyor. Çıkmasına 1 hafta kala ise onun ikinci kitabı “Mutluluğa Söz Verdim” yayınlanıyor. Kitap çıkmadan evvel okudum ve notlar aldım. Deniz’in içten bir dille değişimini anlattığı kitap bir çırpıda okunuyor ve bittiğinde bir kez daha şapka çıkarıyorsun: Onun koca kalbine, sabrına, yılmayışına, kendini bırakmayışına ve bilgeliğine...

 “Kim derdi ki Deniz Seki hapse girecek, aylarını, hatta yıllarını hapiste geçirecek ve oradan yeni bir anlayış, yeni bir bakış ve bir başka bilme haliyle çıkacak diye.
Sizi bilemem ama ben bundan birkaç yıl önce bunu rüyamda görsem inanmazdım. İçimde ne güçlü bir Deniz barındırmışım da haberim yokmuş. Dağ olsa dayanamaz yıkılır derlerdi ya. Dağ yıkılacak, unufak olacak zamanlar, günler geçirdim. Ateşten bir yolun içinden geçtim, geçip de güçlendim.
Hamdım, piştim, yandım yandım ve söndüm. Ham olup pişmeyi öğrendim Mevlânâ’nın dediği gibi. Piştim dediğime bakmayın siz, insan yaşıyorsa, yaşadığı kadar da öğreneceği gün var önünde. En azından artık bunu biliyorum.” (Sayfa 82)

Deniz Seki anlatıyor: ‘Ateşten bir yolun içinden geçtim’


ÖZGÜRLÜĞÜ DÜŞÜNDÜKÇE  ENDİŞELENİYORUM

Bu satırlar sevgili Deniz’in mayıs sonu çıkacak, yarın ise ön siparişe sunulacak olan “Mutluluğa Söz Verdim” kitabından.
Bir nefeste okuyup bitirdim kitabı. İlk kitap gibi akıp gidiyor ve sanki oradaymışsın gibi hissediyorsun, Deniz’in hemen yanı başında:
“Şimdi muhtemelen size ilginç gelecek bir şey söyleyeceğim. Bazen özgürlüğü düşündükçe endişelenmeye başladığımı fark ediyorum. Çünkü burada, kalabalığın içinde, aslında kendime kısmen de olsa bir yalnızlık hazırladım. Sıkıldıkça, kaçıp huzur bulduğum bir yalnızlık alanı.
Bir düşünür der ki: Yalnızlıkla arkadaş olun ama dost olmayın. Burada yalnızlık en büyük dostunuz oluyor. Acaba dışarıda bu küçük yalnızlık anlarımı arayacak mıyım diye soruyorum kendime.” (sayfa 90)

HUYLARIMI DEĞİŞTİRİYORUM

Deniz’in kitabında sıkça bahsettiği şey, değişimi. Kendini yeniden inşa etmek için sabırla didinmesi. Bakın nasıl anlatıyor o didinmeyi:
“Kendime dönüp bakıyorum, ıslah olması gereken huylarımı tek tek gözden geçiriyorum.
Küçük bencilliklerimi, nadiren yaptığım şımarıklıkları, duygularıma teslim olup mantığımı bavula koyarak gizli köşelere atışlarıma bakıyor, gülümsüyor ve onları düzelteceğime söz veriyorum... Hemen konuyla ilgili karşıma çıkan ilk olayda bu tepkilerimi kontrol ediyorum.
Eğer değiştirmem gerekiyorsa, ilk değişikliği o anda hayata geçiriyorum.” (Sayfa 101)

ADAM ADETA AĞA, HATTA PADİŞAH

Cezaevinde Deniz’in en çok yaptığı şey kütüphanede vakit geçirmek, gazeteleri okumak olmuş. En çok bunlardan bahsediyor kitabında.
İşte bir gün yine gazeteleri okurken bir habere takılmış gözü ve dayanamayıp o haber üzerine yazmış kitabında. Okuyunca o kişi elbette hepinize tanıdık gelecek:
“Büyük bir işadamı ve yeni sevgilisi...
O ve nikâhlı eşi, o ve ortanca eşi, o ve son eşi ve sevgilisi. Silsile böyle devam ediyor. Adam adeta Ağa, yetmedi paşa, hatta padişah.
Kadınlar sadece ilk, ortanca, sonuncu şeklinde kazınıyorlar insanların kafasına. Oysaki onlar birer birey, birer kadın. Her biri kendine özel, her biri biricik şu koskoca dünyanın ortasında.” (Sayfa 60)

Deniz Seki anlatıyor: ‘Ateşten bir yolun içinden geçtim’

ASALAK BÖCEKLER GİBİ HİSSEDİYORUM

Deniz’in kitabının her sayfası hayat dersi gibi.
İşte etkilendiğim yerlerden biri daha:
“Burada yaz da kış da ne eğlenebiliyor ne de çalışabiliyor insan.
Asalak böcekler gibi hissediyorum. Halbuki hayata geliş amacım şarkı söylemekti. Buna tüm kalbimle inanıyorum.
Üstelik çok severek yaptığım işimle çok şükür hem kazanıyor, elimden geldiğince sevdiklerime, yardıma ihtiyacı olan insanlara yardımcı oluyor, hem de yanımda çalışan kocaman bir ekibe iş imkânı sağlıyordum.”
(Sayfa 74)

BEN YENİ BENİ BEN BİLE YENİ BİLİRİM

Kitapta bölümler arasına yazılan şiirler, şarkı sözleri de var.
İşte o sözlerden benim en çok beğendiğim, tam da değişen Deniz’i anlatıyor:
“Artık eskisi gibi değilim
Ben yeni beni, ben bile yeni bilirim
Bir zamanlar ne kadar hoyrattım kendime
Bir zamanlar ne kadar kördüm, sağırdım dengime”

HAFTALIK HARCAMA LİMİTİM 300 LİRA

Cezaevi şartlarını da anlatıyor Deniz. İşte o kısımlardan biri:
“Haftalık harcama limitim 300 lira. Azımsadığımı düşünmeyin, çok şükür onu da nişanlım eksik olmasın hesabıma yatırıyor.
Biriktirmek zaten imkânsız. O hafta elinize geçen miktarı harcamasanız bile bir sonraki hafta toplam 600 lira harcamanız mümkün değil. İzin verilmiyor buna.
Buna da şükür. Bulamayanlar çoğunlukta.
Dışarıdaki lükslerimi hayal bile edemeyeceğim bir yoksunluk içinde yaşarken, sadece 300 liralık harcama yapabildiğim için sitem ederken, burada 30 lirası bile olmayanları hatırlıyorum.
Az önce kendim için üzülürken, durumuma
şükrediyor, onlara da Yaradan’dan bolluk, bereket ve mutluluk diliyorum.”

DENİZ’İN ÇOCUK ÖZLEMİ

Deniz çocuk özlemini de açıkça dile getiriyor ve diyor ki:“Bir çocuk doğurup büyütmek için yeteri kadar tahammüle sahip miyim diye sorar oldum... Enerjim çok şükür yerinde. Böyle tatlı, böyle sevgi dolu bir şeyin şükürler olsun ardından koşacak nefesim var.Mert’imin (yeğeni) son ziyaretinden sonra, sevgilimle de konuştum ve ona da söz verdim bir çocuk sahibi olmak için. Üstelik bir coştum ki sormayın gitsin. Bir kız bir erkek olsun dedim birden... Deniz Su, Faruk Can... Bu fikir bile içimi kıpır kıpır yapıyor, kelebekler uçuşuyor midemde. Of, of, offf...Peki, zorunlu ara verdiğim işlerim? Ya onlar nasıl olacak bir çocuk koşturmasının arasında? Olsun, onun da bir çaresi vardır elbet.Düşünüyorum da nüfus kâğıdına bakınca yaşım ilerlemiş olabilir ama kalbim 16 yaşında...”

VE BENİM BİLDİĞİM DENİZ

Kitabı okurken elbette Deniz’le olan anılarımız da gözümün önünde sürekli canlandı. 
Bir restoranda Selim Akçin, Fikret Ercan ve benim olduğum bir masada, coşkuyla sohbet ederken... Aşkla geberip aşkla dirilişini ağlayarak izlerken... İskender Paydaş’ın stüdyosunda yeni şarkılarını kaydederken...
Ona yazdığım sözleri telefonda okurken... 
Uzun bir aradan sonra çıktığı Kuruçeşme Arena konserinde heyecanına tanık olurken...
Ama en çok, evet en çok Deniz’in şarkı söylerken hali canlandı gözümde. 
Çünkü Deniz öyle bir şarkı söyler ki; vücudunun tüm hücreleriyle. Sarsıla sarsıla. Yana yana. Her kelimeyi hissede hissede. 
Laf olsun diye asla şarkı söylemez. Ve şarkı söylemeye bir başladı mı, onu kimse durduramaz. Sanırım şarkı söylemek onun meditasyonu, şifası. 
Ona ihanet etmeyen gerçek özü.

X