"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Bugün ruhunuz pek solgun, hayırdır?

Ruh sağlığı yasası çıksa sizce nasıl bir şey olurdu? Şu “farkındalık” seminerlerine ağlamak için mi gidiliyor? Nefes terapisinden sonra neler hissetmiştim? İlişkilerde ruhsal dalgalanmaların sebebi herkesin “arıza” olması mı? Ruhunuzu doyuracak pazar yazısına buyrun...

Dün günlerden Dünya Ruh Sağlığı Günü’ydü.
Hayır, maarif takvimi filan takip etmiyorum.
İnternette serseri mayın gibi gezinirken denk gelip okudum.
Dünya üzerinde her şeyin bir günü var, malum.
Ama bu ruh sağlığı günü bize cuk, bize lazım.
Keşke gün değil, bir hafta hatta bütün bir ay ruh sağlığı konuşsak...
Türkiye Psikiyatri Derneği mesela, “Ruh sağlığı yasasına ihtiyacımız var” diyor.
Herkes için ulaşılabilir, yaygın ruh sağlığı hizmeti yapılsın diye...

AĞLA AĞLA RAHATLARSIN


Oysa epeydir ruhu doyurma ihtiyacını kişisel gelişim kitapları ve onları yazan modern guruların seminerleri karşılıyor. Bunlar da yeterli parası olan için...
Mesela bu tür seminerlere giden bir arkadaşım her seferinde nasıl da hüngür şakır ağladığından dem vuruyor.
Yani ağlamak için para veriyor.
Lakin dikkat! Ağlamak artık nimet. Öyle durup dururken kimse ağlayamıyor.
Ancak bir nefes terapisine ya da farkındalık zımbırtısına gideceksin, öyle.
Hiçbir şeyi denemekten kaçınmayan yazarınızın da zamanında bir nefes terapisi deneyimi oldu elbet.
Ağlamamıştım, ama o kadar güçlü nefes alıp vermem istenmişti ki, içim şişmişti.
Aslında en eğlencelisi şu farkındalık/iç dünyaya yolculuk seminerleri.
Oralarda en azından birileriyle tanışma, flört etme şansın var. Bir taşla üç-beş kuş.
“Ah sizi de mi çocukluğunuzda yakan top oynarken mahallenin kötü çocuğu gelip çimdiklerdi?” diye birbirinize sarılıp dertleşmeler...
Ortak ruh kuyusunda buluşup kaybolmalar...

ÇOK ARIZAYDI ÇEKEMEDİM

Ruh sağlığı işinin bir de ilişkiler boyutu var.
En mühim kısım.
Sevgilinden mi ayrıldın, hemen arkadaşına çemkir, “Çok arızaydı, çekemedim” diye.
Herkes herkese göre az ya da çok arıza.
Tamam, eskiden arıza olmak cool bir şeydi.
Görüyorum ki şimdilerde fellik fellik arızalardan kaçılıyor. Ya da kaçıyormuş gibi yapılıyor.
Misal, bir kız arkadaşım geçenlerde şöyle bir cümle kurdu: “Çok normal birini buldum. Ama bu kez de sıkılıyorum.”
“Sen de arızasın o zaman” dedim, bozuldu.
Şunu da yazmadan olmaz: Şu dijital ortamda kimse kimseye güvenmiyor.
“Çok paranoyak bir sevgilim var, Instagram like’larımdan bile anlam çıkarıyor” diyeni çok duydu bu kulak memeleri.
Dahası, sevgili adayının söylediklerine güvenmeyip mesleğinden ailesine kadar dedektif gibi her şeyi araştıranı da...

KALIPLARI ÇİĞNE VE TÜKÜR

Ruh sağlığını muhafaza etme konusunda esas baba mevzu, ülkenin gündemiyle orantılı olarak çalkalanan iç dünyalarımız. Ama oraya hiç girmiyorum.
O kadar beter alıştık ki günde bir kere “Lanet olsun”, “Bu kadar da olmaz”, “Yazıklar olsun”, “Bu nasıl iş?”, “Sözün bittiği yer” gibi kalıpları sakız gibi çiğnemeye...
Kafiye kafasıyla yazıyı bitirirsek eğer; geçmiş ruh sağlığı gününüz kutlu olsun, içiniz bir parça huzurla dolsun, beni okursan eğer inan her şeyi pıt diye unutursun...

Rihanna’ya ‘ertesi gün’ sendromu çözümü

Rihanna, Vanity Fair dergisine şöyle bir demeç topağı fırıldaklamış:
“Tek gecelik ilişkiler bana göre değil. Çünkü ertesi gün uyandığımda kendimi suçlu hissediyorum ve bu duyguyla uyanmak istemiyorum.”
Tek gecelik ilişkideki ertesi gün sendromunu Rihanna’nın da yaşıyor oluşu elbette bir “yalnız değiliz” hissiyatına yol açmıştır, bu gece barda gönlüm hovarda bünyelerde...
Oysa bunun çözümünü bulan da var.
Sıkça duyuyorum. Olay şu: Ertesi sabah uyandığında zırt diye ayrılmamak.
Beraber bir kahvaltıya, kahveye filan gitmek...
Şöyle diyorum ben buna: Geçirilen zamanı kaliteli sonlandırmak...
Öyle apar topar taksiye binip giderek değil.

Moda Haftası’nda en çok...

* İngiliz Konsolosluğu’nda yapılacak Zeynep Tosun defilesini ve backstage’de yapılacak partiyi...
* İki şov hariç tüm defilelerin gerçekleşeceği alan olan Tarihi Bomonti Bira Fabrikası’nın nasıl bir atmosferi olacağını...
* Les Benjamins, Niyazi Erdoğan, Özlem Kaya, Hatice Gökçe, Deniz Berdan ve Giray Sepin’in şovlarını...
Merak ediyorum.

X