"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Ben 187 yaşında bir kız çocuğuyum!

Nil Karaibrahimgil en başından beri kendi dünyasını yansıttı bize. Şimdi de o dünyadan kopup gelen yeni bir şarkı ve onun videosu var elimizde: “İyi ki”. Nil’le önce bu yeni şarkıdan başladık konuşmaya. Sonra açıldıkça açıldık, uçsuz bucaksız vadilerde dolanıp “hayatı” sorguladık. Valla onunla konuşmak çok zevkli. Çünkü bilge bir kadın. Ve dediği gibi gerçekten 187 yaşında!

Yeni şarkını dinledikten sonra şöyle bir hissiyat geçti bana: “İrili ufaklı bir sürü şey hayal etmiştim, ama olmadı. Bir tek sen oldun, aslında iyi ki diğerleri olmamış”. Şunu mu demek istiyorsun: Bizi anlayacak, sevecek o bir kişi, insanın erişmek istediği tüm hayallerinin üstünü çizdirebilir...

- Şarkıları yazdıktan sonra onların üzerine ışık tutup sonra da eline bir değnek alıp “Şurası şu burası da bu” demek bana biraz zor geliyor. Çünkü şarkı yazarken bunları hiç düşünmüyorum. Ne yazdığımı şarkıyı söyledikten sonra duyuyorum ben de. Düşüncenin ve hesabın hiç girmediği bir yere muhasebeci sokunca bir garip oluyorum ama madem sordun, evet aşk her şeyi bandajlamaya yeter bence.

Hayallerin üstünü çizdirebilir. Ama bence hiç kimse hiçbir şey için hayallerinin üstünü çizmemeli. Başkasının yoluna sapmadan da onunla buluşa buluşa yürümenin yolları var. O da başka şarkının konusu olsun. 

Peki insana aşk ve sevgi anlamında o bir kişi yeter mi? Neden bunu soruyorum; çünkü görüyoruz ki artık günümüz insanına yetmiyor. Ya da tam anlamıyla o kişiyi bulamadıklarından daldan dala konuyorlar. Günümüzün adına “aşk” denen, ama benim “ondan ona konulan tahammülsüzlük” dediğim ilişkilerini nasıl buluyorsun?

- Ben onlardan yaşamadım. Kendimi hep sakınıp saklardım. Sanki biri gelip alacaktı.

Biri geldi ve aldı da! Serdar’la bin yıllardır süren bir aşkı birkaç hayatta yaşıyormuşuz gibi hissediyorum. Bir yerde okudum, “Aşk hayatın balkonu” diye. Balkona çıkmadan hayat yaşanmaz, ama günümüzde bilemiyorum tabii. Ben başka bir zaman dilimindeyim! Tahammülsüzlük sadece ilişkilerde değil, genel bir var oluş şekli oldu.

Her an her şeyin el altında olması yolculuk hissini öldürdü. Habire varıp duruyorsun. Işınlanıyorsun oradan oraya. E sersem oluyorsun tabii. Sosyal medya diyetleri ve sakin olma yolları bulmak lazım. Bir de mahremiyet önemli. El ele, diz dize, göz göze sohbet etmek, dokunmak.

BENİM KAĞITTA ‘SERDAR’ YAZIYORDU

 ◊ “Sanki biri gelip beni alacaktı ve aldı da” dedin ya. Acaba sen gidip onu almış olamaz mısın? Bak feminist damarım kabardı!

- (Gülüyor) Aldı derken, ben bekleyişteydim ve bir el uzandı anlamında söyledim. Daha romantik bir yerden yani. Bir tren istasyonunda inmiş, eline de “Şu isim seni karşılayacak” yazılmış bir kız düşün.

Onun gibi. Benim kağıtta “Serdar” yazıyordu. Serdar da elinde Nil yazan bir kart taşıyordu, öyle buluştuk. Ben de onu aldım tabii. “Aldım verdim, ben seni yendim”cilik oynamadan yan yana durabiliyoruz çok şükür. Ben onun kanatları oldum o benim ayaklarım.

Ben 187 yaşında  bir kız çocuğuyum

HERKES ACISINI KOYDU BİR YERE

“İyi ki” şarkısının video fikri çok hoş. Kimin fikriydi? 

- Şarkıyı defalarca dinledikten sonra aklımda hep aynı görüntü belirmeye başladı. Robotlardan oluşmuş bir terapi grubu ve ben “Boş ver iyi ki olmadı” diyen terapistim.

Şarkı boyunca herkesin dert yanıp nakaratlarda büyük bir uyumla dans etmelerini hayal ettim. Hep birlikte dansla iyileşeceklerdi. “Senden başka kimsem olmadı”yı birbirlerine söyleyeceklerdi. Yönetmenimiz Serdar Dönmez de sevdi fikri.

Klipteki gibi bir terapi seansına katılır mıydın? Katılsan hangi konuda olurdu? 

- Kesinlikle katılırdım. Dansla iyileştiren bir terapi seansı keşke olsa. İlk gün koreografımız daha önce birbirini hiç tanımayan bu 11 kişiye “Hayatta sizi üzen ya da endişelendiren şeyi bulun, onu bedeninizde bir yere koyun” dedi.

Herkes acısını, endişesini koydu bir yere. Sonra “O nasıl hareket eder?” dedi, hareketini koyun oraya. Beş dakika sonra hepimiz müzikle bedenimize duygu yerleştirmeye başladık, inanılmazdı.

“KİMSE SENİN KEK TARİFİNİ DİNLEMEZ” DEMİŞLERDİ!

 ◊ En baştan beri kendine ait oyuncaklı bir dünyası olan ve bunu herkese kabul ettirebilmiş birisin. Sıradanlaşmak ve vasatlaşmak seni ürkütür mü? Daha da önemlisi sözlerimi, yaptıklarımı anlamazlarsa diye bir endişe duydun mu hiç? 

- Sıradanlaşmak benim kabusum olurdu. Başkalarının bastığı yerlerden gideceğime dururum daha iyi! Benim ilk görevim Nil’e kendi biricik yolunu açmak. Ancak böyle kendime ve etrafa bir faydam dokunur. Anlamazlarsa endişesine gelince...

Hayret nasıl duymamışım bak şaşıyorum! Belki de şundan: Yapacağımın en iyisini yaptıktan sonra artık ikinci bölümde olanlar beni o kadar etkilemiyor. Şovum önce kendime... Ama ilk çıkarken bana, “Kimse senin kek tarifini dinlemez” demişlerdi.

Dinlediler sağ olsunlar. Bu yüzden anlaşılmadım demeyeceğim, fazlasıyla anlaşılmış hissediyorum. 

KİMSE “BÖYLEYİM” DİYE BAĞDAŞ KURUP OTURMASIN

 ◊ Senin -birçok insan gibi- en sevdiğim köşe yazın “Gençliğime...” diye başlayan. O yazıda alışkanlıkla ilgili söylediklerinin bir kısmına katılıyorum. Ama diyorum ki, alışkanlıkları arada değiştirmeli. Kendini şaşırtmayı bilmeli insan. Hem bu şekilde genç de kalınmıyor mu, ne dersin?

- İnsanın doğar doğmaz karşısına kendisinden bir tane daha dikiliyor! Yumrukları ondan yiyorsun, şefkati de ondan görüyorsun. Bunu anlamak zaman alıyor. Bir türlü yüzünü göremediğin bir düşman ve dost gibi. Hani filmlerde olur ya, seni kovalayanı en sonunda yakalar kapüşonu bir indirirsin: Kendin! Buyur bakalım... 

Alışkanlıklar da bizi var edip raya oturtuyor ama değiştirmek de açı değiştirdiği için mühim. Bir şeye hep aynı yerden bakamazsın. Böyle genç de kalınır evet. Bana soruyorlar, “Neden yaşlanmıyorsun?”

Ben 187 yaşında bir kız çocuğuyum çünkü! Tutarlılığı da hiç sevmem. Kendimi niye kalıba sokayım. Şekilden şekle girebilmenin özgürlüğü varken... Üstelik bilim bile artık beynin değişebilme özelliğinden bahsediyor.

Kimse “böyleyim” diye bağdaş kurup oturmasın. Her gün yeni bir ben inşaatının temelini atabilir insan.  

O yazıda kızlara söylediğin şahane bir şey var: “Kendi atınız olsun. Böylece ayrılık ve boşanmalarla attan inip eşeğe binmezsiniz”. Yani özetle: Hayatta bir tek kendinize güvenin diyorsun...

- Bir kadının özgürlüğünün anahtarı kendi parasını kazanması. Bir erkeğe hesap vermeden yaşayabilirseniz ne mutlu size! Atınız dörtnala koşar.

HAYAT ANLAMIYLA GELMiYOR BiZ ONA ANLAM UYDURUYORUZ

Nil’in dünyasına ait sıkıcı olan ve asla sıkıcı olmayan üç ipucu versene bize...

- Sıkıntı konusunu açman iyi oldu. Bu konuda Tedx konuşmam bile var benim!

Bir çocuk annesine “Anne sıkıldım” demiş. Annesi de, “Sıkıldın mı? Sıkıcısın demek” demiş! Aslında sıkılmak yok, sıkıcı olmak var. Hiç “Çok sıkıldım, napsam” dediğimi hatırlamıyorum. Genellikle sürekli bir şeye geç kalmış tavşan telaşındayım.

Ayrıca sıkıntı, fikirlerin, ilhamların yaşadığı bir imparatorluk. Ondan kaçmamak lazım. Sıkılan insan fikrini taştan çıkarır. Bu yüzden çocuğumu da oyalamıyorum ben.

Kendini oyalamayı bilsin diye. Hayat anlamıyla gelmiyor çünkü. Biz anlam uyduruyoruz ona.

Vayy! Bu son cümlen çok iyiydi. Peki bazı insanlar da kötülükle mi hayata anlam veriyor ve bundan mı besleniyor, ne dersin?

- Hayata gelince... Şanslıysan, sana süt yuva güvenli bir ortam, sevgi ve şefkat veriliyor. Ama büyüdükçe hayata tutunmak için anlam vermek gerekiyor. O anlamı sen kendin buluyor, uyduruyorsun aslında. Hayata gelirken eline tutuşturulan alet kutunu karıştırıyorsun. Ben ne işe yararım? Neler yapabiliyorum? Buna bakıp bir anlam üretmek en iyisi. Hayatı anlamlandırmazsan ve bu anlam senin alet kutundaki bir şeyle çalışmıyorsa, kaybolabilirsin.

Akıllı olan anlamını uydurur, diker ve giyer. Sonra da sırtı yere gelmez!

Kötülüğe gelince... Bence kötülük bir bumerang. Atarsın, hızla gider keser ama sonra döner kafana çarpar. Mutlaka döner. Bir bataklığın varsa ona düşen olur evet, ama ilk seni çeker içine.

 

X