"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

Neden dövme yaptırıyoruz?

İbrahim Tatlıses, vücudundaki dövme sayısı 35’e çıkan oğlu İdo’yu daha fazla dövme yaptırmaması konusunda uyarmış. İdo da “Bu bir nevi bağımlılık” demiş.

Dövme ile bağımlılık, tutku sık sık yan yana gelen kelimeler.
Bir yaptırıyorsun, arkası çorap söküğü gibi geliyor, duramıyor, durduramıyorsun.
Neyin bağımlılığı diyeceksiniz şimdi!
Fizyolojik, kimyasal, sosyal ve duygusal diyelim.
Dövme bağımlığını açıklayan 10 neden sıralamışlar.
1. Adrenalin ve endorfin: Adrenalin ve kuzeni sayılan endorfin bağımlılarının vazgeçemediği şeylerden biri dövme. Riske ve acıya karşı salgılanan adrenalin ve endorfin orgazm kadar keyif veriyor.
2. Acı yerine koyma: Kendini yaralamaktan, acı çektirmekten zevk alanları bilirsiniz. Duygusal ve zihinsel stresten kurtulma aracı olarak dövme acısı kullanılıyor.
3. Dikkat çekme: Kimileri vücut sanatı olarak görse de kimileri için dövmeler bir dikkat çekme aracı. Hatta bazen bir yabancıyla sohbete başlama, sosyalleşme nedeni.
4. Kendini ifade etme: Her dövmenin bir anlamı olduğu düşünüldüğünde dövmelerin konuştuğunu söyleyebiliriz. Dünyaya karşı derdini anlatmak isteyen gençlerin kazılı dili dövmeler.
5. Sanatsal özgürlük: Son yıllarda dövme sanatının ne kadar geliştiğini söylemeye bile gerek yok. Ciddi bir sektör oluşmuş durumda ve dövme sanatını icra edenler bu işi geliştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
6. İsyan: Anne babalar, otoriteler, okullar, dinler dövme karşıtı oldukça dövmenin bir isyan aracı olmasına şaşmamak gerek. Denilenin tersini yapmak insanların, özellikle de gençlerin doğasına dair.
7. Ruhsallık: Japonya’da ve Amerika’nın bazı yerlerinde kabileler, dövmeleri ruhsal aydınlanma ve ruhlar dünyasıyla bağlantı kurmak için bir araç olarak görüyor.
8. Terapi: Zorlaşan hayatla mücadele etmek için hepimizin farklı yöntemleri var. Bazılarınınki de dövmeler. Geçmişte yapılan hataları tekrarlamamak, insan ve düşüncelere olan bağlılıklarını pekiştirmek ve negatif duyguları uzaklaştırmak için dövme yaptırılıyor.
9. Koleksiyon yapma: Kimimiz pul, kimimiz kurumuş çiçek, kimimiz plak, kimimiz de dövme biriktiriyoruz. Ve insanoğlu her daim koleksiyonunu genişletme sevdasında.
10. Taraf olma: Dünya, dövmesi olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılmış durumda. Dövmeli insanlar kendilerine ait bir kültürün olduğunu düşünüyor. Yapılan her yeni dövme, bu kültüre adanmışlığa hizmet ediyor.



Bir eylül barışı

Eylül, bence yılın hem en güzel hem de en hüzünlü ayı.
Güneyde tatil yapmanın tam zamanı olsa da sayılı yazlarımızdan bir tanesi daha bitti işte.
Yazlıklardan şehre dönüşte yaşanan ayrılıklarda kim bilir ne gözyaşları dökülüyordur.
İlk aşk, ilk öpüş ve belki de ilk ayrılık.
“Eylüldü... Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin” diye boşuna dememiş Cemal Süreya.
Güneşin bulutlarla kaplanmaya, kuşların terk etmeye, yağmurun usul usul ıslatmaya başlamasının verdiği burukluk ve duygu yoğunluğu ne şiirler, ne şarkılar yazdırdı.
Daha da yazdırır dünya döndükçe.
Ama bir de karanlık yüzü var bu ayın.
11 Eylül’ler, 12 Eylül’ler...
Kara harflerle yazıldılar tarihe.
Bunlara inat, biz bugünü, 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak kutluyoruz.
Tam da, en çok ihtiyacımız olan zamanda.
Güzel hatırlamak istediğimiz eylül ayının bu ilk günü görevini yapsın, Türkiye’ye, dünyaya, doğaya, hayvana, insana savaş açan tüm insanlara barış getirsin.



Ah bu Amerikan filmleri!

Amerika bunu sık sık yapıyor.
Yabancılar tu kaka, her şey Amerikan ailesi için!
Geçen hafta vizyona giren “Kaçış Yok” (No Escape) Pierce Brosnan ve Owen Wilson’lı kadrosuyla göz doldursa da taraflı tavrıyla kendinden soğutuyor.
Amerikalı bir aile, babanın işi nedeniyle Güney Asya’da adını bilmediğimiz bir ülkeye taşınmak zorunda kalıyor. Anne ilk baştan beri tedirgin, kızlar ise daha küçükler ve nereye gittiklerinin bile farkında değiller.
Uçaktan inip otellerine yerleştiklerinde bölgenin bir halk ayaklanmasının eşiğinde olduğunu görüyorlar.
Hükümete ve ülkelerine gelen yabancılara karşı saldırıya geçen halk, yakıp yıkmaya ve yabancıları öldürmeye başlıyor.
Sonrası Amerikalı ailenin ölümden kaçışı tabii.
Filmde neredeyse tüm Asyalılar yakıp yıkan silahlı vahşiler olarak resmedilmiş.
Mantık belli; bütün dualarımız bu vahşi Asyalılardan kaçan Amerikan ailesi için!
Çok tipik, öyle
değil mi?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI