"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

Kardeş gibi...

“O Hayat Benim”de senaryo gereği kardeş, gerçek hayatta ise çok iyi dost olan Ahu Sungur ve Sinan Albayrak’la “İlle de şarkı söylemek istiyorum” diyen Ahu’nun isteği üzerine Cixx Club’da buluştuk. Ahu şarkı söyledi, Sinan ise eski mesleğine özenip ikimize korumalık yaptı.

Hamdi Alkan’ın yönettiği “O Hayat Benim” dizisinde iki kardeşi canlandırıyorsunuz ve konağın sakinleri olarak ikiniz de çok şık giyiniyorsunuz. Zor olmuyor mu bütün gün o kıyafetlerle dolaşmak?
- Ahu Sungur: Çekim arası polarlarımızı giyiyoruz canım... Ama dış çekimde bile eğer devamlılığı varsa o kostümün aynı olması gerekiyor.

Erkeklerin işi daha kolay ama, öyle değil mi Sinan?

- Sinan Albayrak: Biz genelde hazırlanmış, kadınları bekleyen taraf oluyoruz. Makyajları bitiriyor bizi. Bir de soğukta bekleme olayı var. Konaktaki soğuğa karşı hepimiz içlik kullanıyoruz.
- Ahu Sungur: Sinan çok hızlı bir adam, çok pratik. Ben de öyleyimdir gerçi. Çabuk giyinirim ama tabii ki kadının olduğu yerde erkek her zaman bekler. Bir de meşakkatli bir iş yapıyoruz. Biz konak tayfasıyız ve orada makyaj, saç, kıyafetin önemi büyük. Benim oynadığım karakter asla makyajsız olamaz, pijamayla dolaşamaz.
- Sinan Albayrak: Ben de ropdöşambırla oynuyorum mesela.

Dizideki şıklık durumu normal hayatta daha sade olmaya itti mi sizi?

- Ahu Sungur: Ben normal hayatta da çok bakımlıyımdır. Hatta gece yatmadan ruj sürerim. Çünkü sabaha karşı su içmeye kalkabilir ve aynada kendimi görebilirim. Niye çirkin göreyim?

Eşin ne diyor bu duruma?

- Ahu Sungur: Memnun, alıştı artık bana ne yapsın? Bazen sabah 5’te, 6’da
geliyoruz. Gerçekten makyajımı çıkaracak halim bile olmuyor. Çünkü atıyorum 7-8 saat sonra tekrar sete gidilecek. Duş süresini koyduğun zaman 5 saatlik bir uyku vaktin var. Olduğum gibi yatıyorum. Suat çok dalga geçiyor bazen, sabah bir kalkıyor, eski Yeşilçam filmlerinden fırlamış bir kadın uyuyor yanında.
- Sinan Albayrak: Kadının bakımlı olması hakikaten çok güzel bir şey. Yatarken ruj sürme farklı bir durum olabilir ama (gülüyor)... Benim eşim de çok bakımlı ve güzeldir. Ama makyajsız hali bile çok güzel olduğu için fazla makyaj yapmaz.
- Ahu Sungur: İnsan yaşlanacaksa bile şık yaşlanmalı.

Çok yoğun çalışmanız ev hayatına nasıl yansıyor? Bir de çocuğun var?

- Ahu Sungur: Eşim çok yardımcı oluyor. Oğlum büyüdü artık, 10 yaşında ve acayip anlayışlı bir çocuk.

Hiç sitem etmiyor mu “Anne veli toplantıma gelmedin” falan diye?

- Ahu Sungur: Hepsine gittim. Sabah setten 5’te bile gelsem, hiç uyumamış da olsam, Ege’yi okula bırakıp ondan sonra sete gidiyorum. İşim çok önemli, çok takıntılı bir tipim, mükemmeliyetçiyim ama yine de hayatımın en önemli şeyi Ege.


“DÜNYADA BİR BU ADAM KALSA OLMAZ” DEDİM, 8 AYDA EVLENDİM

Kardeş gibi...

Ahu, senin eşinle ilginç bir tanışma hikayen varmış...

- Ahu Sungur: Çok antipatikti (gülüyor)... Çocuk programı sunuyordum ben. İlk canlı yayınımdı, konuğum da Suat’tı. Reklam aralarında çok takıldı bana “İlk programınız galiba, nerede duracağınızı bilmiyorsunuz” diye. Program bitti, dedim ki dünyada bir bu adam bir de ben kalsam hayatta dönüp bakmam. 8 ay sonra evlendik. Şaka gibi.
- Sinan Albayrak: Adamda nasıl bir tılsım varsa...
- Ahu Sungur: Tılsım değil tütsü. Ertesi gün tütsülerle kanala geldi. Sormuş ne sever diye, “Güzel kokan her şeyi çok sever” demişler. Gitmiş Sultanahmet’ten tütsü almış. Şaşırdım. Yakalım dedik. Nasıl korkunç kokuyor, kazıklamışlar. Şansı başlarda yaver gitmedi ama sonra Kukla Festivali vardı, oraya geldi. Bir baktım bütün çocuklar omzunda...

Çocuklarla ve hayvanlarla arası iyi olan insan iyidir.

- Ahu Sungur: Aynen katılıyorum. Ben de evlenip çocuk sahibi olmayı çok istiyordum. Bir de babama aşıktım, “Allah’ım lütfen hayatıma onun gibi biri girsin” diye dua ederdim. Hakikaten öyle oldu. Suat dünyanın en iyi babası bence.

KIZ BABASI OLMAK İSTİYORUM


Sinan sen nasıl bir baba olursun? İstiyor musunuz çocuk sahibi olmak?

- Sinan Albayrak: Hem de çok istiyorum, çok dua ediyorum. Eğlenceli bir baba olurum herhalde... Erkek ya da kız fark etmez ama gönül kız istiyor açıkçası...
- Ahu Sungur: Hani baba adamlar vardır ya, Sinan da öyle. Bence bizim setin de babası. Çok seviyorum onu. 16 yıldır bu işi yapıyorum, 3-4 tane çok sağlam insan kazandım. Sinan da onlardan biri.

Dizilerin bu kadar çabuk harcandığı bir dönemde sizinki çok iyi gidiyor maşallah. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu dönemi oyuncu olarak?

- Ahu Sungur: Ben dizisi yayından kalkan meslektaşlarım için çok üzülüyorum. Sadece onlar değil, tüm set çalışanları ve ekipleri için de... Her dizi setinde aslında 70-80 kişi var, biz sadece görünen kısmıyız.
- Sinan Albayrak: Devam eden bir işin içinde olduğum için şükrediyorum gerçekten. Şu an rolümden ve dizimden memnunum. Ama hayal ettiğim rolü oynuyor muyum, hayır!

OYUNCU OLMADAN ÖNCE ŞAHIS KORUMASIYDIM


Nedir hayal ettiğin rol?

- Sinan Albayrak: Fiziksel performansımı oyunculukla birleştirebileceğim bir iş istiyorum. Daha hareketli, daha aksiyon dolu bir rol. Hem dövüş tekniği hem de fiziksel ve estetik özellik bakımından iyi durumda olduğuma inanıyorum.

Dövüş tekniklerinden hangilerini kullanıyorsun?

- Sinan Albayrak: Benim karma bir dövüş tekniğim var. Tekvando kökenliyim, aikido da var. Ama sokak tekniğine daha çok hakimim. Beş sene farklı mekanların güvenlik birimlerinde çalıştım. Oyunculuktan önce asıl işim şahıs korumalığıydı. Daha çok işadamları ve Ortadoğu’dan gelenlere yönelik çalıştım.

Neden devam etmedin?

- Sinan Albayrak: Komik anlar yaşamaya başlayınca bıraktım. Çok ciddi olmanız gereken bir pozisyonda biri geliyor, “Aaaa sizi tanıyorum, bir imza alabilir miyim, fotoğraf çektirebilir miyiz?” diyor. Komik durumlara düşebiliyorsunuz. O yüzden birkaç sene önce tamamen bıraktım o işi.


MALI, PARAYI DEĞİL SEVGİYİ KISKANIRIM

Şimdi birkaç kelime söyleyeceğim, sizden onlarla ilgili birer cümle istiyorum... Para...

- Sinan Albayrak: Gerekli, sağlıkla birlikte.
- Ahu Sungur: İstediğim an gelen bir şey.

Ego...

- Ahu Sungur: Gerektiği kadar.
- Sinan Albayrak: Nefsime yenik düşmüyorum.

Kıskançlık...
- Ahu Sungur:
Sevgiyi kıskanırım ama parayı, malı kıskanmam.
- Sinan Albayrak: Eşim bana o kadar çok güven veriyor ki, hiçbir kıskançlığım yok.

Aşk...

- Sinan Albayrak: Eşim.
- Ahu Sungur: Oğlum, ailem. Ben sezaryenle doğum yaptım, doğumu benim doğum günümle aynı olacaktı. Herkes çok istedi ama ben istemedim. İleride bu onun için kabus olabilirdi. Büyüyecek, kız arkadaşı olacak, dışarı çıkmak isteyecek. Hiçbir zaman doğum gününü gönlünce kutlayamayacak. Sonunda istediğim oldu, benim doğum günümden bir hafta önce doğdu Ege. Çok rahatlamıştım.

Yaşlılık...

- Ahu Sungur: Sağlıklı olmak, kimseye yük olmadan sakince çekip gitmek isterim.
- Sinan Albayrak: Torunlarımla, köyde olmak istiyorum.

Nerede?
- Sinan Albayrak:
Kaş’ta bir köy evim var. Eşim ve torunlarımla orada olmayı çok isterim.

ŞARKI SÖYLEMEK İÇİN PAVYON KADININI OYNAMAK İSTİYORUM

Kardeş gibi...

Ahu senin hayalindeki rol ne?
- Ahu Sungur:
Ben pavyon kadınını oynamak istiyorum.

Konaktan sıkıldım diyorsun.

- Ahu Sungur: Hiç sıkılmadım.

Niye pavyon o zaman?

- Ahu Sungur: Şarkı söylemek istiyorum çünkü... Şan eğitimim var ama hiçbir işimde şarkı söylemedim. O yüzden pavyon kadınını oynamak istiyorum. O sahne, ışıklar falan... Orada çok dramatik bir atmosfer var.

Dramatik sahne demişken, çok kolay ağlayabildiğini söylüyorlar. Hem de gözyaşı damlası ya da soğan kullanmadan...

- Ahu Sungur: O hem bir teknik hem de duygu ile ilgili.

Teknik derken?

- Ahu Sungur: Diyaframla ilgili bir şey.

Diyaframdan ağlanabiliyor mu?

- Ahu Sungur: Tabii, doğru nefesle her şeyi yapabilirsin. Nefesini tutup sabit bir noktaya bakman lazım.

Dizide canlandırdığın Hülya’nın en çok hangi yönü hoşuna gidiyor? Pek de sütten çıkmış ak kaşık değil hani...

- Ahu Sungur: Ailesini çok seviyor Hülya. Zalim tarafları var ama çocukluğundan gelen şeyler bunlar. Ailesiyle de çok kavga ediyor ama onlar için her şeyi yapabilir. Ayrıca içi dışı bir, kendini tutamayıp her şeyi anlatıyor. O yüzden sivriliyor.

Sen de öyle misindir?

- Ahu Sungur: Evet, ben de öyleyim. Hiç politik davranmam ikili ilişkilerde.

Sinan sen en çok hangi özelliklerini seviyorsun oynadığın karakterin?
- Sinan Albayrak:
Baba olmasını... Ben iyi karakterleri oynamayı seviyorum. Burada da bütün zenginliğime rağmen iyi bir adamı canlandırıyorum. İki kadın arasında kalmış bir adam aynı zamanda.

Nasıl bir şey iki kadın arasında kalmak? Gerçek hayatta hiç düştün mü bu duruma?

- Sinan Albayrak: Kalmış olsam da burada zikredemem (gülüyor). Hayır, iki kadın arasında hiç kalmadım.

Ne şanslısın...

- Sinan Albayrak: Birisini seviyorsanız o sevgi bakidir ve cilalanması gereken bir şeydir, onu başka yerde paslandırmayı istemem açıkçası. Senaryo yazımında da buna dikkat ediliyor. Bir yanda sevdiği kadın var, onunla ilişkisini koruyor, çünkü bir kızları var. Diğer yandan konakta çok bunalmış.

Zenginlik başa bela mı?

- Ahu Sungur: Dizilerde çok para kanlı para gibi gösteriliyor ama ben öyle düşünmüyorum. Çok parası olmayan ailelerde, gecekondularda da entrikalar dönebileceğini düşünüyorum. İnsanın olduğu her yerde entrika var.

HAYALİM GAZZE’DEKİ TEK SİNEMAYI AÇMAKTI


Sinan, “aktivizm” diyeceğim sana...

- Sinan Albayrak: Faydalıdır. Meslek olarak oyunculuk yapıyoruz ama inancımız, savunduğumuz değerlerimiz var. Hepimizin farklıdır o değerleri ama ortak bir nokta var: Özgürlük, dürüstlük, insanlık, vicdan... Vicdanını diri tutmak derdinde olan bir insanım. Gözlerimizi kapatmaya o kadar alıştık ki bu bizi rahatlatıyor ve daha rahat nefes alabiliyoruz sanıyoruz. Oysa asıl yapmamız gereken korkusuzca etrafımıza bakmak. Onun için birtakım hareketlerin içinde olmaya çalışıyorum.

Mavi Marmara’ya gitmeye nasıl karar verdin? Anlık bir karar mıydı bu?

- Sinan Albayrak: Hayır, anlık bir karar değildi. Zaten benim bir Gazze sevdam vardır yıllardır. Orası yalansız, riyasız insanların olduğu bir şehir benim kafamda. Birkaç teşebbüsüm olmuştu Gazze’ye gitmeye yönelik. Bir de hayalim vardı, Gazze’nin tek sinemasını yeniden faaliyete geçirmek. Şimdi onu duyduğum kadarıyla bir Alman başarabilmiş. Mavi Marmara da onun üzerine denk geldi.

Hiç korkmadın mı ölebilirim, bu işten sağ çıkamayabilirim diye?

- Sinan Albayrak: Korku ailenizle ilgili. Annemi babamı bir daha görememek düşüncesi korkutucuydu. Babamın gitmeden önce yutkunarak söylediği “Gitmesen olmaz mı” lafı hâlâ aklımdadır. Ama çok büyük bir aşk Gazze.

İyi ki gittim mi diyorsun?

- Sinan Albayrak: Evet... Sonuçlar çok üzücü... Siyasi anlamda daha da çok kirletildi. Başka amaçlarla giden vardır falan, o beni hiç ilgilendirmez. Beni sadece benim gitme nedenim ilgilendiriyor. Başaramadık ama oradaki insanlara bir umut olduğumuza inanıyorum.

BOĞAZIMIZDAN KISARIZ, BİZE SIĞINANA SIRT ÇEVİRMEYİZ

Bu ara Türkiye’de ya da dünyada en çok neyi dert ediyorsun?
- Sinan Albayrak: Suriye’yi, doğuyu dert ediyorum. Sonuçta etrafınızda olan, aynı zamanda sizin de içinize işleyecek olan acıdır. Şimdi 1,5 milyon Suriyeli var, bir 3 milyon daha gelecek. Evet ekonomi açısından baktığımızda bize çok sıkıntıları olacak. Zaten işsizlik var, o daha da artacak. Bir öğün yiyorsak yarım öğün ile besleneceğiz bundan sonra, ama biz bu lekeyi üzerimize almayız, bize sığınan insanlara sırt çevirmeyiz. Bize sığınan insanlar var şu anda, gerekirse biraz daha kısacağız kendimizi ve bu krizi hep beraber aşacağız. Bunu Türk, Suriyeli, Arap diye ayırmadan “insan” olarak düşündüğümüzde zaten hiçbir sıkıntı kalmayacak.
- Ahu Sungur: Ben şu an ülkemde büyük bir kesimin mutsuz olduğunu görüyorum. Çok fazla ayrımcılık ve kutuplaşma var, bundan çok rahatsızım. Bir an önce birbirimize sarılmamız, ne kadar çok ortak değerimiz olduğunu hatırlamamız gerek. Birbirimizin değerlerini çok fazla yargılayıp alay ediyoruz ama şuna inanıyorum, insan yargıladığı şeyi yaşamadan ölmezmiş. Bir şey yaparken veya söylerken çok dikkat ederim, onun çocuğumdan çıkacağına inanırım. Ve ben çocuğuma temiz bir sayfa bırakmak istiyorum.

TWITTER ÜZERİNDEN İNANÇ SAVUNUCULUĞU YAPMAM

Sinan, “İnancım yüzünden çok fazla sıkıntı çektim” demiştin zamanında, durumda bir değişiklik var mı?
- Sinan Albayrak: Tabii ki çektim... Hele son ve ondan bir önceki seçim süreci, o yargılama... Ben inançlı bir insanım, Twitter üzerinden inanç savunuculuğu yapacak biri değilim. Diğer yandan savaşlarını Twitter üzerinden veren de bir kesim var. Sanal dünyada büyük savaşlar veriyorlar ama eyleme geçildiği zaman gerçek fikirden yoksun bir kesim olduğunu görüyoruz bunun. Ben maneviyatımı yüksek tutmaya çalışıyorum, çünkü buna ihtiyaç duyuyorum. Bir oyuncu için maneviyat çok önemlidir. Ben başkasını yargılamadığım sürece siz de beni yargılamayın.

Oyuncu olmasaydınız ne olurdunuz?

- Ahu Sungur: Ben hukukçu bir aileden geliyorum, herhalde dişli bir avukat olurdum.
- Sinan Albayrak: Ben de herhalde mühendis olurdum.

GELMİŞ GEÇMİŞ EN YAKIŞIKLI JÖN CÜNEYT ARKIN’DIR

Türk sinemasında jön denince akla gelen birkaç isimden birisin. Ama sen daha çok aksiyona girmek istiyorsun herhalde...
- Sinan Albayrak: Jön, siyah-beyaz filmlerde kalan bir şey. Jönlük kavramını getiren o siyah-beyazın gücüydü. Bugün ben jön kavramının çok geçerli olduğunu düşünmüyorum. İlla ki zorlarsak jön diye kime derdim ben; Kenan İmirzalıoğlu’na derdim.

Neden?

- Sinan Albayrak: Siyah-beyaz döneme de çok yakışacak bir oyuncu olduğu için...
- Ahu Sungur: Bence Sinan da iyi bir jön. Kaldı ki jöne ihtiyaç var, bu kavramın miadını doldurduğunu düşünmüyorum.

Jön demişken, Ahu senin dillere destan bir Cüneyt Arkın hayranlığın varmış...

- Ahu Sungur: Hayranlığın çok ötesinde. 11 yaşındaydım, çıktığı canlı yayına telefonla bağlanıp “Bir gün seninle tanışacağım” dedim. Yıllar sonra onun da katıldığı Datça Festivali’ni sundum. Kader, şans, çok istemek, ne derseniz deyin... O benim aşkım. Ve bence Türk sinemasının gelmiş geçmiş en yakışıklı jönü...
- Sinan Albayrak: Benim de aynı şekilde büyük hayranlığım var kendisine... Yıllarca evine girmenin hayalini kurdum, sonunda bir tanıdık bulup evine misafir oldum ben de...

Nasıl geçti?
- Sinan Albayrak: Çok keyifliydi. Silivri’deki yazlığına gittik, eşi çok güzel pastalar börekler hazırladı ama Cüneyt abi yok daha ortalarda. Meğer balığa çıkmış. En sonunda geldi oturdu, çok alçakgönüllü zaten. Ben tabii peş peşe aklımdaki bütün soruları sordum. Sirk dönemini çok merak etmiştim onun. Sirke nasıl girdi, nasıl çalıştı, ne kadar kaldı, hepsini anlattı. Bütün o güzel hikayelerin sonunda kapı çaldı, gitti, geri gelip “Çok afedersiniz, mahallenin çocuklarına söz verdim de maç yapacaktık, size ayıp olur mu?” dedi. Her akşam maç yapıyormuş çocuklarla.

X