"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

Filmlerin zulmü adına

“Zamanımı hiç bu kadar kötüye kullanmamıştım” dedi “Avcı: Kış Savaşı” (The Huntsman: Winter’s War) filmini izleyen bir arkadaşım.

Dünyada da tartışılan bir konu bu zaten.
Filmlerin insan hayatından çaldıkları o uzunca süre.
İyi filmler ömre ömür katıyor da vasat ya da vasatın altındakiler gerçekten hayattan çalıyor.
Bizde geçen hafta vizyona giren “Avcı: Kış Savaşı” barındırdığı o muhteşem ve çekici oyuncu kadrosuna rağmen senaryosunun zayıflığı nedeniyle Amerika’da bile istediği gişeyi elde edemedi.
Charlize Theron filmde gerçekten de çok güzel görünüyor ama bu güzellikle bütün bir film geçmiyor tabii.
Chris Hemsworth sevenler de onu Thor’daki haliyle hatırlasalar daha iyi olacak.
Bu büyük bütçeli film hayal kırıklığı yaratırken, şimdi gözler 6 Mayıs’ta izleyeceğimiz “Kaptan Amerika: İç Savaş” ve 19 Mayıs’ta vizyona girecek olan “X-Men: Apocalypse”e çevrildi.

 


Bu kedi Menderes Samancılar’ı hastanelik etti

Bizde sokaktan gelme bir Van kedisi var.
Çok güzel ama bir o kadar da deli, kaprisli, sorunlu.
Evdeki diğer kedilere kan kusturması bir yana, sinirlenince oraya buraya çiş yapmaktan da hiç kaçınmıyor.
Ama Menderes Samancılar’ın, eşini ve kendisini hastanelik eden Van kedisiyle yaşadıklarını duyunca bizimki yanında pek masum kaldı. İşte Menderes Samancılar’ın cümleleriyle Mışıl’la olan hikayeleri...
“Adı Mışıl, Van kedisi. Dünyanın en güzel kedisi bana göre. Yazlıkta verandada oturuyoruz, dışarıdan bir tane sokak köpeği geçiyor. Ölümüne saldırdığı için biz hemen camları kapatıyoruz. Köpeğe saldıramayınca aynı hızla eşime ya da bana dönüyor. Öyle böyle bir saldırmak değil kan revan içinde bırakıyor. İki kere Şile Devlet Hastanesi’ne gittik.”
“Bir sene önce yazlıkta ben pijamayla eşim de sabahlığı ile oturmuş kahvaltı yapıyoruz. Ormanın içindeyiz, kimse yok, kış günü. Bir boxer geçti önümüzden. Bu, köpeği görünce bir fırladı, köpek kaçıyor bizim kız onun arkasından, ben de bizim kızın arkasından koşturuyoruz. Eşim de düştü peşime. Koşuyoruz üçümüz. Neyse köpek kaçtı, bu hırsını alamadı, bize döndü. Eşime ‘kaç’ dedim. Eşim komşunun verandasına girdi. Ben de siteye ait bir caddeye attım kendimi. Kimse yok diye düşünüyorum, bir döndüm TRT’nin dizi filminin ortasına düşmüşüm. Setin ortasına. Böyle bir kediyle yaşıyoruz ama onu çok seviyoruz.”

Filmlerin zulmü adına

 

 

Kalem ve Kağıt
Koton Kitap son zamanlarda güzel eserlerle buluşturuyor kitapseverleri.
Stoner’ı kaçırmayın mesela, yazıldıktan 50 yıl sonra dünyada edebiyat çevrelerini kasıp kavurmuş bir başyapıt.
İlk olarak yalnızca 2000 adet basılan ve ilk baskısından neredeyse 50 yıl sonra dünyada hak ettiği değeri gören, 20’den fazla dile çevrilen bir eser.
Önümüzdeki günlerde raflarda göreceğiniz Kalem ve Kağıt’ı ise edinmek üzere mutlaka not alın.
Sessizliğin kitabını ve yazma tutkusunu okuyacaksınız çünkü. Alman yazar Orteil çocukluk yıllarında hiç konuşmamış. O sessiz yıllarda bir atölyede şevkle çalışarak inanılmaz bir yazma becerisi geliştiren Orteil, bu kitapta büyük tutkusunu anlatıyor.
Özellikle yazma sanatına aklını ve kalbini verenler için bir ilham kaynağı.

X