"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

Bu bayram içim buruk

Parmakları saniyede 16 vuruş yapabilen bir perküsyon ustası Burhan Öçal. Küçük yaştayken film yıldızı olmak için ülke dışında çıkan ve dünya müzikleriyle tanışan Öçal, uzun süredir Türkiye’nin adını yurtdışında duyuruyor. Şimdi ise hayatında hem müzik hem de çocukluk hayali olan sinema var. Bu yıl onu “Gizli Ajanda” ve “Propaganda 2” filmlerinde izleyeceğiz.

Bu bayram içim buruk

* Sarıyer’de Boğaz manzaralı, dört katlı bir konaktayız. Her katta farklı bir müzik çalıyor. Filmlerdeki gibi bir yer. Nereden buldun burayı?

- Büyükdere Mahallesi’nde bir evdeyiz. 22 yıl önce almıştım burayı. Bu bir Rum konağı. Dört katlı. Tarihi eser. İzinlerini aldık, bir senedir burayı restore ettiriyoruz.

* Klasik arabalara da düşkündün bildiğim kadarıyla. Kaç tane var şu anda?

- 20’ye yakın vardı, sattım çoğunu. Çoğu tamire ihtiyacı olan arabalardı. Şimdi altı tane var. Ama dördü yürür vaziyette.

* Bu aralar film setleri ve konserler arasında mekik dokuyorsun...

- “Gizli Ajanda” filminde konuk oyuncu olarak oynuyorum ama çok ağır bir karakter. Zengin bir işadamı. Bir de Sinan Çetin’in “Propaganda 2” filminde oynuyorum. Arada Zürih’e gidip geleceğim, Milano’da konserim var, sonra İstanbul’da yeni bir filme başlayacağım.

BENİM YAŞIM İLERLEMİYOR Kİ

* Başın dönmüyor mu bu tempoda? Günde kaç saat uyuyorsun?


- 6. Evvelden 5 saat uyuyordum. Daha evvelden 4.

* Genelde yaş ilerledikçe azalır uyku süresi, sende tersi olmuş!

- Benim yaşım ilerlemiyor ki... Benim sabit kurum yok, dalgalı kurdayım.

* Nerede daha genç hissediyorsun kendini ya da ne yaparken?

- Kayak yaparken... 37 senedir Zürih’te yaşıyorum ve 35 senedir kayak yapıyorum. Bir ara buzda yarış yaptım.

* Sinemaya ilgin nereden?

- Babam sinema işletmecisiymiş. Evimiz sinemanın arkasındaydı. Bir abim, bir ablam sinemada doğdu. Zaten annemle babam da sinemada tanışmışlar. Annem 17 yaşında film izlerken yukarıdan babamı görmüş, göz göze gelmişler.

* Baban çapkın mıymış?

- Çapkınmış.

* Sizde çapkınlık genetik galiba. Senin için de hep “çapkın” derler.

- Kötü bir şey mi?

* Yok canım, sen nasıl rahat ediyorsan öylesindir. Hep mi böyleydin?

- Bilmem. Kadınlara karşı kibar davranıyorum. Bu yanlış mı anlaşılıyor acaba? Centilmen olmakla çapkınlığı karıştırıyorlar sanırım.

* Avrupa görmüş, leydilerin himayesinde yetişmiş birisin. Bize biraz centilmenlik kurallarını anlatsana...


- Bir kadınla tanıştığınızda ayağa kalkmalı, gözlerinin içine tebessüm ederek bakmalısınız. Her zaman bir kadına yardımcı olmalısınız. Kadına ne istediğinizi belli etmeli, onu güldürmelisiniz. Kadına dürüst olmalı, güven vermelisiniz. Ayrıca merdivenden çıkarken kadın rahat etsin diye erkek önden çıkmalı. İnerken de erkek önden inip yardımcı olmalı.

Bu bayram içim buruk

AŞK OLMAZSA BESLENEMEM

* Hayatında biri var mı?


- Aşk olmazsa beslenemem ve aç kalırım, müzik yapamam.

* Bu yoğunlukta aşka nasıl zaman yaratıyorsun?

- Zamanını iyi taksim etmelisin. Benim mesela programım üç kategoriye ayrılıyor; acil olanlar, orta dereceli acil olanlar ve acil olmayanlar. Her gün yaptığım egzersizlerim var. Stretching yaparım mesela. Belim ve parmaklarım için. Gece geç yattığımdan sabah geç kalkıyorum ama mutlaka sabah 09.00’da telefonlara, mail’lere bakarım. Herkesi kontrol eder, sonra yine yatarım.

* Eğitimin ne?

- Nişantaşı Belediye Konservatuvarı’ndan terkim.

* Neden yarıda bıraktın?

- Adam solfej yapıyordu, sıkıldım. Ben bunları zaten biliyorum. Zürih Konservatuvarı’nı tek sınavla kazandım. Ama onu da yarıda bıraktım.

* Nerede geçti çocukluğun? Fark ediliyor muydu yeteneğin?

- Kırklareli’nde. Babam da fark etmişti ama annem daha çok. Başını ağrıtıyordum kadının. Her yerde çalıyordum çünkü. Annem, babama bir gün “Mehmet Efendi bu çocuk davulcu olacak” dedi. Babam da dedi ki; “Oldu bile!”

KADINLAR RİTİM SEVER

* Burhan Öçal’ın sahne şovunun vazgeçilmezi ne?

- Ritimler. Kadın ritim sever çünkü. Ritim hayatın kendisi zaten.

* Yurtdışında yaşayan biri olarak Türkiye’yi nasıl görüyorsun?

- İsviçre vatandaşıyım, orada her türlü imkanım var ama burayı özlüyorum. Türkiye gibisi yok. Sadece gelen ölüm, şehit haberlerine üzülüyorum. Kıymetini bilelim, etnik zenginliğe sahibiz. Benim baba tarafım, Lüleburgaz’a ilk yerleşen Türklerden. Anne tarafım da Selanikli. Ne kadar güzel bir genetik mirasa sahibim. Bunlar hep müziğime, sanatıma yansıyor. Bütün Türkiye böyle. Hepimiz karışığız. Kiminin annesi Laz, babası Kürt. Ya da Çerkez, Boşnak. O kadar güzel bir karışım ki. Avrupa’da güzel, başarılı insanların hepsi melez. Neden burada ayrımcılık yapıyorlar?

* Terör nedeniyle müziğe ara verilmesine nasıl bakıyorsun?

- Bence tam aksi olmalı. Her halükarda sanat ön planda olmalı.

* Kendini yakışıklı buluyor musun?

- Çirkin buluyorum.

* Kabul edelim bir çekiciliğin, karizman var. Sinemada bu kadar tercih edilmenin nedeni ne sence?

- Herhalde kameralar beni seviyor.

* Çok hareketlisin, kime çekmişsin?


- Dedeme. Ona Deli Rıfat derlermiş, atının üstünde koca bir Tatar. Bir kova rakı içermiş, bir kova da atına içirirmiş.

* Annen sana muskalar yapmış...

- Üç tane var, saklarım. Annemin öğrettiği duaları okurum, inanırım.

* “Günahkar yaşıyorum ama inancım tam” demişsin.

- Tabii, içki içiyorum mesela ama o başka şey, öbürü başka.

* En sevdiğin atasözü?

- Bir Alman sözü var; “Gözler beraberinde yemek ister.” Mesela güzel yemek yapmışsın ama masaya yerleştirememişsin. Gözler için görsellik önemli. Tasarım çok önemli. Müzikte de playlist yapmak, sahneyi kurgulamak önemli.

STING BANA KIZDI

* Çok zeki, çalışkan bir adamsın. Müzikte de bir dehasın bence. Bu genleri aktarabileceğin bir çocuğun olsun istemez misin?

- Çok istiyorum. Kafamda var bir şeyler.

* Senin çocuğun da acayip olur...

- Bilmem. Belki de çatlak olur.

* Sting sana “imparator” demiş, doğru mu?

- Evet, dedi. Sonra da tura çağırdı ama gidemedim. Çok yoğundum, konserlerim vardı Maria Joao Pires’le. Gidemediğim için kızdı bana.

* Ukala buluyor musun kendini?

- Hayır ama yanımda biri fazla kibirlenirse ben daha fazlasını yaparım.

* Kaç kere evlendin?

- İki kere. İlk eşim mezzo soprano ve piyanistti, onunla batı müziği kültürüm gelişti.

* Bekarlık sultanlık mı?

- Yok öyle bir şey, hiç sultan donunu yıkar mı ya!

Bu bayram içim buruk

ERKEN EMEKLİLİK ERKEN ÖLÜM DEMEK

* Emeklilik hayalin var mı?

- Yok, Allah korusun. Zürih’teki doktorum da diyor ki; “Burada insanlar erken emekli olmak için başvuru yapıyor, sen hâlâ çalışıyorsun, vergi veriyorsun.” Bana göre erken emeklilik erken ölüm demektir.

* Tempon hiç yavaşlamayacak mı?

- Yarın bir gün sağlığım ne gösterecek bilemem. Ama benim saniyelerim bile dolu. Yer de siliyorum, yemek de yapıyorum. Dün çok güzel türlü yaptım mesela.

* Tempona ve yaşam tarzına ayak uydurmak zor, sana üç-dört kadın lazım.

- Ah, ağzından bal damlıyor. İdealimdeki yaşam tarzı! (Gülüyor) Şaka tabii.

ARTIK GÜZEL MÜZİK YOK

* Dünya müziği nereye gidiyor sence? Biz neredeyiz?

- Nereye gittiğini söyleyemem ama son zamanlarda Türkiye’de çok güzel müzikler dinleyemedim. Halbuki Türkler, çok müzikal bir toplum, çok yetenekli.

* Sen kimleri dinlersin Türkiye’de?


- Ben Türk sanat müziği ve Türk halk müziğini çok seviyorum. Lounge FM ve TRT Nağme’yi çok dinlerim. Hüzzam makamını çok severim.

* Birlikte proje yapmak istediğin isimler var mı?

- Klasik piyanist Maria Joao Pires’le yine çalmak isterim. Santana ve Lenny Kravitz’le de bir şeyler yapacaktık ama olmadı. Denk getiremedik bir türlü. Eskisi gibi değil işler. Çok zorlaştı. Avrupa da iyi değil. Ama batı klasiklerinde ismin sağlamsa, zeminin sağlamsa orda her zaman iş yaparsın.

* Oralarda mı değerin daha iyi biliniyor, buralarda mı?

- Oralarda daha fazla sanki. Orada karma projeler de yapıyorum çünkü. Ukrayna’nın çok iyi bir piyanisti var, onunla hep Bach, Rachmaninov çalıyoruz. Şimdi Kiev Operası’nda çalacağız. İsviçre’nin önemli bir keman sanatçısı var, onunla çalacağız başbakanın huzurunda. Aynı zamanda Zürih Oda Orkestrası’nda çalıyorum. İki senfonik orkestra eseri bitiriyorum. Sırada bekleyen filarmoniler var.

* Ve sen o konserler beklerken burada film çekiyorsun...

- İsviçre’de bilmiyorlar burada film çektiğimi. Yasak çünkü. Konservatif onlar, müzisyenin sadece müzikle uğraşmasını istiyorlar. Buradan bazı dergiler götürmüştüm, hemen çöpe attılar. “Senin böyle bulvar dergilerde ne işin var!” dediler.

ZENGİN BAĞIRIR, SERVET FISILDAR

* Para ne ifade ediyor senin için?

- Köpeğin önüne atsan yemez. Önemli olan sağlığının dışında insanın izzeti nefsi, şerefi, terbiyesi. Babamdan böyle öğrendim. “Arabam var, evim var” diye konuşmayacaksın. Zengin bağırır, servet fısıldar.

* Var mı eklemek istediğin bir şey?

- Müzikten konuşalım biraz. Kadınlardan, sinemadan konuştuk.

* Kadınlarla ilgili fazla şey söylemedin.


- Kadınlar için çok şey söylerim de boş ver. Müzik, müzik, müzik. Europalia projesi var mesela. Belçika, her sene bir ülkeyi misafir ediyor. Bu sene Türkiye adına ben gideceğim. Montreux Caz Festivali’nde de 2016’da sunum yapacağım.

* Sahnenin sihri nedir senin için?

- Sahne benim gerçekten yaşadığımı fark ettiğim, heyecanımı yenemediğim yer.

KARDEŞÇE YAŞAYALIM

* Sahneye çıkmadan önce bir ritüelin var mı?


- Besmele çekerek, sağ ayakla girerim sahneye. Batıl itikatlarım çok. Annemden gelen bir şey. Sahnede içki içmem, içirmem de. Alkol refleksleri yavaşlatır çünkü. Ben her şeyi kontrol altında tutmalıyım. Seyirciyi sürekli gözetlerim neden hoşlanıyorlar diye, ona göre rüzgârı değiştiririm.

* Son olarak 30 Ağustos Zafer Bayramı’yla ilgili bir şeyler söylemek ister misin?


- Destansı bir zafer olmanın yanında, kararlılığın, birliğin ve adanmışlığın en büyük örneklerinden biri. Bugünü biraz da bu yönüyle idrak etmemiz gerekiyor. Bu nedenle içim buruk bu Zafer Bayramı’nda. Dilerim bundan sonraki bayramları barış içinde ve kardeşçe yaşayabiliriz.

Amerika'ya gideceğim film yıldızı olacağım

* Çocukken gelecekle ilgili nasıl hayaller kuruyordun?

- Muzaffer Tema, babamın arkadaşıymış. Amerika’da yaşıyormuş. Ben de 14 yaşındayken babama “Ben Amerika’ya ‘movie star’ (film yıldızı) olmaya gideceğim” dedim. Amerikan sinema filmlerinden çok etkilenirim. O yüzden 50’li yılların modasına çok düşkünüm. Humphrey Bogart’ı, Clark Gable’ı taklit ederim. Beyaz uzun takımlarım, sivri burun ayakkabılarım vardır. Geniş yakalı gömleklerim... Zaten Amerika’da 10 seneye yakın çaldım, her gidişimde sorgulandım bu yüzden.

* Nasıl yani, neden?

- 27 senedir İsviçre vatandaşıyım aynı zamanda. İsviçre pasaportuyla seyahat ediyorum. Pasaportla tipimi bağdaştıramıyorlar. İsim; Recep Burhan Öçal. Din hanesi; Müslüman. Tipe bakıyor; o zaman daha esmerim, bıyıklar pos, favoriler falan. Ben de bekliyorum, eğleniyorum olanlarla. İçimden de söylenirdim. “Ne söyleniyorsun” derlerdi, “Dua ediyorum” derdim. Halbuki ben Amerika’nın en büyük, en saygın şirketlerinden ICM’nin artistiyim. Sonra özür diler bırakırlardı.

* İlgi çekici bir görüntün var gerçekten de...

- Nereye gitsem dönüp bakarlar...

* Yurtdışına niye ve nasıl gittin?

- Bahsettim ya, 14-15 yaşlarında babama “Ben Amerika’ya gideceğim, film yıldızı olacağım” dedim. O da bana “Sen çok Amerikan filmi izlemişsin” dedi. Babamın sinemasında ailece çalışırdık. Ablamın eşi İlhan makinistti. Diğer ablamın eşi de gişede dururdu. Babaannem fındık fıstık satardı. Ben de kömürlü makina dairesinde tabure üstünde film izlerdim. Çocukluğumdan beri hayalimdi sinema.

* Ve Amerika’ya doğru yola mı çıktın?

- Tek başıma, 500 dolarla İsviçre’ye gittim. Dil de bilmiyorum o zamanlar. Trenle Münih’ten Zürih’e gideceğim. Orada biraz takılacağım, sonra Amerika’ya gideceğim hesapta. Aradan 12 sene geçti, ben hâlâ Amerika’ya gidemedim. Orada burada turluyorum, çalıyorum. İsviçre’de bir grup kurdum. Daha sonra daha geniş bir klasik müzik dünyası içine girdim. İtalyan klasikleri çalıyorduk. Birkaç konserde çaldık. Sonra ICM artisti Eliot Fisk, “Seni ICM’ye alacağız” dedi...

* Ve sonunda Amerika’ya gidiyorsun. Heyecan yaptın mı?

- Bütün gardırobumu yanıma aldım. Heyecandan ölüyorum, 14 yıl sonra Amerika’ya gideceğim! Kredi kartımda toplasan 500 İsviçre frangı var. Amerika’ya gidince bir baktım, bavulumdaki bütün kıyafetler kırış kırış. Gittim son paramla Dolce&Gabbana süit, altına da Prada lastik ayakkabı aldım. İçine bir şey alacak param kalmadı, ben de mavi bir tişört giydim. Öyle çıktım sahneye ve moda oldu. Bomba bir konser oldu, ondan sonra da ICM ile sözleşme yaptık.

Bu bayram içim buruk

PROPAGANDA 2’DE ZORLANIYORUM

* Sinan Çetin’in filmi “Propaganda 2”nin setinde son durum nedir? Nasıl bir roldesin?

- Zor bir rolü oynuyorum. Baskın bir karısı olan beceriksiz bir ressamı canlandırıyorum. Paris’te okumuş ama ezik. 20 senedir evli, çocuğu yok. Bu rolü benim oynamamı Nursel (Köse) istedi. “Avrupa kültürünü tanıyan biri oynasın, yoksa o havayı veremez” demiş. Zor bir karakter ama. Zorlanıyorum oynarken.

* Kadro kalabalık ve bomba ama!

- İlhan Şeşen, Tamer Karadağlı, Hande Subaşı hepsi çok iyi. Nursel hele, deli oynuyor. İnşallah tutar film.

2 FİLM YAZIYORUM

* Kendi filmini çekecek misin?

- Yazıyorum iki tane. Birinde ana karakter hapishanede cezaevi müdürü. Diğeri Dexter, çok janti. İçimde asi bir auteur (yazar) var.

* Yönetecek misin?

- Yok canım, ben yapamam. Sinopsis veririm ve oynarım.

GICIK OLUYORUM

* Nelere gıcık olursun?

- Kadınlara, hayvanlara, doğaya şiddet uygulayanlara gıcık oluyorum.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI