"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

Artık kendime iyi davranıyorum

Bir zamanların en popüler mankenlerinden Burak Hakkı, 15 yıldır süren oyunculuk kariyeri ile “mankenden oyuncu olmaz” klişesini yıkan isimlerden. Yeni dizisi “Mayıs Kraliçesi” ile ekrana dönmeye hazırlanan yakışıklı oyuncu, oğluyla daha fazla vakit geçirmek için teklifleri geri çevirdiği dönemi şöyle anlatıyor: “Rüzgar’ın büyümeye başladığı, ilk baba dediği, yürüdüğü dönemlerdi. Çok tutacağı belli işleri imza aşamasında reddettim. Ama bundan hiç pişman olmadım.”

* Burak, sen üniversitede ekonometri okumuşsun, sonra yüksek lisans yapmışsın, ardından yurtdışında çıkmış, orada da okumuşsun. Sen ne çok okumuşsun!

- Evet, evet. (Gülüyor) Bayağı bir okudum.

* O kadar okuduktan sonra şimdi bambaşka bir alandasın. Hayallerin arasında mıydı oyunculuk?

- Hiç aklımda yoktu. Ben 72 doğumluyum. Bizim çocukluğumuzda öyle video çeken cep telefonu filan yoktu. Bazen doğum günlerinde zengin arkadaşlarımız kamerayla videoya çekerdi bizi, ben utanırdım kendimi izlerken. Kendimi pek beğenmezdim...

* Dersler nasıldı? O kadar okuduğuna göre ders çalışmakla bir sorunun olmasa gerek...

- Ben “inek” tabir edilen çalışkan öğrencilerdendim. Üniversiteye iyi dereceyle girdim, yüksek lisansı da iyi derecelerle kazandım.

* “Çocukluğumu yaşayamadım” diyor musun?

- Evet. Benim hayatımda okul ve basketbol vardı. Birinci ligde de oynadım.

Artık kendime iyi davranıyorum

DOĞUM DA MUCİZE ÖLÜM DE


* En iyi dersin hangisiydi?


- Matematiğe çok ilgim vardı. Oğlum da bana çekmiş, matematikle arası iyi. Hoşuma gidiyor. Matematiği seven insanların hayata karşı uyarlamaları çok güzel oluyor. Çözülemez denklemleri çözmek istiyorsunuz.

* Hayatın çözülemez denklemi ne sence?

- Yok aslında. Hayat, doğum gibi bir mucizeyle başlıyor ve ölüm gibi bir mucizeyle bitiyor.

* Ölüme mucize diyorsun, ölümden korkmuyor musun?

- Hayır, saygı duyuyorum. Doğum da mucize ölüm de. Hayatta kat ettiğiniz o yolda sizi neyin mutlu ettiği önemli. Ben hayata böyle bakıyorum. Kimi insan şöhretle mutlu olur, kimi parayla, kimi başarıyla...

* Sen? Neyle mutlu oluyorsun?

- Ben başarıyla mutlu oluyorum. Saygı görmek, sevilmek haz veriyor. Biri benimle ilgili iyi bir şey söylediğinde seviniyorum. Herkesi önemsiyorum. Sınıf ayrımı yapmıyorum. Burnu havada değilim. Bana ‘mütevazı’ derler, bu benim içimden gelen bir şey.

* Seni gerçekten iyi yetiştirmişler. Kime çekmişsin en çok?

- Babam çok düzgün, değerleri olan bir adamdır. Ama alttan almaz pek. Ben ise alttan alırım, dinlerim. Babamın fiziki özelliklerini almışım, kişilik özelliklerini pek almamışım. Anneme benzemişim daha çok. Sakin, mülayimim.

* Basketbol oynadığını söyledin bir dönem...

- Evet, genç takımdan A takıma çıkmıştım. Ülker’de, Fenerbahçe’de oynadım.

* Boyunun uzunluğunun avantajını kullandın yani?


- Basketbol için boyum uzun değil aslında. 1.90’ım. Pivot başlayıp, sonra şut atan kişiye döndüm. Biraz daha oynasam oyun kurucu olurdum.

* Neden bıraktın?

- Zorlamaya başladı. Üniversiteyi kazanmıştım. Hem okula, hem antrenmana gidiyor hem de babama dükkanında yardım ediyordum.

* Ne dükkanı vardı babanın?

- Kadıköy’de otel, bar, pastane malzemeleri sattığı bir dükkan...

İLK PARAMLA ARABA ALDIM

* İlk paranı nerede kazandın?


- İlk kazandığım, büyük bir paraydı açıkçası... Bir gün bir moda dergisinde “Modellerimiz Başak Gürsoy Ajansı’ndandır” gibi bir ilan gördüm. Aradım o ajansı. İlk başta seçmediler beni, çok zayıftım o zamanlar. Sonra tekrar çağırdılar ve seçtiler. Bir firmayla bir yıllık anlaşma yaptım. Oradan kazandığım parayla da kendime sıfır araba aldım. Hatta üstüne para kaldı. İlk işimde kampanya yakaladım...

* Şanslı mısındır hep?

- Şanslıyım. Mesela hayatım boyunca park yerini dert etmedim. Çünkü şunu biliyorum; bir yer mutlaka boşalır ve ben oraya girerim. Enerjiye inanırım. O enerjiyi veriyorum etrafa ve karşılığını görüyorum. Duvar gibi, gönderiyorsunuz geri geliyor. Kötü gönderirsen kötü gelir.

* Bunlar kitaplarda da yazıyor, sen kendi kendine öğrenmişsin.


- Ben okumuyorum öyle kitapları. Benim büyük amcam Şinasi Yıldırım 85 yaşında, görsen 18 yaşında dersin. Hayatı çok sever, “Bugün hayat çok güzel, çiçekler yine uyanıyor” diye başlar güne. Bir saniyesini boş geçirmez. Benim hayat mentorum o.

* Pozitif insanları tercih ediyorsun demek ki...

- Ben karamsar, negatif insanları sevmiyorum. Boş kaldığım dönemlerde de karamsar olmadım. “Bu boşluğu değerlendireyim, güzel şeyler yapayım” diye düşündüm hep. Amcam da yeni pasaport aldı, 10 yıllık aldı mesela. “Yukarıya mesaj gönderiyorum, beni beklemesin” diyor. Ben uzun yıllar görmemiştim amcamı. Kapadokya’da “Yer Gök Aşk”ı çekerken ziyaretime geldi, o günden sonra bırakmadım onu. Daha farklı konuşmayı, daha farklı dinlemeyi öğrendim ondan.

* Herkes yaşam koçuna gider, sen amcandan öğrenmişsin bunları, ne güzel. Ben başa dönüp sormak istiyorum; hem baba mesleği hem de iktisat okumuşsun, neden ticaret yapmadın?

- Babam bir sene bana bıraktı gitti dükkanı. Ben birkaç değişiklik yaptım, gelirler beş katına çıktı. Takdir bekledim. Ama babam “Sen ne yaptığını zannediyorsun. Benim ticari ahlakımı yerle bir ettin” dedi. “Serkiz Usta’ya mal vermemişsin, o benim 30 yıllık arkadaşım” diye kızdı. Bir yerden ucuza peşin ürün almıştım, “Bir daha oradan nasıl çekle iş yapacağım?” dedi. Ondan sonra ticaret hayatım bitti benim. Sonra da mankenlikten zaman kalmadı ticarete. Başka bir yola girdim.

GECE HAYATI BANA SIKICI GELİYOR

* Mankenlik nasıl bir dünya? Bocaladığın oldu mu?


- Bizim dönem farklıydı. Sevgi, saygı vardı. Başak Gürsoy’la başladım, aklına gelebilecek bütün firmalarla çalıştım. O dönemde de hep ailemle yaşadım. Sporcu kimliğim de vardı. Mankenlik yaparken basketbola devam ediyordum. Spor insanı kötü alışkanlıklardan koruyor. Şu anda dahi gece hayatı bana sıkıcı geliyor.

* Ailen ne diyordu mankenlik konusunda?

- Ailem beni hiç baskılamadı. Bütün kararlarıma saygı duydular. Babam sert bir insandır ama ben bir şey söylediğimde hep yapar. Ben fazla bir şey söylemem ama söylersem de boşa söylemem, bilirler.

* Çıplaklıktan utanıyor musun?

- Yazın mayoyla geziyoruz işte sonuçta... O kadar...

* Podyumda olunca farklı olmuyor mu?

- O zaman da işini yapıyorsun. Öyle düşünürsen oyuncu da olmazsın.

* Sevişme sahnelerinde?

- Sevişme sahneleri çekilirken orada 40 kişi oluyor. İnsanların aklındaki gibi şeyler olmuyor.

* “O sahneler olmasa daha iyi” diyor musun?

- Bazen dediğimiz oluyor ama sahne öyle yazılmışsa nasıl kurtarırız diye bakıyoruz. Zaten RTÜK gibi engeller var artık...

* Kız arkadaşın var. Böyle sahneler çekerken kıskançlık meselesini nasıl hallediyorsun?

- Kıskançlık olmuyor. Güven çok önemli. İki taraf da kendini doğru anlatabiliyorsa, doğru şeyler yaşıyorsanız ve ilişkinize saygı duyuyorsanız, sorun olmuyor.

Artık kendime iyi davranıyorum

GÜVEN VE AŞKA DAYALI CİDDİ BİR İLİŞKİM VAR

* Ne zamandır birliktesiniz?

- 6 aydır beraberiz ve ciddi bir ilişkimiz var. Birbirimizi çok seviyoruz. İlişkimizin temelinde güven ve aşk var.

* Yaşadığın aşkı tarif etsen?

- İlk günkü gibi onu gördüğümde heyecanlanıyorum. Zaman geçse de duygularımda hiçbir şey değişmedi.

* Sen kıskanç mısın?

- Çok değil... Ama tabii ki kıskanırım.

* Kız arkadaşın sektörden mi?

- Sunuculuk eğitimi aldı. O da çalışmaya başlayacak sanırım.

* Sektörden olması mı iyi, olmaması mı?

- Tamamen size, birbirinize verdiğiniz enerjiye bağlı.

* “Mankenden oyuncu olmaz” diyorlardı bir dönem...


- Berna Laçin söylemişti bunu. Çok severim kendisini. Çalıştık da beraber. “Allah Allah neden böyle bir laf etti acaba” diye düşünmüştüm. O zamanlar öyle düşünüyordu herhalde. Ben oyunculuk yapmam için teklif almıştım modellik yaparken. Bir süre yapmadım. Yapacağıma inanmadım. Beni ikna ettiler. Israr ettiler. Beni bu işe sokan ilk kişi Türker İnanoğlu’dur.

* Ve sen bildiğim kadarıyla başrolden başladın.

- Evet, başrolden başladım ve devam ettim. Bence herkesten oyuncu olur. Sonradan eğitim alabilirsiniz. Biz zamanında beş-altı kişi çalışmalar yapmıştık; Cansu Dere, Azra Akın, Halit Ergenç’le beraber. Ben boş kaldığım dönemlerde ayrı hocalardan dersler aldım. Diksiyonuma dikkat etmeye çalıştım. Vücut dilimle ilgili eksiklikler gözlemledim, bunun için dersler aldım. Disiplinliyim, eksik yaptığım şeyleri bilirim.

DOKTORLARIM KANSERDEN ŞÜPHELENDİ

* Şu aralar neler yapıyorsun kendini geliştirmek adına?

- Kendime iyi davranıyorum. Bir dönem kilo almıştım. Ciddi bir hastalık geçirdim çünkü. Ciğerlerle alakalı bir rahatsızlıktı. Kan geldi bir 6 ay kadar. Kanserden şüphelenildi. Sigara içiyordum, bıraktım. İki senedir içmiyorum. Hastalık teşhis edilmeden önce doktorlar hep iştahımı soruyordu. Kendimce kanser olmadığımı ispat etmek için çok yedim ve bir anda inanılmaz kilo aldım.

* Kanser değilsin ama?

- Hayır. Başka bir şey çıktı. İyiyim şimdi. Kiloları da bir anda vermeye başladım rahatlayınca.

* “Asla evlenmem” demiştin. Hâlâ öyle mi düşünüyorsun?

- Evet, düşüncem öyle. Evlilik kurumuna, ilişkilere saygı duyuyorum. Öyle söyledim ama tabii her zaman her dediğiniz olmayabilir. Şu an çok güzel giden bir ilişkim var. Evlilik hakkında pek yorum yapmak istemiyorum.

* Tekrar çocuk sahibi olur musun?

- Bilmiyorum. Düşünmüyorum açıkçası.

* Yalnızlıkla aran nasıl?


- Çok iyi. Yalnızken de mutluydum. Ama tabii yanınızda bir şeyler paylaşacağınız özel biri olması bambaşka.

OĞLUM İÇİN ÇOK İŞ REDDETTİM

* İş ve ilişkiler, hangisi daha önde?

- İlişkiler daha önde. İşimi aksatmadığım sürece.

* İşkolik misin?

- Kesinlikle değilim. Zaten bir dönem çok fazla iyi iş kaçırdım bu yüzden...

* Hangi dönem?

- Rüzgar’ın büyümeye başladığı dönemdi. Oğlumla çok sık görüşmek istedim. Çünkü ilk “baba” dediği, yürüdüğü dönemlerdi. Çok tutacağı belli işleri bile imza aşamasında reddettim. Pişman değilim ama.

* Rüzgar kaç yaşında şimdi?

- 7 buçuk.

* Neler yaparsınız birlikte?


- Genelde o planlar. Haftada iki ya da üç gün görüşür, zamanımızı dolu dolu geçiririz. Oyunlar oynarız, spora gideriz, beraber uyuruz...

İNTİKAMCI DEĞİLİM

* Seni şu aralar hayatta en çok ne üzüyor?

- İnsanlar beni şaşırttığı zaman çok üzülüyorum. Beklemediğim bir kişilik yansıttıklarında şoke oluyorum açıkçası. O yüzden menfaatçi insanlardan uzak duruyorum. Çevremizde çok var...

* Nasıl bir kalkan oluşturdun onlara karşı?


- Hissettiğimi direkt söylerim. Bu, içine atmaktan daha iyidir.

* Nasıl baş ediyorsun intikam duygusuyla, öfkeyle?

- Hiç intikamcı değilim. Öfkemi kontrol edebilirim. Önce karşı tarafı anlamaya çalışırım. İnsan kalitesini düşürecek bir davranışta bulunuyorsa, hatasını ancak kendi görüp pişman olabilir. Ben bir ceza kesemem.

PSİKOLOĞA GİTTİM

* Hiç psikoloğa gittin mi?

- Bir dönem bir-iki kere gittim.

* Nasıl motive ediyorsun kendini?


- Sevdiğim insanlarla birlikte oluyorum. Sevmediğim kişilerden uzaklaşıyorum. Bunu hayatım boyunca yaptım. Konuşacak, paylaşacak bir şeyimin kalmadığı insanlarla net bir şekilde konuşurum. Uzatmak anlamsız.

* Kriz dönemlerini nasıl anlatıyorsun ilişkilerinde?

- Empati yapıyorum. Karşımdakinin neden öyle davrandığını anlamaya çalışıyorum. Her ilişkimde böyledir bu. Hata bendeyse özür dilerim, yarayı tamir ederim.

SAVCI OLSAM ADİL OLURDUM

* “Mayıs Kraliçesi” dizisiyle ekrana dönüyorsun. Biraz bahseder misin diziden?

- Entrikanın tavan yaptığı çok güzel bir iş. Korhan Bozkurt çekiyor. Daha önce “Detay” ve “O Kadın” filmlerinde beraber çalışmıştık. Ekipte Yağmur Tanrısevsin, Hatice Aslan ve Kazım Avşar var. İlk bölümü 1,5 ayda çektik. Yeni bir teknolojiyle çekiyoruz; 4K. Birol Güven yurtdışından iş alıyorsa bir bildiği vardır.

* Senin rolün ne?

- Savcıyı canlandırıyorum. Kariyerim boyunca oynadığım en iyi rollerden biri. Çok güzel bir rol. Düzgün bir insan, seyircilerin çok seveceği bir adam.

* Hani hep sorarlar ya, ben de sana sorayım; nasıl hazırlandın rolüne?


- Evet, arkadaşlar da komik komik cevaplar veriyorlar. “Savcıları izledim” falan. (Gülüyor) Öyle bir şey olmadı tabii. Senaryo üzerine çalıştım. “Dudaktan Kalbe” dizisinde kemancıyı canlandırdığım zaman keman dersi almıştım tabii ama bu dizide başka teknikler kullandım.

* Gerçekten savcı olsan neler yapardın?


- Adil olurdum...

LAKABIM ‘MANKEN’Dİ

* Sana küçükken ‘tavuk’ diyorlarmış mahallede, doğru mu?

- Öyle şeyler çıkıyor internet sitelerinde ama doğru değil. Modelliğe başladığımdan beri benim lakabım ‘Manken’di. Oyunculuk yapıyorum ama hâlâ arkadaş-larım bana ‘manken’ der.

X