"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

“Yeşil” ada satılık mı?

Başkan Trump değişik yönetim stili, dış politikaya tüccar gibi yaklaşımı ile Vaşington’da iktidara geldiği 2017 yılından beri büyük bir ilgi topluyor, destekleniyor veya eleştiriliyor. Diplomasiye yaklaşımı zaman zaman karikatürlere, mizah programlarına konu, malzeme oluyor.

Başkan Trump Kuzey Amerika kıtasının hemen yanındaki Dünya’nın en büyük adası olan “Greenland’ı” satın almak istediğini açıkladığında Dünya’da oluşan tepki de çok farklı değildi. Ama bu sefer konunun Başkan Trump’ı destekleyen tarihi bir geçmiş var.

Greenland Adası Danimarka’ya ait, kendi kendini yöneten, özel bir statüye sahip bir ülke sayılıyor. Adanın adı Danca (Danimarkaca) “Grönland”, İngilizce ise “Greenland”.  Ada’nın adı Türkçe “Yeşiltopraklar” anlamına geliyor. Ama adına rağmen Ada büyük kısmıyla buzla ve buzullarla kaplı; Ada’nın hakim görüntüsü “yeşil” değil “beyaz”.

Greenland Dünya’nın en büyük adası ve 2.166.086 km2 alana sahip. Ama buzlarla kaplı Ada’da sadece 55.877 kişiden oluşan çok küçük bir nüfus yaşıyor. Ada nüfusunun %90’ına yakınını yerliler, % 10’dan biraz fazlasını Danimarkalılar ve diğer Avrupalılar oluşturuyor. Ada Dünya’da km2 başına düşen nüfusun en az olduğu bölgeler arasında yer alıyor.

Greenland İskandinav kaşifler tarafından 10. yüzyılda keşfedilmiş; 18. yüzyıldan beri Danimarka toprağı sayılıyor. 1953 yılında resmen Danimarka’ya katılmış; ancak 1979 yılında otonomi kazanarak, kendi kendini yönetmeye başlamış. Ada’da otonomi 2008 yılında daha da genişletilmiş.

Ada otonomi kazandıktan sonra düzenlediği bir referandumla 1985 yılında Avrupa Birliği’nden ayrılmış. Yani Greenland AB’den ayrılan ilk ülke sıfatını taşıyor. Ama Greenland’ın AB ile ilişkileri hala çok yakın ve Greenland ile AB arasında ilişkileri düzenleyen birçok anlaşma var.

ABD’nın Greenland’e ilgisi ise çok önceleri başlamış. İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1940 yılında Nazi Almanyası Danimarka’yı istila ettiğinde Greenland ABD’nin “koruması” ve yönetimi altına dönmüş. ABD, İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde Greenland’ı Danimarka’ya iade etmiş.

Ama ABD’nin Ada’ya olan “ilgisi” bundan sonra da sürmüş. ABD, 1953 yılında Ada’da bir askeri üs kurmuş. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde o dönemin ABD Başkanı Henry Truman da Ada’yı Danimarka’dan satın almayı düşünmüş, ama Danimarka bu teklifi kabul etmemiş. Başkan Truman 1946 yılında Danimarka’ya Ada için 100 milyon ABD doları önermiş.

Başkan Trump’ın da Greenland Adası’nı satın alması çok uzak bir ihtimal olarak görünüyor. Her şeyden önce Ada halkının böyle bir “satışa” karşı çıktığı, Greenland’daki genel havanın ABD ile “ticarete açığız, ama satılık değiliz” olduğu basında bildiriliyor.

Ada’nın resmi “sahibi” Danimarka’nın da “satışa” istekli olmadığı, Başkan Trump’ın Greenland’ı satın almak istemesinin Danimarka’da da mizah konusu olduğu, Danimarka’nın Greenland’ı satmaya kesinlikle “yanaşmayacağı” yine basında verilen bilgiler arasında.

Bugün Dünya’da koca bir Ada’nın “alış-veriş” konusu yapılması “komik” gibi görülebiliyor ve mizah konusu yapılabiliyor. Ama siyasi tarihe baktığımızda durumun oldukça farklı olduğunu görüyoruz. Koloniyel güçlerin geçmişte “toprak”, “ülke” satmaları oldukça “normal” olan bir uygulama.

Bu “uygulamanın” tarihteki en iyi örnekleri Alaska ve Louisiana. Bugün bu iki toprak parçası da ABD’ye ait ve ABD federasyonu içinde yer alıyor. Alaska da Louisiana da ABD’yi oluşturan 50 federe devlet içinde bulunuyor. İkisi de 19. yüzyılda satın alma yoluyla ABD’ye katılmışlar.

ABD, Louisiana’yı 1803 yılında Fransa’dan, Alaska’yı ise 1967 yılında Rusya’dan “satın almış”. ABD, Louisiana için Fransa’ya 15 milyon dolar, Alaska için Rusya’ya ise 7,2 milyon dolar ödemiş. Bugün bakıldığında ABD’nin bu alışverişten ne kadar “karlı” çıktı çok açık olarak ortada. ABD’nin Rusya’ya Alaska için ödediği paranın bugünkü değerinin sadece 125 milyon dolar olduğu düşünüldüğünde, ABD’nin Alaska’yı “satın almakla” ne kadar doğru hareket ettiğini “görmek” zaten mümkün.

ABD’nin 19. yüzyılda topraklarını genişletmek için “alışverişe” girdiği başka ülkeler de var. ABD’nin 1819 yılında bugünkü Florida eyaletinin büyük bir bölümünü İspanya’dan satın aldığı biliniyor. Başka bir örnek de ABD Virgin Adaları. ABD bugün özel statü ile kendi toprağı sayılan (Karaipler Denizi’ndeki) Virgin Adalarını Danimarka’dan 1917 yılında satın almış. ABD, 1868 yılında Danimarka’dan İzlanda’yı (Iceland) da satın almak istemiş, ama bu gerçekleşmemiş.

“Siyasi Tarihe” baktığımızda “alışveriş” yoluyla toprak değişimi konusunda başka örnekleri de görüyoruz. Bolivya’nın 19. yüzyılda önemli büyüklükte bir toprağı Brezilya’ya sattığı tarih sayfalarına geçmiş bir durumdur. Para yoluyla toprak elde etme konusunda tarihte yer alan bir girişim de Osmanlı İmparatorluğu döneminde olmuştur.

Filistin’de bir Yahudi “anayurdu” oluşturmak isteyen Siyonist akımın kurucusu Theodor Herzl, para karşılığı Yahudilerin Filistin’e göçünü ve yerleşmesini sağlamak üzere 5 kere İstanbul’a gelmiş; böyle bir anlaşmayı sağlayabilmek için Almanya İmparatoru 2. Wilhelm’i araya sokmaya çalışmıştır. Ancak, Filistin’de Yahudi devleti kurmanın temellerini atmaya çalışan Herlz’e, önerilen büyük meblağdaki paraya rağmen, Osmanlı yetkililerinin yanıtı olumsuz olmuştur.

Başbakan Netanyahu’nun kabul edeceği bir Filistin “çözüm” planını Filistinlilere kabul ettirebilmek için ABD bugün de yüksek meblağlarda fonlar oluşturma çabasına girişmiş gözükmektedir. Başkan Trump’ın damadı ve Orta Doğu danışmanı Jared Kushner’in hazırladığı bildirilen (ancak açıklanması devamlı ertelenen) Filistin planının, Filistinlilere (Doğu Kudüs ve Batı Yakasının %10 kadarı karşılığı) önemli fonlar vaat ettiği ortaya çıkmaktadır.

Bu amaçla Bahreyn’de düzenlenen “para” konferansı başarısızlıkla sonuçlanmış, konferansa Filistin Yönetimi katılmamıştır. Filistin çözüm planının mali yönünü “tartışmak” için yapıldığı anlaşılan konferanstan çıkan husus “çözüm planının” Filistinlilere vaat edilen fonları Körfez ülkelerinin ve aralarında Rusya ve Çin’in de bulunduğu bir grup ülkenin karşılamasının düşünüldüğünü göstermektedir. Bahreyn Konferansı’na Rusya ve Çin’in de katılmamışlardır.

Siyasi amaçların ve toprak elde edilmesinin “alışveriş”, “para” konusu yapılması yeni bir gelişme değildir. Bu açıdan bakıldığında Başkan Trump’ın “Greenland’ı”  satın alma teklifi kulağa geldiği kadar “komik”, “mizah” konusu görünmemektedir. Ancak burada sorulması gereken husus bu önerinin Başkan Trump tarafından tekrar “gündeme” niye getirildiğidir.

Burada görünen husus “Greenland’ın” ABD için jeopolitik gereksinimi ve geleceğe dönük önemi olarak ortaya çıkmaktadır. Greenland, Kuzey Amerika kıtasının hemen yanında, Kuzey Kutbuna açılan bir kapı olarak görülmektedir. Ada’nın kendisinin de doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin olduğu düşünülmektedir.

Küresel ısınma nedeniyle Kuzey Kutbu bir süreden beri yine gündeme gelmiştir. Kuzey Kutbu’nun çok büyük bir kısmı, Güney Kutbu’ndan farlı olarak, kara değil denizdir. Kuzey Kutbu denizin donması nedeniyle büyük bir parçası görünümünde olup, buz kitlesinin altında bazı adalar dışında deniz bulunmaktadır.

Küresel ısınma Kuzey Kutbu’ndaki buz kütlesinin erimesine ve daralmasına sebebiyet vermekte, denizalanı büyümekte, denizden kaynaklanan sorunlar Kuzey Kutbu’na da yayılmaktadır. Küresel ısınma nedeniyle bölgeye erişim de daha kolaylaşmakta Kuzey Kutup bölgesine sınırı olan ülkeler bu durumdan faydalanma konusunda ön plana çıkmaktadır. Bu ülkeler Rusya, Kanada, ABD, Norveç, İzlanda ve (Greenland nedeniyle) Danimarka’dır.

Küresel ısınmanın bölgeyi şimdiden etkilediği; Rusya’nın Murmansk limanının şimdi kış aylarında da rahatça kullanılabildiği, Rusya’nın Beyaz Deniz Körfezi’nin kış aylarında da deniz ulaşımına uygun hale geldiği, böylece Rusya’nın orta ve uzun dönemde, deniz ticareti için Baltık Denizi ve Karadeniz’e olan bağımlılığının azalacağı tahminleri yapılmaktadır. Kuzey Denizi’ne çok uzun bir sınırı olan Kanada içinde benzer tahminlerde bulunulmaktadır.

Greenland’ın de küresel ısınmadan en fazla yarar sağlayabilecek bölgelerden olduğu, Ada’da kullanılabilen toprak miktarının artacağı, Ada’daki doğal zenginliklerin bulunmasının, Ada etrafındaki denizlerden faydalanılması imkanının artacağı düşünülmekte, küresel ısınmanın Dünya’daki bugünkü dengeyi değiştireceği, bazı bölgelerde büyük zararlara yol açarken, kutup bölgelerine sınırdaş ülkelerin küresel ısınmadan bazı yararlar sağlayabilecekleri konuşulmaktadır.

Küresel ısınma ve sebepleri konusunda bugün Dünya’da çok ciddi bir tartışma ve görüş ayrılıkları yaşanmaktadır. Ülkelerin büyük çoğunluğu küresel ısınmanın ve bu nedenle ortaya çıkan iklim değişikliğinin bir gerçek olduğunu, Dünya’nın küresel bir sorunla karşı karşıya bulunduğunu, bu ciddi soruna küresel işbirliği gerektiren çözümler getirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Konuyla ilgilenenler sadece devletler de değildir.

Bugün Dünya’da iklim değişikliği sorunuyla yakından ilgilenen ve devletleri işbirliğine zorlamaya çalışan çok sayıda Hükümet Dışı Kuruluş (NGO) bulunmaktadır. Bu NGO’ların uyarı ve baskıları Hükümetleri de işbirliğine zorlamakta, küresel ısınma konusundaki uluslararası işbirliği çabaları Birleşmiş Milletler tarafından yönlendirilmektedir.

BM öncülüğünde iklim değişikliğiyle mücadele konusunda küresel işbirliğini ön gören ilk uluslararası anlaşma (BM İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması-UNFCCC) 1994 yılında imzalanmış, her yıl toplanan izleme konferansları bugüne kadar  (geçen 25 yıl içinde) çok kapsamlı iki anlaşmayı (Kyoto Protokolü ve Paris İklim Anlaşması’nı) ortaya çıkarmıştır.

İklim değişikliğine sebep olan küresel ısınmanın ana sebebinin atmosfere karbon dioksit (CO2) salınımı olduğuna işaret edilmektedir. İki BM anlaşması da ana hedef olarak üye ülkelerin atmosfere C02 salınımını azaltmasını hedeflemekte, ülkelere bu yönde yükümlülükler getirmektedir. Bu da sonuçta kömür kullanımını azaltmayı, alternatif (güneş ve rüzgar gibi) enerji kaynaklarının kullanımını arttırmayı gerektirmekte, enerji ihtiyacını önemli ölçüde kömürden sağlayan ülkelere mali yük getirmektedir.

Ortaya konulan bütün bilimsel verilere rağmen küresel ısınmanın sebepleri konusunda görüş ayrılıkları devam etmektedir. Bazıları küresel ısınmanın insan “yapımı” olmadığını, Dünya’nın ikliminin devresel olarak değiştiğini, Dünya’nın yine bir ısınma dönemine girmiş olabileceğini ileri sürmektedir. Başkan Trump bu görüşe dayanarak ABD’yi (geçen yıl) Paris İklim Anlaşması’ndan çekmiş, ABD’nin ülkedeki zengin kömür kaynaklarını işletmesi gerektiği görüşünü ortaya koymuştur.

Başkan Trump’ın iklim değişikliği, küresel ısınma ve çevre konularındaki “farklı” görüşleri kaçınılmaz olarak ABD’yi geleneksel Avrupalı müttefikleri ile karşı karşıya getirmiştir. Aralarında Fransa ve Almanya’nın da bulunduğu AB ülkelerinin çoğunluğu küresel ısınmanın Dünya’yı tehdit eden insan yapımı bir “felaket” olduğuna ve çözümlerin de küresel olarak getirilmesi gerektiğine; Başkan Trump’ın küresel ısınmayı umursamaz politikaları ile Dünya’yı tehlikeye attığına inanmaktadır.

Başkan Trump’ın Greenland Adası’nı satın alma önerisini tekrar gündeme getirmesinin arka planında küresel ısınma nedeniyle gerek Ada gerekse Kuzey Kutbu’nda meydana geleceğini düşündüğü gelişmelerin olacağını tahmin etmek mümkündür. Bu durum Başkan Trump’ın da “küresel ısınma” ve “etkilerini” yakından takip ettiğini göstermektedir. Bilim adamları küresel ısınma devam ederse 200 yıllık bir süre içerisinde bütün buzulların çözüleceği uyarısında bulunmaktadır.

Her ne kadar Danimarka Başbakanı ABD’nin Greenland önerisini “saçma” olarak nitelendirse de, basında yer alan haberler Başkan Trump’ın önümüzdeki ay yapacağı Danimarka ziyareti sırasında konuyu resmen masaya getireceğini göstermektedir. Bu da “Greenland konusunun” bir süre daha kamuoyunun ilgisini çekmeye devam edeceği anlamına gelmektedir.    

    

          

 

                   

  

  

 

X