"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

Türkiye- ABD ilişkilerinde neler oluyor?

Türkiye epey uzun bir zamandan beri sınırı boyunca Doğu Suriye’de askeri bir operasyonu konuşuyor. Bu askeri operasyonun esasen geçen bu sene başlarında yapılması bekleniyordu.

Bu gerçekleşmedi. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump’ın yaptıkları bir telefon görüşmesinde, Trump Doğu Suriye’de Türkiye-Suriye sınırı boyunca bir Güvenli Bölge kurulmasını önerdi. Türkiye’de bunun üzerine askeri operasyonu erteledi ve ABD ile bu Güvenli Bölgeyi kurmak üzere görüşmelere başladı.

Ancak bu amaçla yürütülen Türkiye-ABD görüşmeleri istenilen sonucu vermedi. Her ne kadar görüşmelerde Türkiye-Suriye sınırı boyunca ortak Türkiye-Suriye hava ve kara devriye faaliyetlerinin başlatılması gibi bazı adımlar atıldıysa da bu Türkiye’nin (güvenlik) ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktı. Türk yetkililer Ankara’nın bu adımları “kozmatik” olarak gördüğünü açıkladılar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump’ın telefon konuşmasında, Trump kurulacak Güvenli Bölge’nin derinliği için 20 mili (32 km) seslendirmişti. Her şeyden önce görüşmeler sırasında ABD tarafı bu deriliği kabul etmeyen bir tutum sergiledi.

Kurulması öngörülen Güvenli Bölge’den PYD/YPG güçlerinin tamamen çekilmesi ve bu bölgenin kontrolünün Türkiye’de olması gibi Ankara’nın istediği hususlarda da ABD tarafının olumlu bir tutum takınmayacağı ortaya çıkmaya başladı. Güvenli Bölge kurulması konusundaki görüşmeler ve atılan adımlar çok yavaştı ve Ankara’nın tedirginliğinin arttığı izlenmekteydi.

Ankara esasen Güvenli Bölge kurulması konusundaki görüşmelerin uzamasını ve Türkiye’nin Doğu Suriye’de yapacağı askeri bir operasyonun engellenmesi için kullanılmasını istemediğini başlangıçtan itibaren ortaya koymuştu. Geçmişte Vaşington, Ankara’ya Suriye konusuyla ilgili birçok sözler vermiş, ancak bu sözler hatta varılan mutabakatlar (Münbiç Mutabakatı dahil) uygulanmamıştı.

Ankara bu oyalama ve geciktirme taktiklerinin şimdi Güvenli Bölge için uygulanmasına ve Türkiye’nin sınırıyla ilgili güvenlik ihtiyaçlarının karşılanmasının engellenmesine izin vermeyeceğini; tek taraflı askeri operasyon seçeneğinin masada olduğunu başından itibaren açıklamaya özen göstermişti.

Nitekim geçen hafta içinde Türk yetkililerin arka arkaya yaptıkları açıklamalar Güvenli Bölge kurulması yönündeki Türkiye-ABD ortak çalışmalarının iyi gitmediğini, ABD’nin Güvenli Bölge ile ilgili Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamadığını ortaya çıkarttı. Türkiye’nin Doğu Suriye’de tek yanlı bir askeri operasyonun kısa bir süre içinde başlayacağı beklentisi tekrar ortaya çıktı.

Türkiye Güvenli Bölge kurulmasını kendi ihtiyaçları için istemekteydi. Ankara ilk önce Fırat Nehrinden Irak sınırına kadar Türkiye-Suriye sınırının güvenliğini sağlamayı amaçlıyordu. Ankara’ya göre Güvenli Bölge’nin kurulması sığınmacılar sorununun (en azından kısmı) çözümü için de bir fırsat olarak kullanılmalıydı. Türkiye, Eylül ayında kurulması planlanan bu güvenli bölgeye 1 milyon Suriyeli sığınmacının yerleştirilmesi yönünde oldukça ayrıntılı bir planı da açıkladı.

Halbuki, Ankara’dan bakıldığında, ABD Savunma Bakanlığı Güvenli Bölge PYD/YPG’nin korunması için kurulmaktaymış gibi hareket etmekteydi. ABD’nin Güvenli Bölge konusunda Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayacak yönde hareket etmemesi sonuçta Ankara’yı Güvenli Bölge’yi ABD ile birlikte kurma fikrinden vazgeçirdi.

Türkiye’nin Doğu Suriye’de yapacağı askeri bir operasyon beklenirken konuyla ilgili gelişmeler Pazar günü gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başkan Trump ile yaptığı telefon görüşmesiyle hızlandı. Bu telefon görüşmesinden sonra Beyaz Saray’dan yapılan açıklama ABD’nin Türkiye’nin Doğu Suriye’de yapacağı askeri operasyonu kabul ettiği ve Amerikan askerlerinin geri çekileceği, hatta Başkan Trump’ın DEAŞ konusunu da artık Türkiye’nin “sorumluluğunda” olarak gördüğü yönünde idi.

Türkiye’nin Doğu Suriye’de yapacağı askeri bir operasyonda NATO üyesi iki ülkenin askerlerinin karşı karşıya gelmesi, ABD askerlerinin Türkiye’nin askeri operasyonu sırasında bölgede olmaları, operasyondan etkilenmeleri endişesi böylece ortadan kalmış oluyordu. Kısa bir süre sonra da ABD askerlerinin Tel Abyad ve Ras al-Ayn bölgelerinden çekilmekte oldukları yönünde haberler basında verilmeye başlandı.

Türkiye’nin Güvenli Bölge’yi oluşturmak üzere sınırda askeri operasyonunu Tel Abyad ile Ras al-Ayn arasında başlayacağı zaten tahmin edilmekteydi. ABD’nin askerlerini bu bölgelerden çekmeye başlaması bu tahmini kuvvetlendirdi. Artık Türkiye’nin askeri operasyonunun ne zaman başlayacağı, askeri operasyonun hangi bölgeden başlatılacağı, hangi bölgelere yayılacağı konuşulmaktaydı. Çoğunlukla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurul’unda yaptığı konuşmada gösterdiği haritanın Türkiye’nin kurmayı planladığı Güvenli Bölge’yi gösterdiğine işaret edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump’ın yaptığı telefon konuşması ve sonrasında yapılan beyanlar, Türkiye’de büyük bir heyecan yaratır ve dikkatleri Ankara’nın Doğu Suriye’de başlatmak üzere olduğu askeri operasyon üzerine toplarken, Vaşington’da da (Trump Yönetimi içinde) Suriye politikasındaki görüş ayrılıklarını daha da açık bir şekilde ortaya çıkartmış gibi görünmektedir. Güvenli Bölge ile ilgili son gelişmeler Suriye konusunda Başkan Trump ile ABD Savunma Bakanlığı ve ABD Kongresi arasındaki “görüş ayrılıklarını” bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Geçen sene Başkan Trump’ın yine Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı bir telefon görüşmesinden sonra Suriye’den “çekilme” kararı aldığı ve Savunma Bakanlığına bu şekilde talimat verdiği hatırlardadır. Başkan Trump’ın (2016 Başkanlık seçimleri) seçim kampanyası sırasından bu yana ABD’nin Suriye’den çekilmesini savunduğu bilinen bir husustur.

Ancak, ABD’nin Suriye politikasının, büyük ölçüde, Dışişleri ve özellikle Savunma Bakanlığı’nda (Pentagon) Trump’ın bu görüşüne katılmayan kesimlerce yürütüldüğü bugün artık tamamen ortaya çıkmıştır. Başkan Trump döneminde bırakın Suriye’den çekilmeyi, ABD Suriye’deki varlığını ve PYD/YPG’ye desteğini her geçen gün biraz daha arttırmıştır.

Geçmişte de Başkan Trump Suriye’den çekilme kararı almış, ancak Trump Yönetimi içinde bu karara karşı çıkılmış ve direnilmiştir. Geçmişte Başkan Trump’ın Suriye’den çekilme kararının Vaşington’da yarattığı “çalkantı” o kadar büyük olmuştur ki, ABD’nin DEAŞ ile Mücadele Özel Temsilcisi ve Savunma Bakanı bu nedenle (Trump’a muhalefetlerini göstermek amacıyla) işi görevlerinden ayrılmaya kadar götürmüşlerdir.

Başkan Trump’ın bu pazar gecesi, yine Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi sırasında, aldığı çekilme kararının, aynen geçmişte olduğu gibi,  ABD Yönetimi içinde görüş ayrılıklarına, farklı ve çoğunlukla birbirleriyle çelişen açıklama ve beyanlara neden olduğu izlenmektedir. Yine ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığının, Kongre’deki ve Amerikan basınındaki bazı kesimlerle birlikte Başkan Trump’ı kararından vazgeçirmek üzere harekete geçmeleri ilginç bir tabloyu ortaya çıkartmaktadır.

Bu kez de Vaşington’da bu konuda aynı çalkantıların yaşanması, özellikle Savunma Bakanlığı’nın Başkan Trump’ın çekilme kararına karşı durmaya çalışması, Kongre’deki Türkiye aleyhtarı lobilerin harekete geçmesi gerçekten ilginçtir. ABD Yönetimi içinde Irak’ta daha önce uygulanan yanlış politikaları bu kez Suriye’de ısrarla izlemek isteyen kesimlerin gücünün Ankara’nın dikkatlerinden kaçması imkanı bulunmamaktadır.

Başkan Trump’ın konuyla ilgili ilk açıklamaları ABD’nin tüm Suriye’den çekileceği intibaını uyandırırken, ABD Savunma Bakanlığı daha sonra yaptığı açıklamada çekilmenin sadece Türkiye’nin askeri operasyon bölgelerinden olacağını vurgulamaya gayret göstermiştir.

Başkan Trump’un DEAŞ’ın artık ABD’nin “sorunu” olmadığı yönündeki açıklamaları da ilk olarak Trump’ın aklında Suriye’den tamamen çekilme olduğuna işaret etmektedir. DEAŞ mensupları ve ailelerinin toplu olarak tutuldukları kamplar Türkiye’nin Güvenli Bölge kurmak için harekete geçeceği alanın dışındadır.

DEAŞ’ın sözde başkent olarak ilan ettiği Rakka ve DEAŞ’ın hala sorun olmaya devam ettiği anlaşılan Der El Zor bölgesi de Türkiye’nin askeri harekat alanlarının (kurulacak Güvenli Bölgenin) çok dışında ve güneyinde kalmaktadır. ABD Savunma Bakanlığının açıklamalarından ABD’nin buralarda kalmaya devam edeceği anlaşılmakta, bu çerçevede bu konuda da Beyaz Saray açıklamaları ile ABD Savunma Bakanlığı açıklamaları arasında önemli farklılıklar ve çelişkiler hemen dikkat çekmektedir.

Başkan Trump’ın ilk yaptığı açıklamalar ABD’nin doğrudan Amerikan menfaatlerini ilgilendirmeyen (Suriye’deki gibi) savaşlara “bulaşmasının” istenmediği, ABD’nin Suriye’de polis “görevini” üstlenmekte hiçbir çıkarı olmadığı düşüncesini yansıtmaktadır. Ancak üzerindeki baskının artması ve kendisine yöneltilen eleştirilerin yoğunlaşması üzerine Başkan Trump’ın açıklamaları ve “tweetleri” de daha anlamsız, çelişkili ve tehditkar bir hal alma eğilimine girmiştir.

Başkan Trump bu hafta başında hem Türkiye’yi (operasyonun sınırları konusunda) tehdit eden, hem de öven çelişkili “tweetler” atmıştır. Başkan Trump’ın “tweetleri” dış politikanın bu yöntem ve üslupla yürütülemeyeceğinin iyi bir örneği olarak gösterilmektedir. 

Unutulmaması gereken bir husus ABD’nin çok yıpratıcı geçecek bir seçim sürecine girmiş olduğudur. Kongre’nin Temsilciler Meclisi kanadında çoğunlukta olan muhalefetteki Demokrat Parti üst kadroları 2019 Kasım ayında yapılacak Başkanlık Seçiminde Trump’ın 2. kez seçilmemesi için her yola başvurmaya hazır görünmektedir. Demokrat Partinin bu yönde ABD basın-yayın organlarının bir bölümünün desteğiyle hareket ettiği de bilinen bir durumdur.

ABD’de Temsilciler Meclisi’nde başlatılan “azil süreci” de bu stratejinin bir parçası gibi görünmektedir. Demokrat Partinin Başkan Trump karşısında güçlü bir Başkan adayı çıkartamamış olması Başkan Trump’ın 2019 seçim şansını arttırmakta, ABD iç politikası ne bahasına olursa olsun Başkan Trump’ı seçtirmemek isteyenler ile 4 sene daha Trump Yönetiminin devamını isteyenler arasında sert çizgilerle bölünmüş görünmektedir.

ABD’deki giderek şiddetlenen bu iç çekişmenin ve siyasi kutuplaşmanın dış politikayı etkilememesi imkanı bulunmamakta, bir çok ülkenin ABD ile ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşanmaktadır. ABD hala Dünya’nın en büyük ekonomisi, en büyük askeri gücü olma özelliğini sürdürmekte, uluslararası ticari para biriminin ABD doları olması Vaşington’a diğer ülkeleri etkileyebilmek için geniş imkanlar tanımaktadır.

ABD’nin içinden geçtiği bu çok zor dönemde birçok başkentte ABD ile ilişkilerin nasıl sorunsuz bir şekilde sürdürüleceği hesaplarının yapıldığını tahmin etmek güç değildir.  Ankara-Vaşington ilişkilerinin bir süreden beri sıkıntılı bir dönemden geçtiği de ortadadır.

Ancak ikili ilişkiler iki taraf için de önem taşımakta ve Ankara-Vaşington ilişkilerinin doğru yöne çevrilmesi, iki başkent arasında güven ortamının yeniden tesisi ve gündemin olumlu hale getirilmesi için iki başkentte de çaba sarf edilmektedir.  Bu çerçevede ve son gelişmeler ışığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 13 Kasım tarihinde Başkan Trump ile Vaşington’da yapacağı açıklanan görüşme (ABD’ye yapacağı ziyaret) çok daha büyük önem kazanmıştır.

Suriye’deki son gelişmelerle ilgili çok ilginç bir nokta da, başka hemen her konuda birbirleriyle farklı düşünen ve ciddi bir çatışma içinde olan ABD ile İran’ın Türkiye’nin Güvenli Bölge kurmak amacıyla sınırının hemen yanında Suriye’ye yapacağı askeri operasyona karşı çıkmakta birleşmeleridir.

ABD ve İran, Türkiye’nin yapacağını açıkladığı askeri operasyona farklı “sebeplerle” karşı çıksalar da, Vaşington ve Tahran’ın sonunda “anlaştıkları” bir konu bulmaları ilginç bir tabloyu ortaya çıkartmaktadır. Suudi Arabistan petrol tesislerine saldırıları İran’ın yaptığını açıklamasına rağmen, İran’a misillemede bulunmayı bile düşünemeyen Trump Yönetiminin NATO müttefiki Türkiye’ye (PKK’nin Suriye uzantısını korumak amacıyla) yönelttiği “tehditler” ise bu tabloyu herhalde daha “ironik” hale getirmektedir.   

X