"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

Pakistan seçimleri ve Türkiye için önemi

Pakistan’da 25 Temmuz tarihinde Meclis seçimleri yapıldı. Seçim sonucunda hiçbir parti tek başına iktidara gelecek kadar milletvekili çıkartamadı. Seçim sonrası gelişmelere bakıldığında 25 Temmuz seçiminin Pakistan’a beklenen siyasi istikrar getirmesi zor gibi görülüyor.

Pakistan Türkiye’nin kara ve denizden bir komşusu değil. Ancak Pakistan’daki gelişmeler ve bu ülkenin istikrarı Türkiye için önem taşıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki Türk dış politika tarihine bakıldığında Pakistan’ın önemi ortaya çıkıyor.

Türkiye ile Pakistan arasındaki çoğu zaman “kardeşlik” olarak nitelendirilen yakın ilişkilerin kökleri Alt Kıta Müslümanlarının Türk İstiklal Savaşı’na verdiği desteğe kadar uzanıyor. O dönemde İngiliz yönetiminde olan Alt Kıta daha sonra Hindistan ve Pakistan olarak bölünüyor ve Türkiye ile Pakistan arasındaki “dostluk” ilişkileri 1947 yılından sonra devlet düzeyinde sürdürülüyor.

Soğuk Savaş döneminde Türkiye ile Pakistan’ın Batı “kampı” içinde yer alması iki ülkenin yakın “dostluk” ilişkileri kurmasını kolaylaştırmıştır. Pakistan’ın ismi daha sonra CENTO olarak değiştirilen Bağdat Paktı’na katılması Türkiye ile Pakistan’ı aynı güvenlik ittifakı içinde “müttefik” durumuna getirmiştir. İran’da Şah rejiminin devrilmesi ve rejim değişikliğinden sonra CENTO ittifakının sona ermesine rağmen Türkiye ve Pakistan arasındaki dostluk ilişkileri devam etmiştir.

Ülkeler arasındaki ilişkiler genel olarak siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkilerin yoğunluğuna göre değerlendirilmektedir. Ülkeler arasındaki “dostluklar” da karşılıklı çıkarların üst üste gelmesiyle ortaya çıkmaktadır. Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkilerin ise daha çok iki ülke halkları arasındaki “hissi” yakınlığa ve “ortak değerlere”  dayandığını, Türkiye-Pakistan ilişkilerinin “duygusal” yanının ağır bastığını söylemek mümkündür.

Bununla beraber Türkiye ve Pakistan geçmişte uluslararası alanda birbirlerinin karşılaştıkları sorunlarda gerekli desteği sağlamak yönünde çalışmışlardır. Türkiye için Kıbrıs sorununda, Batı tarafından uluslararası alanda yalnız bırakıldığı bir dönemde, Pakistan’ın sağladığı destek önem taşımış, Türkiye de Pakistan’a Keşmir sorununda destek vermeye gayret göstermiştir.

İki ülke de bugün, büyüyen ekonomilerinin verdiği destekle “duygusal” yakın ilişkilerine ekonomik işbirliği alanında da “maddi içerik” kazandırmaya gayret göstermekte, savunma sanayii iki ülkenin işbirliğinde bulunabileceği önemli bir alan olarak ortaya çıkmaktadır.

Her ne kadar Ankara G-20 içinde birlikte yer aldığı Hindistan’la ekonomik ilişkilerini geliştirmek istese ve Hindistan’ın uluslararası sistemde büyüyen ve ortaya çıkan önemli rolünü dikkate almak durumunda olsa da, Türkiye için Pakistan’la ilişkiler (bugün de) önem taşımakta, Ankara’nın (dost ve kardeş saydığı) Pakistan’ın istikrarı ve bu ülkede olanlarla ilgilenmesi gerekmektedir.

Dünya’daki nükleer silaha sahip 9 ülkeden biri olan Pakistan uluslararası alanda önemli bir rol oynamakta, Pakistan’ın özellikle Güney Asya’daki siyasi dengeler içindeki rolü önemini arttırmaktadır. Komşusu Afganistan’ın içinde bulunduğu çok zor şartların olumsuz etkileri, Afganistan kaynaklı terörizm tehdidi, Pakistan içinde ortaya çıkan ülke nüfusunun mezhep ve etnik bölünmesinden kaynaklanan bütün sorunlar Pakistan’ın önünde ciddi ve çözülmesi gerekli meseleler olarak durmaktadır.

Pakistan geçmişte Hindistan’la dört önemli savaş yaşamış, iki ülke sınırında çok sayıda çatışma ve gerginlik meydana gelmiştir. Alt Kıta’daki İngiliz yönetimi İkinci Dünya Savaşı’nın nihayetinde sona ermiş, 1947 yılında Alt Kıta (nüfusunun çoğunluğu Hindu) Hindistan ve (nüfusunun çoğunluğu Müslüman) Pakistan olarak bölünmüştür. Hindistan ve Pakistan arasında bölünmüş durumdaki Keşmir bugün de sorun olmayı devam ettirmekte, Keşmir’de Hindistan yönetimine karşı direniş sürdüğü gibi, Keşmir sorunu Pakistan ile Hindistan arasındaki ilişkileri de olumsuz şekilde etkilemektedir.

Doğu Pakistan 1971 yılında üç yıl kadar süren bir iç savaş sonucu Pakistan’dan ayrılmış ve Bangladeş adıyla bağımsızlık kazanmıştır. Batı ve Doğu Pakistan arasındaki iç savaşa Hindistan da Bangladeş lehinde katılmış, Doğu Pakistan Pakistan’dan ayrılarak bağımsız bir ülke durumuna gelmiştir. Pakistan’la Hindistan arasında diğer 3 savaş Keşmir sorunu nedeniyle yaşanmıştır.

Bağımsızlığından sonra Pakistan ile ABD arasında kurulan çok yönlü yakın ilişkiler bugün de devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Bununla birlikte Afganistan savaşı, Taliban ve El Kaide bağlantılı grupların (Afganistan-Pakistan sınırının iki tarafında da yaşayan aşiretlerin etkin ve mezhepsel yapısı nedeniyle) Pakistan’da da varlığını sürdürebilmesi Pakistan-ABD ilişkilerinde zaman zaman gerilimlere ve Vaşington’un Pakistan’a yönelik eleştirilerini arttırmasına neden olmaktadır.

ABD ile (hala) süren (oldukça sorunlu) yakın ilişkilerine rağmen, Pakistan’ın en önemli dış destekçisi ülke Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Asya’da Çin Halk Cumhuriyeti ile Hindistan arasında giderek büyüdüğü izlenen rekabet içinde Pakistan önemli bir rol oynamaktadır.   Nüfus bakımından Dünya’nın en büyük 2 ülkesi 1,3 milyarı aşan nüfusuyla Çin ve 1,2 milyarı aşan nüfusuyla Hindistan’dır. Ekonomik olarak Dünya’da en hızlı büyüyen iki ülke olan Çin ve Hindistan, Dünya’daki en büyük 10 ekonomi içinde de (Çin 2. Hindistan ise 7. sırada) yer almaktadır. Çin ve Hindistan arasında uluslararası sistemdeki rekabetin önümüzdeki yıllarda daha da büyüyeceğine ve Pakistan-Hindistan ilişkilerinin bu rekabette daha da yoğun bir rol oynayacağına işaret eden yorumcuların sayısı giderek artmaktadır.

Hindistan ve Pakistan’ın nükleer silah sahibi olmaları iki ülke arasındaki ilişkileri daha da hassas bir duruma getirmiştir. Bugün hem Hindistan hem de Pakistan nükleer silahlara sahip olup,  Dünya’daki 9 nükleer askeri güç (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore) arasında yer almaktadır. Hindistan ve Pakistan’ın nükleer askeri programları 1970’lı yıllarda başlamış, iki ülke de 1998 yılında nükleer silah sahibi olmuşlardır. Nükleer silah programları ve üretimleri nedeniyle Hindistan ve Pakistan’a Dünya’dan gösterilen tepki de (Kuzey Kore’ye ve askeri nükleer programı olduğundan şüphelenilen İran’a gösterileninden çok fazlı bir şekilde) yumuşak olmuş, iki ülke de uluslararası bir yaptırım ve (hatta) eleştiriyle karşılaşmamıştır.

Afganistan sorununun bölge için sebep olduğu olumsuz yansımaların ve iyi yönetilememesinin etkisiyle Pakistan’ın komşusu Hindistan’ın bir süreden beri ortaya koyduğu ekonomik gelişmeyi gösteremediği, 200 milyonluk nüfusuyla Dünya’da altıncı sırada olan Pakistan’ın ekonomik büyüklük olarak Dünya’da 41. sırada yer aldığı izlenmektedir. Pakistan’da siyasi hayat da istikrara kavuşturulamamakta, ülke yönetiminde zorluklarla karşılaşılmaktadır. Ülkeyi daha önce 3 kez  (son olarak 2013-2017 yılları arasında) Başbakan olarak yönetmiş olan Navaz Şerif’in “yolsuzluk” gerekçesiyle geçen sene 10 yıl hapis cezasına çarptırılması Pakistan’daki siyasi hayatın içinde bulunduğu zor şartları ve “karmaşayı” göstermektedir.

25 Temmuz tarihinde gerçekleştirilen Ulusal Meclis ve Eyalet seçimleri de (sonuçlara bakıldığında en azından kısa sürede) Pakistan’a istikrar getirecek gibi görünmemektedir. 25 Temmuz Meclis seçimlerinde 14 parti yarışmış, bunlardan 12’si (3’ü birer milletvekiliyle olmak üzere) Meclis’e girebilmiştir. Yeni Meclis’te 13 sandalyeye de bağımsız milletvekilleri seçilmiştir.

Pakistan Meclisi 342 üyeden oluşmaktadır. Bu üyelerden 272’si seçimle gelmekte, 60 sandalye kadınlara, 10 sandalye ise etnik ve dini azınlıklara ayrılmaktadır. Kadınlara ve azınlıklara ayrılan 70 sandalye seçimlerde %5 barajını geçen partilerin gösterdiği adaylar arasından (partilerin aldıkları oy oranına göre) seçilmekte ve Meclis’teki yerlerini almaktadır. Meclis aritmetiğine göre bir partinin tek başına iktidar olabilmesi için 172 sandalyesi olması gerekmektedir.

25 Temmuz seçimlerinde hiçbir parti bu çoğunluğa ulaşamamış ve Meclis’te salt çoğunluğu elde edememiştir. Seçimlere katılım oranı da %51,7’de kalmıştır. Seçim sonuçlarına göre (eski bir sporcu olan) İmran Han’ın partisi Pakistan Adalet Hareketi (PTI) 116 milletvekili çıkartarak birinci parti durumuna gelmiştir. İmran Han’ın Başbakanlık görevine getirilmesi ve (diğer küçük partiler ve bağımsızlarla) bir koalisyon hükümeti oluşturması beklenmektedir.

Meclise giren diğer 3 büyük parti Şahbaz Şerif’in (Navaz Şerif’in kardeşi) liderliğindeki Pakistan Müslüman Ligi (PML-N), Bilavel Butto Zardari (suikastta hayatını kaybeden Benezir Butto’nun oğlu) liderliğindeki Pakistan Halk Partisi ve dini referanslı partilerin oluşturduğu Birleşik Eylem Hareketi (MMA) olmuştur. PML-N 64, PPP 43, MMA ise 13 milletvekili ile temsil edilme hakkı elde etmişler; diğer 8 küçük parti 21, bağımsızlar 13 milletvekili çıkartmışlardır. 2 Seçim bölgesinde ise seçimler ertelenmiştir.

Seçimlerin ilk sonuçlarının belli olmasının ardından PML-N, PPP ve MMA liderleri yaptıkları açıklamalarda seçimlerde yaygın usulsüzlük yapıldığını, ordunun PTI’nin kazanması için çalıştığını ve seçim sonuçlarını tanımayacaklarını açıklamışlardır. Pakistan Seçim Komisyonu ise seçim sonuçlarında hile yapıldığı iddialarını reddetmiştir. Muhalefet partileri seçim sonuçlarına itirazlarını ve bazı partiler Meclis toplantılarını boykot tehditlerini sürdürmekle beraber, aralarında PML-N, PPP ve MMA’nın da bulunduğu 5 muhalefet partisi hafta başında seçimde 1. parti çıkan PTI ‘ye karşı “Büyük Muhalefet İttifakı” kurduklarını ve ortak bir başbakan adayı belirleyeceklerini açıklamışlardır. Hükümeti kurmakla görevlendirilecek olan PTI lideri İmran Han ise koalisyon kurma çalışmalarını sürdürmekte, basında Han’ın güvenoyu için gerekli 172 sayısına henüz ulaşamadığı bildirilmektedir.

Türkiye uygulamakta olduğu çok yönlü dış politika ve Batı’dan kendisine gelen “ayrımcı” ve “çifte standartlı” tutumlar karşısında Dünya’daki ilgi alanlarını genişletmek durumundadır. İhracatımızın arttırılması için hedef seçilen 4 ülkeden (Çin, Rusya, Hindistan ve Meksika) 3’ü Asya kıtasındadır. Türkiye’nin Pakistan gibi geleneksel “dost” ve “ortaklara” yenilerini ekleme gayretlerini arttırması, bu amaçla Asya, Afrika ve Güney Amerika kıtalarına daha “dikkatli ve direngen” şekilde bakması zorunludur. Şanghay İşbirliği Örgütü ve ASEAN gibi, Türkiye’nin de yakından ilgilendiği, örgütler esasen Asya’nın Dünya ekonomisinde giderek artan önemini ortaya koymaktadır.             

 

 

 

 

 

    

 

          

X