"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

İsrail seçimleri ve bölgesel yansımaları

İsrail 9 Nisan günü erken Parlamento seçimine gitti. Zamanında olsaydı seçim 7 ay sonra, 5 Kasım tarihinde yapılacaktı. İsrail’de bundan önceki son genel seçim 17 Mart 2015 tarihinde yapılmıştı.

Benjamin Netanyahu 2009 yılından bu yana kesintisiz İsrail Başbakanlığı görevini yürütüyor. Daha önce de 1996-1999 yılları arasında 4 yıl kadar Başbakanlık görevinde bulunan Netanyahu ülkesinde en uzun süre Başbakan olmuş ikinci kişi unvanını şimdiden kazanmış durumda. 9 Nisan seçimlerinden sonra da Başbakanlık görevini sürdürmek ve İsrail’de en uzun süre Başbakanlık yapan kişi unvanını kazanmak istiyor.

Bu unvan şimdilik (İsrail’in ilk Başbakanı da olan) David Ben-Gurion’a ait. Ben-Gurion İsrail’de toplam 13 yıl 127 gün Başbakanlık yapmış. Netanyahu’nun Başbakan olarak toplam süresi ise 13 yıl 26 gün. 9 Nisan seçimlerini kazanarak Başbakan olabilirse Natanyahu, kısa sürede David Ben-Gurion’un rekorunu elinden almış olacak.

İsrail Parlamentosu “Knesset”  120 sandalyeden oluşuyor. İsrail Parlamento seçimlerine baktığımızda çok uzun bir zamandan beri hiçbir partinin 60’dan fazla sandalye kazanarak, tek başına iktidar oluşturamadığını görüyoruz. Yani uzun bir süreden beri İsrail’i koalisyon hükümetleri yönetiyor. 9 Nisan seçiminden sonra da İsrail’de bir koalisyon hükümeti oluşturmak gerekeceği ortada.

Benjamin Netanyahu Başbakanlığındaki mevcut (34.) İsrail Hükümeti de 6 partiden oluşan bir koalisyon. Buna rağmen 120 sandalyeli Knesset’ de sadece 61 üyesi var. Yani sadece 1 milletvekili ile iktidarda duruyor. Başbakan Netanyahu’yu erken seçime zorlayan unsurlardan biri bu. Hükümet içinde, Ortodoks Yahudilerin askerlikten muaf olup olmamaları da dahil, birçok konuda çıkan anlaşmazlıklar Başbakan Netanyahu’yu erken seçime iten diğer bir sebep.

Mevcut Knesset’de bazıları Birlik veya Cephe içinde birleşmiş 17 parti bulunuyor. İsrail’de seçim barajı %3,25.  9 Nisan seçimlerinde de çok sayıda (41) parti yarıştı. Bunlardan en azından 11’inin Knesset’te temsil edileceği anlaşılıyor.

İsrail’de 9 Nisan seçimlerinden önce yapılan kamuoyu yoklamaları İsrail seçmeninin %63 kadarının sağ partileri destekleyeceğini, seçmenlerin sadece %15’inin sol, %18’inin merkez partilere oy vermeyi düşündüğünü göstermekteydi. 9 Nisan seçim sonucu da, bu yazıyı kaleme aldığımda henüz kesinleşmemiş ve resmi olarak açıklanmamış olmakla beraber, bu durumu yansıtmaktaydı.

İlk seçim sonuçları eski Genel Kurmay Başkanı Benny Gantz’ın Mavi Beyaz Partisi’nin 35 ila 37 arasında, Başbakan Netanyahu’nun Likud Partisinin ise 33 ile 35 arasında sandalye kazanacağına işaret ediyor. İki partinin liderleri de seçimi kazandıklarını şimdiden açıkladılar. Gantz’in Mavi Beyaz Partisi Knesset’te daha fazla sandalye alsa da Başbakan Netanyahu’nun koalisyon kurmaya daha yakın olduğuna işaret ediliyor. Likud Partisi’nin koalisyon kurabileceği aşırı sağcı ve dinci partilerle Knesset’te 60 civarında bir blok oluşturabileceği, buna karşılık Mavi Beyaz Partisinin koalisyon oluşturabileceği partilerin Knesset’teki sandalya sayısının 50’yi geçemeyeceği anlaşılıyor. Knesset’teki Arap asıllı milletvekili sayısının ise 12 olacağı ortaya çıkmakta.     

9 Nisan genel seçimlerinin nasıl sonuçlanacağı sadece İsrail’de değil, bütün Dünya’da ilgi ile izleniyor. Bunun temel sebebi de İsrail de kimin başbakan olacağının, 35. İsrail hükümetini kimin kuracağının ve hükümete katılacak partilerin Filistin sorunu, İsrail-Filistin ve İsrail-Arap ilişkileri üzerine yapacağı etki olduğu açık. İsrail’de kimin Başbakan olacağının Türkiye-İsrail ilişkilerini de etkilemesini beklemek gerekiyor.

Dünkü seçimlerden önce Başbakan Netanyahu’nun giderek aşırılığa kaydığı, hatta ırkçı söylemlere başvurduğu izlenmişti. Netanyahu’nun Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim birimlerinin bulunduğu bölgeleri İsrail’e ilhak etmenin zamanı geldiği yönündeki ifadeleri, seçim retoriğinden çok öteye, Filistin sorununu tamamen çıkmaza sokacak yeni bir adım olarak değerlendirildi.

Başbakan Netanyahu’nun uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler kararlarını hiçe sayan bu açıklamalarını, hakkındaki yolsuzluk soruşturmalarıyla ilgili dava açılacağı açıklamalarını kapatmak, yeni kurulan “Mavi-Beyaz” Partisi lideri Benny Gantz’in seçim kampanyası sırasında gösterdiği belirtilen başarıyı son bir hareketle engellemek isteğiyle açıklayanlar oldu.

Ancak, Başbakan Netanyahu’nun 2015 seçimleri öncesinde, sonra belirli ölçüde yumuşatsa da, artık 2 devletli çözümü desteklemediği yönündeki ifadelerini hatırlayanlar, esasen Netanyahu’dan 9 Nisan seçimlerinden önce de “yeni” bir adım, yeni bir “aşırılık” zaten beklemekteydi.  

9 Nisan İsrail Knesset seçimlerinin ABD’de aşırı İsrail yanlısı bir yönetimin bulunduğu bir zamanda yapılması da konunun dikkat çekici diğer bir yanıydı. Başbakan Trump Vaşington’da iktidar koltuğuna oturduğundan bu yana İsrail Başbakanı Netanyahu’yu desteklemek için birbiri ardına kararlar almaya zaten başlamıştı. Başbakan Trump ile Başbakan Netanyahu arasındaki “yakınlık” ve karşılıklı “destek” her geçen gün biraz daha arttı.

Başkan Trump her şeyden önce, bütün Avrupalı “müttefiklerinin” salık verdikleri görüşlere ve savundukları politikalara karşın ABD’yi İran Nükleer Anlaşması’ndan çekti. Başbakan Netanyahu’nun bölgedeki İran karşıtı politikalarına tam destek vermeye, Netanyahu gibi bölgedeki mevcut Arap-İran husumet ve rekabetini hızlandırma ve sıcak bir çatışmaya döndürme yönünde hareket etmeye başladı. Trump Yönetimi altında ABD, Avrupalı müttefiklerine rağmen, İran’a karşı (tekrar) ağır siyasi ve ekonomik yaptırımları uygulamaya koydu ve diğer ülkelerden de bu yaptırımlara aynen uymalarını istedi .

Trump Yönetimi İsrail seçimlerinden sadece bir gün önce İran’a karşı yeni bir adım daha attı ve İran Devrim Muhafızlarını terörist örgüt ilan etti. ABD daha önce de İran Devrim Muhafızlarının üst düzey bazı yöneticilerine yönelim bazı yaptırım kararları almıştı. Ancak bir ülkenin silahlı kuvvetlerinin bir bölümünün terörist örgüt olarak ilan edilmesi yeni bir durumu ortaya çıkarttı. İran konusunda Başkan Trump ile Başbakan Netanyahu’nun aynı “tutum ve görüşleri” paylaştıkları çok açık bir şekilde ortada. Ama İran Başbakan Trump’ın Başbakan Netanyahu’yla aynı “görüşleri” paylaştığı tek konu değil.

Kısa süre içinde Trump Yönetimi, Başbakan Netanyahu’nun Filistinlilere ve Suriye’ye karşı tutumunu da aynen benimsediğini gösteren adımları (arka arkaya) attı. Başkan Trump ilk önce ABD’yi, Filistin yanlısı tutumunu gerekçe göstererek, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi üyeliğinden çekti, ABD’nin bu iki örgütle tüm bağlarının kesildiğini açıkladı.

Başkan Trump daha sonra Vaşington’daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Bürosu’nun (Temsilciliğinin) kapatıldığını açıkladı. Daha sonraki Trump Yönetimi kararı daha kapsamlı ve ağırdı. ABD Birleşmiş Milletler Yakındoğu Filistin Mültecilerine Yardım Ajansı’na (UNRWA) yaptığı bütün mali katkıyı ve yardımı durdurduğunu açıkladı. Trump Yönetimi’nin bu karar için açıkladığı gerekçe de çok ilgi çekiciydi. Trump Yönetimi İsrail’e komşu Arap ülkelerindeki bütün UNRWA kamplarının kapatılması lazım geldiğini, çünkü bu kamplarda yaşayan Filistinlilerin 1948 ve 1967 İsrail-Arap savaşları sırasında terk ettikleri topraklara dönmelerinin söz konusu olmadığını, bu kamplarda yaşayan Filistinlilerin bulundukları Arap ülkeleri nüfusu içinde eritilmeleri gerektiğini ilan etti.

Trump Yönetimi’nin bundan sonraki Filistin kararı Kudüs konusunda geldi ve en fazla uluslararası tepkiyi topladı. Başkan Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ve Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını açıkladı. Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması konusunda daha önce ABD Kongresi tarafından alınmış (tavsiye) kararları bulunmakla beraber, Trump’dan önceki bütün Başkanlar, bunun İsrail’in Kudüs’ü ilhakı anlamına geleceğini bildiklerinden, uygulamaktan kaçınmışlardı.

İsrail 1967 yılında işgal ettiği Doğu Kudüs’ü 1980 yılında ilhak ettiğinde, BM Güvenlik Konseyi tarafından İsrail’in aldığı bu ilhak kararını tamamen yok ve geçersiz sayan bir karar tasarısı, ABD’nin de desteğiyle, kabul edilmişti. BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu’nun Kudüs konusunda aldığı diğer kararlar da bulunmaktaydı. Bu çerçevede Trump Yönetimi’nin Kudüs kararları sadece uluslararası hukuka aykırı olmakla kalmamakta, ABD’nin o ana kadar uyguladığı Kudüs politikasının da tamamen tersine çevrilmesi anlamına gelmekteydi.

Trump Yönetimi Kudüs kararıyla “ne demek” istediğini daha sonra aldığı başka bir kararla daha açık hale getirdi. ABD, 1948’den beri bağımsız statüde olan ve Filistinlilere akredite ettiği Doğu Kudüs Başkonsolosluğu’nun “bağımsızlığını” kaldırarak, Kudüs’e taşıdığı (İsrail’e akredite) Büyükelçiliğe bağladı ve böylece Kudüs kararıyla bu şehrin tümü üzerindeki İsrail ilhakını tanıyıp tanımadığı konusundaki (birkaç kişide kalan)  soru işaretlerini de tamamen ortadan kaldırdı.

Trump Yönetimi’nin Başbakan Netanyahu’yu destekleyen son kararı geçen hafta içinde, 9 Nisan seçimlerinden kısa bir süre önce geldi. Bu kez Başkan Trump İsrail’in 1981 yılında Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni ilhak kararını tanıyacağını açıkladı ve geçen hafta (seçimlerden çok kısa bir süre önce) Vaşington’da Başbakan Netanyahu’nun da katıldığı bir törende bu yöndeki Başkanlık Kararı’nı imzaladı.

Golan Tepeleri konusunda da BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail’in ilhak kararını tanımayan, yine ABD’nin desteğiyle, 1981 yılında aldığı bir karar vardı. BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu Golan Tepeleri konusunda da birçok karar kabul etmişti. Trump Yönetimi’nin Golan kararı da (Doğu Kudüs gibi) hem uluslararası hukuk ve BM kararlarına aykırıydı hem de ABD’nin o güne kadar uyguladığı politikaların tamamen tersine çevrilmesi anlamına gelmekteydi.

9 Nisan seçimleri sonuçlarının kesinleşmesinin ve resmi olarak açıklanmasının bir süre daha alacağı anlaşılıyor. Eski Genel Kurmay Başkanı Benny Gentz’in  Mavi Beyaz Partisi İsrail Parlamentosu Knesset’te en fazla sandalyeye sahip duruma gelse bile, Başbakan Netanyahu’nun Knesset’te bir koalisyon hükümeti kurmaya daha yakın olması önümüzdeki günlerde İsrail’de ilginç gelişmelerin ortaya çıkabileceğine işaret ediyor. Başbakan Netanyahu aleyhine açılmış suistimal soruşturmalarının nasıl yürüyeceği ve aleyhine dava açılmasının İsrail siyasetini nasıl etkileyeceği de, dünkü seçimlere rağmen, daha açıklık kazanmış değil.

9 Nisan seçim sonuçlarının kesinlik kazanmasından sonra İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’in yeni İsrail Hükümetini kurmaya en yakın kişiyi yeni Başbakan adayı olarak görevlendirmesi gerekiyor. Yeni Başbakan adayının yeni İsrail Hükümetini kurmak için toplam 42 gün süresi olacak. Bu kişi bu süre içinde hükümeti kuramazsa Cumhurbaşkanı Revlin’in bu kez yeni bir Başbakan adayını görevlendirmesi gerekecek. Bu kişiye ise yeni hükümeti oluşturması için 28 günlük bir süre tanınıyor.

Bazı gözlemciler,  Mavi Beyaz ve Likud Partileri arasında temelde çok büyük bir “fark” olmadığını ve (Netanyahu aleyhine açılacak dava durumuna göre) bu iki partinin “büyük” bir koalisyon oluşturmasının da mümkün olduğunu ifade ediyorlar. Bu gözlemciler böyle bir koalisyonun İsrail için iyi bir çıkış olabileceğine de inanıyorlar.

Esasen Mavi Beyaz ve Likud Partileri arasında Filistin sorununa bakışta temelde önemli bir fark bulunmadığı ve 9 Nisan seçimlerinde Filistin sorununun çözümünün seçmen için önemli bir faktör olmadığı da işaret edilen diğer bir husus. Geçmişte “İki Devletli Çözümü” desteklediği düşünülen İşçi Partisi’nin bu seçimlerde sadece % 5 civarında oy aldığı ve 6 milletvekili çıkartarak Knesset’te 6. parti durumuna düştüğü yönündeki ilk seçim sonuçları da bu gerçeği ortaya koyuyor.

Buna rağmen birçok kişi, Orta Doğu’daki tüm işaretlerin bölgedeki gerginlik ve istikrarsızlığın önümüzdeki dönemde giderek artacağını gösterdiği bir ortamda, Netanyahu yerine Gantz’in Başbakan olmasının İsrail için yeni bir başlangıç teşkil edeceğine inanıyor; Gantz’ın en azından diyalog ve diplomasiye (Netanyahu’ya oranla) daha açık olacağını ve Gantz’ın (İsrail’de) Başbakan olmasının bölge istikrarına da yardımcı olabileceğini düşünüyor.   

 

X