"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

İki uzlaşı girişimi

Bugün Dünya’da Türkiye’nin doğrudan karışmadığı ama Ankara’yı yakından ilgilendiren ciddi çatışma alanları mevcut. Bu çatışmalardan biri Türkiye’nin çok yakın siyasi ve ekonomik ilişkiler içinde bulunduğu Katar ile Körfez’deki komşuları Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında yaşanıyor.

Kendisi de bir Arap ülkesi olan Katar bu üç Arap komşusu ile oldukça uzun bir zamandan beri açığa dökülen ciddi sorunlar yaşıyor. Katar’ın üç komşusunun ağır siyasi ve ekonomik yaptırımlarına başarılı bir şekilde karşı koyduğu; Körfez’deki durumun kendi aleyhine dönmekte olduğunu gören Suudi Arabistan’ın Katar’la ilişkilerini yumuşatma girişimlerinde bulunduğu izleniyor.

Bir süreden beri uluslararası basında Suudi Arabistan’ın Katar’a yönelik bazı açılımlarından bahsediliyor. Bunlar arasında iki başkent arasında diplomatik temasların hızlanmasının en önemli işaret olduğu, iki ülke arasında 2017 yılından bu yana ilk kez doğrudan üst düzeyde diplomatik görüşmelerin gerçekleştiği belirtiliyor. Basında Suudi Arabistan ile Katar arasındaki “futbol” diplomasisinden de bahsediliyor.

Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Doha’da yapılan bölgesel bir futbol turnuvasına katılmasının bu üç ülkenin Katar’a karşı tutumlarını yumuşatmakta olduklarının bir işareti olduğu yorumları yabancı basında geniş şekilde yer alıyor. Hele turnuvaya katılacak Suudi Arabistan futbol takımının Katar’a doğrudan uçakla seyahat etmeleri çok önemli bir gelişme ve Suudi Arabistan’ın Katar’a uyguladığı hava ambargosunu yumuşatmasının bir ilk adımı olarak yorumlanıyor.

Bütün bu gelişmelerin üzerine Suudi Arabistan Kralı Salman Bin Abdülaziz El Suud’un Katar Emiri Tamim Bin Hamad Al Thani’yi Mekke’de yapılacak 40. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesine gönderdiği bir mektupla davet etmesi Riyad-Doha ilişkilerinde ciddi bazı gelişmelerin habercisi olarak kabul ediliyor. Riyad’ın Katar’la ilişkilerde olumlu yönde açılımlar yapmaya önümüzdeki haftalarda da devam edebileceği anlaşılıyor.

Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri’nin yanlarına Mısır’ı da alarak 2017 yılı yazında Katar’la diplomatik ilişkileri kestikleri, bu 4 ülkenin Katar’a karşı tam bir ekonomik ambargo başlattıkları, Katar’ın Dünya ile olan ilişkisini kesmek için bu ülkeye kara, hava ve denizden abluka uyguladıkları hatırlardadır. Katar’a KİK içinde “ortak” olan 3 Arap komşusu tarafından uygulanan ağır siyasi ve ekonomik yaptırımlar bugün de yürürlüktedir.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin, KİK’i zayıflatma ve Körfez’deki Arap Cephesini yıkmak pahasına, Katar’ı açıkça karşılarına almayı seçmelerinin temel sebebi bu iki ülke ile Katar’ın Arap Baharına bakış açılarında ciddi ayrılıkların bulunmasıdır.  Katar, Arap Dünyasında değişim isteyen güçleri desteklemekte, Arap halklarının iktidara katılması, despotik rejimlerin düşmesi yönünde çalışan gruplara destek vermektedir.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise, özellikle iki ülkedeki veliaht prenslerin yönetiminde, Arap Dünyası’nda “statükodan” yana güçlerin destekçisi ve Arap Dünyasında siyasi değişim karşıtı cephenin savunucuları haline gelmişlerdir. Hem Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Salman hem Birleşik Emirlikleri (Abu Dabi) Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayed Arap Dünyasında esen değişim ve halk yönetimi isteklerini kendi ülkelerindeki “statüko” ve  “mutlak monarşi” rejimleri için tehdit olarak algılamaktadır.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Katar’a karşı siyasi ve ekonomik yaptırımlar ve ambargoları açıklarken, bu ülkeyi terör gruplarını desteklemek ve bu gruplara sağladığı desteği kesmek yönünde daha önce verdiği sözleri yerine getirmemekle suçlamışlardır. Katar’ın destek verdiği bu gruplar Arap ülkelerinde değişim isteyen, despotik ve halklarından kopuk, seçimle gelmeyen rejimleri karşılarına alan tutumlarıyla bilinmektedir.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Katar arasındaki Arap Baharına bakış olarak ortaya çıkan bu ideolojik çatışma esasen Mısır’da sahada yaşanmıştır. Katar Mısır’da halk yönetimini, halkın yönetime katılımını desteklerken, Suudi Arabistan ve BAE, Mübarek zamanındakine benzer “statükocu” bir yönetime destek vermişler, Sisi askeri darbesinin arkasında yer almışlardır. Bugün benzeri bir mücadelenin Libya’da yaşandığı izlenmektedir.

Başlangıçta Vaşington’un Suudi Arabistan ve BAE yanında yer alması ve Katar’ı “terör gruplarına” destek vermekle suçlaması çok da şaşırtıcı değildir. ABD’nin bir zamandan beri Arap ülkelerinde demokratik değişimden, Arap halklarının seçiminden yana olmadığı, kendi halklarına rağmen hareket edebilen askeri ve despotik rejimleri desteklediği zaten bilinmektedir.

Bush Yönetimi sırasında Arap ülkelerinin demokratikleşmesi, Arap ülkelerinde serbest çoğulcu seçimler yapılmasının desteklenmesi için ortaya atılan “Büyük Orta Doğu” projesinden daha sonra vazgeçen Vaşington’un şimdi tamamen ters bir yöne çevrildiği; yine bölgede askeri, despotik ve halklarından kopmuş rejimleri desteklemeye başladığı görülmektedir. Başlangıçta Trump Yönetiminin Riyad ve Abu Dabi’nin yanında yer almasını Başkan Trump’ın Orta Doğu’daki en büyük Amerikan hava üssünün BAE’de olduğunu zannetmesine, “gerçeği” öğrenmesinden sonra Katar’a karşı tutumunu değiştirmesine de bağlayanlar bulunmaktadır.

Riyad ve Abu Dabi daha sonra siyasi ve ekonomik yaptırımları kaldırmak için Katar’dan yerine getirmesini istedikleri 13 hususu da açıklamışlardır. Doha’dan kendilerinin “terör” örgütü saydığı Arap gruplarına desteğini kesmesini talep etmeleri yanında, Riyad ve Abu Dabi’nin Katar’ı İran ile bağlarını kesmeye ve Katar’daki Türkiye askeri üssünü kapatmaya zorlamak istemeleri dikkat çekmiştir.  “Talepler” arasında Al Jazeera televizyon yayınlarına son verilmesinin bulunması ise Riyad ve Abu Dabi’nin esas endişelerinin kendi halklarından ve rejimlerinin geleceğinden kaynaklandığını açıkça ortaya koymuştur.

Katar, bütün ağırlığına rağmen, uygulanan siyasi ve ekonomik yaptırımları atlatmayı başarmış; İran ve Türkiye bu dönemde Katar’ın yanında yer almıştır. Doha uygulanan kara, deniz ve özellikle hava ablukasını da İran sayesinde zararsız atlatabilmiş; Dünya’daki belli başlı hava yolları arasında yer alan Katar Hava Yolları tüm uçuşlarını İran üzerindeki hava koridorlarına yöneltmiştir. O dönemde Riyad ve Abu Dabi’nin esas amacının Doha’da rejim değişikliği olduğu söylentileri hızla yayılmış, Ankara’nın sağladığı siyasi destek Katar için büyük önem kazanmıştır.

Beklendiği gibi Katar Emiri Al Thani Mekke KİK Zirvesine katılmak için Suudi Arabistan’a gitmemiştir. Katar’ı Mekke’de yapılan 40. KİK Zirvesinde Katar Başbakanı Abdullah Bin Nasır Bin Halifa Al Thani temsil etmiştir. Bununla birlikte, Riyad’ın Katar’la olan ilişkilerinin kötü durumunun en çok kendisine zarar verdiğini gördüğü ve Suudi Arabistan’ın Katar’a yönelik “uzlaşı” girişimlerinin devam edeceği anlaşılmaktadır.

Diğer yandan 40. KİK Zirvesinin BAE’de yapılmasının planlanmasına rağmen daha sonra Suudi Arabistan’a alınması, Abu Dabi’nin Katar’a karşı daha sert bir politika izlenmesinden yana olduğu ve Katar Emirinin Zirve’ye davetine de karşı çıktığı söylentilerine zemin hazırlamıştır. Abu Dabi’nin Katar’ın Türkiye ile olan bağlarından da, Suudi Arabistan’dan daha fazla, rahatsız olduğunu ileri sürenler bulunmaktadır.

Esasen Türkiye ile bağlarını aynen devam ettirecek bir Katar’ın Suudi Arabistan’la ilişkilerini onarması Ankara’nın aleyhine bir gelişme olmayacaktır. Doha ile Ankara’nın Riyad’la ilişkilerine birlikte bakmaları, Türkiye’de yapılacak bir Türkiye-Katar-Suudi Arabistan Zirvesini düşünmek zamanı gelmiş gibi görünmektedir. İslam Dünyası içindeki yaraların sarılması ve işbirliği imkanlarının ortaya çıkartılması hem bölge hem de bu üç ülke için yarar sağlayıcı bir gelişme olacaktır.

Türkiye’yi yakından ilgilendiren ciddi bir bölge ihtilafı da Rusya ile Ukrayna arasında yaşanmaktadır. 10 Aralık günü yeni Ukrayna Cumhurbaşkanı Vlodymyr Zelensky Paris’te Rusya Cumhurbaşkanı Putin ile bir araya gelmiştir. Bu toplantının düzenlenmesi Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile Almanya Başbakanı Merkel’in girişimleri sonucu mümkün olmuştur.

10 Aralık günü Paris’te yapılan toplantı Zelensky’nin Ukrayna Cumhurbaşkanlığına seçildikten sonra Cumhurbaşkanı Putin ile ilk bir araya gelmesidir. Paris toplantısından önce, Ukrayna ile Rusya çok uzun bir zamandan beri bir araya gelememiş, iki ülke arasında sorunların çözümü konusunda doğrudan yapılan görüşmeler 3 seneye yakın bir zamandan beri kesilmiştir. Bu çerçevede Zelensky-Putin görüşmesi, önemli sonuçlar doğurmasa da, tek başına önemli görülmektedir.

Zelensky ile Putin Paris’te tam bir esir değişimi ve daha önce (Minsk’te mutabık kalınan) ateşkese tam olarak uyulmasının sağlanması üzerinde mutabık kalabilmişlerdir.  Ancak, iki liderin diğer önemli konularda görüş birliği sağlayamadıkları, Ukrayna’da iç savaşın yaşandığı Donbass bölgesinin geleceği konusundaki görüş ayrılıklarının aynen devam ettiği anlaşılmaktadır.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelensky, Mayıs 2019’de Cumhurbaşkanlığı seçimlerini açık farkla kazanmasından bu yana, görevde bulunmaktadır. Zelensky seçim kampanyası sırasında, kendisinden önceki Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’ya göre, Rusya ile diyaloğa çok daha “açık” bir tutum ortaya koymuştur. Ancak Zelensky’nin Putin’le ilk görüşmesini yapması 6 aydan uzun bir zaman almıştır.

Bu durum Ukrayna ile Rusya arasındaki sorunların büyüklüğünü ve ciddiyetini çok açık olarak göstermektedir. Rusya 2014 yılında (1954 yılından beri) Ukrayna’ya ait olan Kırım Yarımadasını ilhak etmiş, bu ilhak Kiev (ve uluslararası toplum) tarafından tanınmamıştır. Rusya, Kırım konusunu Ukrayna ile konuşmamakta ve Kırım’ın Rusya’nın bir parçası olduğunu, konunun kapanmış olduğunu savunmaktadır.

Ukrayna ile Rusya görüşmelerinin odaklandığı konu ise iç savaşın yaşandığı ve Rusya yanlısı milislerin elinde olan Donbass bölgesinin geleceğidir. Bölge, bölgedeki iki büyük şehir (Donetsk ve Luhansk) ve bu bölgedeki Rusya ile olan sınır Ukrayna’daki Rus yanlısı güçlerin kontrolü altında bulunmaktadır. Ukrayna’nın isteği Rusya ile olan sınırın kontrolünün tamamen Kiev’in kontrolüne geçmesi, Donbass’da bulunan yabancı (Rus) güçlerin bölgeden ayrılmasıdır.

Rusya ise Donbass bölgesinin (kendisine yakın) yerel güçlerin kontrolünde kalmasını, Ukrayna üzerindeki Rus nüfuzunun şu veya bu şekilde devam etmesini istemektedir. Ukrayna sorununun, bu ülkenin NATO üyeliğinin gündeme gelmesi ve Ukrayna’nın Avrupa Birliğine bağlanmaya çalışılmasından sonra patlak verdiği; 2014 yılında Ukrayna’nın Batı ile Rusya arasında bir çatışma alanı haline geldiği görülmektedir. Moskova’nın Ukrayna’nın NATO üyeliğine ve AB ile “bütünleşmesine” itirazları bugün de devam etmektedir.

Zelensky’nin Cumhurbaşkanlığına gelmesi Ukrayna-Rusya sorunlarının masada görüşülmesini kolaylaştırmıştır. Nitekim Zelensky-Putin Paris görüşmesinden önce Ukrayna ile Rusya arasında bir kısım esirlerin değişimi gerçekleşmiş, Rusya 2018 yılında Kerç Boğazında ele geçirdiği Ukrayna savaş gemilerini kısa bir süre önce serbest bırakmış, iki ülke arasında üst düzeydeki “söz düellosu” oldukça yumuşatılmıştır. Ukrayna-Rusya mücadelesinin Karadeniz’deki havayı “bozduğu”  ve işbirliği imkanını azalttığı açıktır. Bu nedenle konu Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Zelensky-Putin görüşmesine ev sahipliği yaparak dış politika alanında rol oynamak isteğini bir kez daha ortaya koymuştur. Macron’un Londra NATO Zirvesinde içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmak istediğine işaret edilmektedir. Cumhurbaşkanı Macron’un şimdi de Lübnan’da Hükümet kurma krizini “çözmek” için harekete geçtiği ve Lübnanlı “tarafları” bir araya getireceği haberleri basında yer almaktadır.

Zelensky’nin Cumhurbaşkanlığına seçilmesinden sonra Ukrayna kendisini, hiç de istemediği bir şekilde, ABD’de Başkan Trump ve Demokrat Parti arasındaki mücadelenin odak noktasında bulmuştur. Zaten kendi sorunlarıyla mücadele eden Ukrayna’nın,  ABD’de devam eden “azil süreci” ve 2020 Başkanlık seçimleri temelinde bölünen ABD iç politikasının merkezine yerleşmesi bu ülke için doğal olarak bir talihsizliktir.                

 

X