"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

Hedefte ne vardı?

17 Temmuz günü Erbil Başkonsolosluğumuzun bir görevlisi şehirde restoranda uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Bu terörizm olayı akıllara birçok soruyu getirdi.

Doğal olarak yurt dışındaki temsilciliklerimizde görevli diplomatlarımıza yapılan terörist saldırıların hedefi Türkiye’dir. Bu terörist saldırılarda temsilciliklerimiz veya temsilciliklerde çalışanlar hedef olarak alınsa da amaçlanan Türkiye’nin çıkarlarına zarar vermek ve Ankara’ya mesaj göndermektir.

Bu tip saldırılarda akla ilk gelen doğal olarak saldırıyı hangi örgütün düzenlediği, saldırının arkasında kimlerin bulunduğudur. 17 Temmuz saldırısını terör örgütü PKK düzenlemiş, saldırıyı yapanlar da cezalandırılmaya başlanmıştır. Başkonsolosluk görevlimizi şehit eden terörist Kuzey Irak Yerel Yönetimi (IKBY) makamları tarafından ele geçirilerek tutuklanmıştır.

IKBY’nin elindeki olayla ilgili gözaltına alınanların sayısının 6’ya yükseldiği bildirilmektedir. Bu saldırganların terör olayıyla ilgili arka plan bilgileri Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne sağlamaya başladıkları anlaşılmaktadır. Soruşturma halen sürmektedir ve 17 Temmuz saldırısıyla ilgili önümüzdeki günlerde gelişmeler olması mümkündür.

Türkiye görevlimizi şehit eden teröristleri ve saldırıyı yapanları cezalandırmak amacıyla zaten harekete geçmiştir. Saldırının planlayıcısı 2 PKK mensubunun korumalarıyla birlikte otomobille Erbil’den ayrılmalarından sonra, 18 ve 24 Temmuz tarihlerinde MİT ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin ortak operasyonları sonucu öldürüldükleri açıklanmıştır.

Türkiye’nin Kuzey Irak’ta nokta operasyonlarını bu şekilde başarıyla yapabilmesinin ileriye dönük olarak caydırıcı bir etkisinin olacağı açıktır. Esasen PKK’nin Türkiye’yi hedef almak için Erbil’i seçmesinin arkasında Türkiye’nin son dönemde Kuzey Irak’ta giderek artan etkinliği ve başarıyla yaptığı operasyonların olduğuna inananların sayısı oldukça fazladır.

Türkiye son dönemde PKK terör örgütünü durdurmak için yeni bir stratejiyi uygulamaya koymuş ve PKK ile mücadeleyi sadece (insansız hava araçlarının kullanımıyla) artan hava gücüyle değil, karada yürüttüğü peş peşe gelen operasyonlarla Kuzey Irak’a taşımıştır. PKK’nin yönetim kadrosunun da bulunduğu Kandil’e doğru inen bu kara operasyonlarının PKK’yı büyük ölçüde “rahatsız” ettiği ve “endişelendirdiği” anlaşılmaktadır.

Türkiye’nin Kuzey Irak’ta başarılı nokta operasyonlarına girişmesi, PKK “üst düzey” yönetimini hedef almasının Kandil’deki endişeleri büyüttüğü de ortaya çıkmaktadır. Ayrıca PKK’nın (ve arkasındaki güçlerin) Türkiye’nin hem merkezi Irak Yönetimi (Bağdat’la) hem de IKBY (Erbil) ile “görünür bir şekilde” düzelen ilişkilerinden duyduğu rahatsızlığın büyüdüğü yönündeki işaretler de artmaktadır.

Türkiye’nin Kuzey Irak’ta PKK’ye karşı yürüttüğü askeri operasyonlarda Bağdat Yönetimi’nin ve özellikle IKBY’nin (farklı düzeylerde) işbirliğini sağlamasının çok önemli olduğu açıktır. Bağdat’ta Bahram Salih’in Cumhurbaşkanı ve Adil Adül Mendi’nin Başbakan olmasından sonra Ankara-Bağdat ilişkileri düzelmeye ve gelişmeye başlamış, karşılıklı ziyaretler hız kazanmıştır.

Türkiye’nin Erbil’le ilişkileri ise Necirvan Barzani’nin (Mesut Barzani’nin yerine) IKBY Başkanı seçilmesinden sonra hızlı bir şekilde düzelmiş, 2017 başarısız “bağımsızlık” referandumundan önceki “iyi” düzeyine dönmeye başlamıştır. Neçirvan Barzani’nin Erbil’deki yemin töreninde Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun temsil etmesi Ankara-Erbil arasında “yeni” bir döneme girildiğinin işareti olmuştur.

Ankara-Erbil ilişkileri Türkiye için birçok açıdan önemlidir. Türkiye’nin Irak’la ekonomik ilişkilerinin büyük bir bölümü Kuzey Irak’la yapılmaktadır. Türkiye’nin Irak ve Kuzey Irak’ta önemli ekonomik çıkarları bulunmaktadır. Türkiye’nin PKK ile mücadeleyi Kuzey Irak’ta yürütme, PKK’nin Türkiye’ye sızmasının Kuzey Irak’ta engellenmesi stratejisi açısından, Irak’ta PKK ile mücadele noktasında, IKBY’nin işbirliğinin daha fazla sağlanması yararlı olacaktır. Ekonomik çıkarlar, sınır güvenliği ve PKK ile mücadele Erbil’le ilişkilerin “iyi” ve “belirli” bir seviyede tutulmasını Ankara için “yararlı” hale getirmektedir.

Türkiye’nin IKBY ile ilişkilerinde “kırmızı çizgisinin” Irak Anayasası olduğu mesajının Erbil tarafından gayet iyi alındığı ortaya çıkmaktadır. Esasen Türkiye, IKBY ile ilişkilerinde kendisi zamanında harekete geçmezse (ortaya çıkacak) boşluğun başka güçler ( bu çerçevede İran ve ABD’yi özellikle belirtmek gerekiyor) tarafından doldurulacağını daima dikkate almıştır. Ankara’nın, Neçirvan Barzani’nin Kuzey Irak’ta karar alıcı durumuna gelmesinden de faydalanarak, IKBY ile ilişkilerine yeniden “ayar vermesi” olumludur.

Unutulmaması gereken bir husus 17 Temmuz saldırısıyla PKK’nın (ve arkasındaki güçlerin) Ankara-Erbil ilişkilerini de bozmayı amaçlamak istemiş olmasıdır. PKK’nın Erbil’deki Türkiye Başkonsolosluğuna saldırmakla Türkiye’ye mesaj

vermek, moral kazanmak ve Ankara-Erbil ilişkilerini bozmak istemiş olacağı akla gelmektedir. Ancak, Erbil Yönetiminin terörist saldırıdan sonra attığı adımlar, Ankara’nın kararlı tutumu PKK’nin oyununu bozduğu gibi PKK’ya Kuzey Irak’ta yeni darbelerin vurulmasını sağlamıştır.

Türkiye’nin yurt dışındaki temsilciliklerinin yabancı güçlerin desteğindeki terör örgütlerinin hedefi olması yeni bir olgu değildir. 1970 ve 1980’lı yıllarda Ermeni terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı açtıkları “terör kampanyası” hala hatırlardadır. 17 Kasım adlı terör örgütü Yunanistan’da Türkiye temsilciliklerine çeşitli kereler saldırmış, Türk diplomatlarını şehit etmiştir. 1970’li yıllardan sonra 40’ın üzerinde diplomatımız yurt dışında terör örgütleri tarafından şehit edilmiştir.

Dışişleri Bakanlığı’ndaki 37 senelik meslek hayatımda bazı terör olayları ile bizzat karşı karşıya kaldım, bazı arkadaş ve tanıdık meslektaşlarım şehit edildi. Atina’da 4 Temmuz 1994 tarihinde şehit edilen Atina Büyükelçiliğimiz Müsteşarı Ömer Haluk Sipahioğlu arkadaşımdı. Los Angeles’te 28 Ocak 1982 yılında şehit edilen Başkonsolos Kemal Arıkan’ı yakından tanırdım. Bütün şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, aziz hatıraları önünde eğiliyorum.

1970’lerin ikinci ve 1980’lerin ilk yarısı Türkiye’ye karşı Ermeni terörünün büyük hız kazandığı yıllardı. O dönemlerde ASALA (Ermenistan’ın Özgürlüğü İçin Gizli Ermeni Ordusu) ve JCAG’ın (Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları) adlı 2 Ermeni terör örgütünün adı ön plana çıkmıştı. Bu iki örgüt de Batı’daki Ermeni diasporası içindeki bir kısım tarafından destekleniyor, Lübnan ve Beyrut’tan faaliyet gösteriyordu. Ermeni terör örgütlerini destekleyen yabancı güçler arasında Hafız Esad yönetimindeki Suriye başta geliyordu.

İki terör örgütünün de (o dönemde) Suriye kontrolü altındaki Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde eğitim kampları bulunuyordu. Yunanistan Ermeni terör örgütleriyle temas içinde bulunuyor; Batı ülkelerinin Ermeni terör örgütlerinin kendi ülkelerinde Türkiye temsilciliklerine ve diplomatlarına karşı yürüttükleri terör kampanyasındaki tutumları ise (en azından) “umursamaz” bir görüntü ortaya koyuyordu.

Batılı ülkeler, aralarında Viyana (1975), Paris (1975), Vatikan (1977) ve Belgrad (1983) Büyükelçilerimizin de bulunduğu çok sayıda diplomatımızın ve aile ferdinin kendi topraklarında şehit edilmesine rağmen, Ermeni terör örgütlerine karşı “tedbir” almakta “isteksiz” davranıyor; Ermeni terör örgütleri karşısında “etkisiz” bir tutum sergiliyordu. Bu tutum ancak ASALA terör örgütünün 1985 yılında Paris Havaalanında Türk Hava Yolları yolcu kontuarına karşı düzenlediği

saldırıda (çok sayıda Türk yanında) aralarında Fransız ve Amerikalıların bulunduğu sivillerin hayatını kaybetmesi ve yaralanması sonucu değişecekti.

Ermeni örgütlerinin terör kampanyasının yoğunlaştığı 1982-1983 yıllarında Beyrut Büyükelçiliğimizde görevli idim. ASALA terör örgütü Büyükelçiliğimize geçmişte bir çok saldırı düzenlemiş, 1976 yılında da Büyükelçilik Başkatibi Oktar Cirit’i Beyrut’un en işlek caddesinde şehit etmişti. Ermeni terör örgütleri o dönemde Lübnan’da yaşayan ve Türkiye ile bağlarını devam ettirmeye çalışan Ermeni toplumu fertlerini de hedef almaktaydı.

Beyrut’ta görev gördüğüm dönemde Ermeni terör örgütlerinin, Beyrut’un Ermenilerin yoğun yaşadığı Burj Hammud semtinde, Türk filmi gösteren sinemalara yaptığı saldırılara, bombalama olaylarına, Türk malı satan dükkanlara yaptıkları baskılara şahit olduk. ASALA’nın birçok sivilin hayatını kaybettiği Ankara Esenboğa terör saldırısı yine bu dönemde 1982 yılı Ağustos ayında yapıldı. Esenboğa saldırısını gerçekleştiren Ermeni teröristler Lübnan’da eğitim görmüştü ve aileleri Beyrut’ta Burj Hamud semtinde yaşıyordu.

Beyrut’ta Türkiye Büyükelçiliğinde (Başkatip ve Geçici Maslahatgüzar olarak) görev gördüğüm 1982-1983 yılları Lübnan için de çok zor bir dönemdi. Lübnan bir yandan yıkıcı bir iç savaş yaşıyor, diğer yandan iki (daha güçlü) komşusunun (Suriye ve İsrail) doğrudan müdahale ve saldırılarına hedef oluyordu.

Beyrut’un (Müslümanların yoğun olarak yaşadığı) Bir Hassan semtinde (Batı Beyrut) bulunan Büyükelçilik binamız bu iç savaş ve İsrail’in Beyrut’u işgali sırasında tamamen tahrip oldu. İsrail füzeleri düşmesi sonucu ağır yıkım gören binaları tahliye ettik. Büyükelçilik binaları daha sonra o dönemde Beyrut’ta yerleşik (Türkiye kökenli) terör örgütlerinin saldırılarına uğradı ve binalardaki yıkım daha da büyüdü.

Büyükelçilik hizmetlerini ilk önce (Doğu Beyrut’ta) Cünye’de bir otelde yürütmeye çalıştık, daha sonra (güvenlik bakımından daha emin olabileceği düşüncesiyle) Lübnan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın da bulunduğu Baabda semtinde kiraladığımız bir binaya taşındık.

Birçok ülke bu dönemde Lübnan’daki Büyükelçiliklerini (güvenlik nedeniyle) kapattı. Yine bu dönemde Beyrut’taki ABD Büyükelçiliği arabalı bomba ile gerçekleştirilen bir saldırıda büyük ölçüde yıkıldı ve çok sayıda insan hayatını kaybetti veya yaralandı.

Bu dönemde Beyrut’ta Dünya’da akis getiren çok sayıda terör olayı meydana geldi. Beyrut’ta görev gören ABD ve Fransız askerlerine yönelik bomba

yerleştirilmiş arabalarla 23 Ekim 1983 tarihlerinde yapılan iki ayrı saldırıda 241 Amerikalı ve 73 Fransız asker hayatlarını kaybetti. Vaşington ve Paris bu saldırılardan Suriye’yi sorumlu tuttular, ancak sonuçta Lübnan’dan çekilmek zorunda kaldılar.

Türkiye Büyükelçiliği olarak bizim açımızdan tehlike ve tehdit (ülkede yaşanan savaş yanında) Ermeni terör örgütlerinden geliyordu. Nitekim Baabda semtindeki Büyükelçilik binamız 1983 yılında Ermeni teröristlerin saldırısına uğradı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını kutladığımız gün içeri girerek binayı ele geçirmek isteye Ermeni teröristler Büyükelçiliğimize el bombaları ve makinalı tüfeklerle saldırdı.

Aldığımız güvenlik tedbirleri sebebiyle bu saldırı ve Ermeni teröristlerin Büyükelçiliği ele geçirmeleri engellendi. 30 Ekim 1983 tarihli Hürriyet Gazetesi bu Ermeni terör olayını “Bu Kez Duvara Çarptılar” ana başlığıyla verdi. Büyükelçilik binamızı koruyan güvenlik görevlilerimiz bir Ermeni teröristi saldırı sırasında ele geçirdi ve bu terörist daha sonra Lübnan güvenlik makamlarına teslim edildi.

Türkiye, yurt dışındaki vatandaşlarının güvenliği gibi, temsilciliklerinin ve buralarda çalışan diplomatlarının güvenliği konusunda da 1970’lerden bu yana büyük bir yol almış, yurt dışındaki temsilciliklerimizin korunması için önemli bir mesafe katedilmiştir.

Ancak, 17 Temmuz saldırısı terör örgütlerinin, özellikle yabancı destek ve teşvik buldukları bir ortamda, temsilciliklerimiz ve diplomatlarımıza yönelik saldırılarını sürdürebilecekleri görünmekte; Türkiye’nin dış misyonlarını ve buralarda görev gören diplomatlarını korumak için aldığı tedbirlerin gerekliliği bir kez daha açıkça ortaya çıkmaktadır.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI