"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

Asrın çözüm planı ve İsrail

Orta Doğu’da işler son dönemlerde planlandığı şekilde gitmiyor. Bölge ABD ile İran arasında yaşanan ciddi bir çekişmenin içinden geçerken, Trump Yönetiminin Filistin çözüm planının bir bölümünü Haziran ayı içinde Bahreyn’de toplanacak uluslararası bir konferansta açıklaması bekleniyordu. Ancak İsrail’de hükümet kurma çalışmaları beklenildiği gibi sonuçlanmadı. Şimdi bu durumun Bahreyn’de yapılacak Konferansın ertelenmesine sebep olup olmayacağı konuşuluyor.

İsrail’de seçimler 9 Nisan 2019 tarihinde yapılmış, hem iktidardaki Likud hem de ana muhalefetteki Mavi ve Beyaz Partisi 35’şer milletvekili çıkartmıştı. Mavi ve Beyaz Partisi lideri Benny Gantz’ın seçim gecesi tam sonuçları beklemeden erken bir saatte “partisinin zaferini” ilan etmesi daha sonra eleştirilmiş, gerçekten de seçimde Başbakan Netanyahu’nun Likud Partisi çok az bir oy fazlasıyla birinci Parti çıkmıştı.

9 Nisan Seçiminde Likud % 26.46, Mavi ve Beyaz Partisi ise % 26.13 oranında oy aldı. Seçim gecesinin sonunda “zaferi” kutlayan Başbakan Benjamin Netanyahu idi. Başbakan Netanyahu’yu ilk kutlayan yabancı lider de ABD Başkanı Trump oldu. Ancak şimdi Netanyahu’nun da “zafer kutlamasının” erken olduğu ortaya çıkmış durumda. İsrail, Başbakan Netanyahu’nun isteği doğrultusunda yeniden bir seçime gidiyor ve yaz aylarının İsrail’de iç politika çekişmeleriyle geçeceği anlaşılıyor.

9 Nisan Seçimleri esasen erken bir seçimdi. Normal olarak İsrail’de Parlamento Seçiminin bu yılın Kasım ayında yapılması gerekiyordu. Ancak Hükümeti içindeki görüş ayrılıklarından ve hakkındaki yolsuzluk soruşturmalarından “sıkılan” Başbakan Netanyahu erken seçim kararı aldı. Başlangıçta Netanyahu 9 Nisanda istediğini elde etmiş ve yeni İsrail hükümetini kurabilecek gibi görünüyordu.

Ancak, Başbakan Netanyahu’yu erken seçime zorlayan sorun hükümet çalışmaları sırasında da devam etti ve Netanyahu’nun başarısızlığına neden oldu. İsrail kurulduğundan beri Haredi adı verilen aşırı-dinci Yahudiler askerlik yapmıyor ve askerlik servisinden muaf tutuluyorlar. Bu şimdi de böyle. Ancak aşırı milliyetçi (ancak seküler) olan Parti ve gruplar bu durumun değişmesini ve Haredilerin de zorunlu olarak askerlik yapmasını istiyorlar.

İşte Başbakan Netanyahu’nun aşırı dinci ve aşırı milliyetçi partilerden oluşan Hükümeti’nin önündeki en büyük sorun buydu. Aşırı dinci Partiler Haredilere sağlanan muafiyetin devam etmesini isterken, (o zaman Savunma Bakanı da olan) Avigtor Lieberman’ın İsrail Evimiz Partisi muafiyetin kaldırılması ve

Haredilere askerlik yolunun açılması konusunda ısrarlıydı. Şimdi seçimlerden sonra durumun değişmediği ortaya çıktı ve aynı sorun Başbakan Netanyahu’nun bir koalisyon hükümeti kurmasını önledi.

İsrail Parlamentosu Knesset 120 üyeden oluşuyor. Hükümet kurabilmesi için Likud Partisi lideri Netanyahu’nun en az 61 sandalyenin desteğini sağlaması gerekiyor. Bu da Netanyahu’nun kendi partisinin 35 sandalyesi dışında en az 26 milletvekilinin daha desteğini sağlaması ve Likud öncülüğünde kurulacak yeni koalisyon hükümetine 4 küçük partinin girmesi zorunluluğunu doğuruyor.

İsrail Parlamentosu Knesset’e 9 Nisan seçimlerinde %2.75 barajını geçerek girebilen 11 Parti var. Bunlardan 2’si İsrailli Arapların kurduğu Partiler. Diğer 4 Parti de sol ve merkez sol eğilimli. Knesset aritmetiği Likud Partisinin diğer 4 (dinci ve aşırı milliyetçi) Parti ile koalisyon hükümeti kurmasını zorunlu hale getiriyor ve Likud ile diğer 4 partinin sandalye sayısı hükümet kurmak için gerekli 61 rakamına ancak ulaşıyor.

İşte burada Netanyahu’nun önüne Avigtor Lieberman’ın istediği yeni askerlik düzenlemeleri bir engel olarak (tekrar) çıktı. Netanyahu’nun yeni hükümette bulunmasına ihtiyaç duyduğu 2 aşırı dinci Parti’nin (Şas ve UTJ) Knesset’teki toplam sandalye sayısı 16. Ancak Netanyahu’nun, Lieberman’ın İsrail Evimiz Partisinin 5 milletvekilinin desteğine de ihtiyacı var.

Likud lideri Netanyahu geçen hafta içinde, Lieberman’ın Haredi Yahudilerine askerlik muafiyetinin kaldırılmasını koalisyona katılmak için bir şart olarak göstermekte ısrar etmesi üzerine, hükümeti kuramayacağını (kendisine yasal olarak verilen sürenin dolmasıyla) İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’e bildirmiş durumda. ABD Başkanı Trump’ın Netanyahu’yu desteklemek ve Lieberman’ı koalisyona girmeye teşvik amacıyla attığı “twitin” de işe yaramadığı görülüyor.

Mevcut şartlarda İsrail Cumhurbaşkanı Rivlin’in hükümeti oluşturma görevini Knesset içindeki 2. büyük Parti olan Mavi ve Beyaz’ın başkanı Benny Gantz’a vermesi gerekiyordu. Ancak, Netanyahu yaptığı siyasi manevra ile bunu engelledi ve Knesset’te erken seçim kararı alarak, kendisini feshetmesini sağladı. Böylece yeni hükümeti kurma görevinin ve Başbakanlığın Gantz’a geçmesini de önlemiş oldu.

Şimdi İsrail bu sene içinde (muhtemelen 17 Eylül tarihinde) yeni bir seçime gidiyor. Bu seçimin sonuçlarının farklı olup olmayacağı, Netanyahu’nun Başbakanlığını devam ettirip ettiremeyeceği, İsrail’in Benny Gantz ile yeni bir başlangıç yapıp yapamayacağı önümüzdeki günlerde yoğunlukla konuşulacak.

İsrail bölgede önemli rol oynayan bir ülke, bölgesel bir güç. İsrail’i kimin yöneteceği İsrail halkı kadar bölge için de önem taşıyor. Benny Gantz’ın Başbakan olmasının Türkiye-İsrail ilişkileri bakımından da olumlu bazı sonuçlar doğuracağını düşünmek mümkün.

ABD’nin Filistin sorununu çözmek için hazırladığı planı Haziran ayı içinde açıklamaya hazırlandığı bir süreden beri biliniyordu. ABD bu çözüm planına “Asrın Çözümü” adını vermiş durumda. Geçenlerde Planın ana hatları Başbakan Netanyahu’ya yakın bir İsrail gazetesi tarafından esasen açıklandı. Gazete haberine Vaşington’dan bir yalanlama gelmemesi nedeniyle haberin doğru olduğu düşünülüyor.

ABD Başkanı Trump ile Başbakan Netanyahu’nun “aralarının” çok iyi olduğu sıklıkla üzerinde durulan bir husus. Trump Yönetimi Orta Doğu’yla ilgili kararlarını Başbakan Netanyahu’nun savunduğu görüşler doğrultusunda alıyor. Başkan Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner’in Trump-Netanyahu ikilisi arasındaki “bağı” kurduğu ifade ediliyor.

Başbakan Netanyahu’nun son Vaşington ziyareti sırasında Trump’a yönelttiği “methiyeler” hala hatırlanıyor. 9 Nisan seçim sürecinde de Başkan Trump’ın Netanyahu’yu “destekleyebilmek” için elinden geleni yaptığı biliniyor. 17 Eylül seçim sürecinde de durumun aynı olması, Başkan Trump’ın Netanyahu’yu desteklemeye devam etmesi bekleniyor. Trump Yönetimi İsrail’de Netanyahu’nun iktidarda kalmasını istiyor.

Trump Yönetimi’nin Filistin sorunu konusunda şimdiye kadar aldığı tüm kararlar Başbakan Netanyahu’yu destekler yönde. İsrail’in yeni bir seçime gitme kararı almasından sonra Bahreyn Konferansının planlandığı şekilde Haziran ayı sonunda yapılıp yapılmayacağı da büyük ihtimalle bu Konferansın Başbakan Netanyahu’nun seçim kampanyasına ne ölçüde katkı sağlayacağı hususunda yapılacak değerlendirmeye bağlı olacak.

Basında yer alan bilgilere göre Trump Yönetimi Bahreyn Konferansı’nda Filistin Çözüm Planı’nın bölgesel ekonomik işbirliği boyutunu açıklayacak ve plana bölgesel ve küresel destek sağlamaya çalışacak. Ancak, basında Rusya ve Çin’in şimdiden Bahreyn Konferansı’na katılmama kararı aldıkları bilgisi de yer alıyor. Moskova ve Pekin’in, İsrail’le kurudukları “yakın” ilişkilere rağmen Filistin sorununun çözümünde Filistin pozisyonuna daha yakın oldukları biliniyor.

Filistinliler ise Trump Yönetimi’nin hazırladığı “Çözüm Planı’nı” kabul etmeyeceklerini şimdiden açıklamış bulunuyorlar. Filistinliler, Trump

Yönetimi’nin şimdiye kadar arka arkaya aldığı kararlarla Başbakan Netanyahu’ya olan “açık” desteğini ortaya koyduğunu, Trump Yönetimi’nin “dürüst arabulucu” niteliğini kaybettiğini, bu durumda Trump Yönetimi ile çözüm konusunda diyaloga girmeyeceklerini zaten açıkladılar. Bu çerçevede Filistin Yönetimi’nin de Bahreyn Konferansı’na katılmayacağı tahmin ediliyor.

Her ne kadar Trump Yönetimi “Asrın Çözüm Planı’nı” hazırlarken Filistinlilerle görüşmedi ise de, Vaşington’un bu konuda bazı Arap ülkeleriyle yakın bir teması ve diyalogu var. Başkan Trump adına Planı hazırlayan Jared Kushner’in sıklıkla bölgeye geldiği ve bölge ülkelerinde temaslar yürüttüğü biliniyor. Bu temasların ana konusunun “Çözüm Planı” olduğu açık.

Jared Kushner son olarak geçen hafta yine bölgedeydi; Fas, Ürdün ve İsrail’de temaslar gerçekleştirdi. Kushner’in Fas ve Ürdün’de Planına destek aradığı basına da yansıdı. Ürdün Kralı’nın, Planın “2 Devletli Çözümü” gerçekleştirmesi gerektiğini, kurulacak yeni Filistin Devleti’nin başkentinin (fiilen) Doğu Kudüs olması beklentisinin bulunduğunu Kushner’e hatırlattığı basın haberleri içinde yer aldı.

Jared Kushner’in Çözüm Planının Filistinliler (hem Filistin Yönetimi hem de Hamas) tarafından kabul edilmesi için bölge ülkelerine güvendiği ortaya çıkıyor. Vaşington’un (terör örgütü olarak kabul ettiği) Hamas’la görünür bir diyaloğu ve teması yok. Vaşington-Filistin Yönetimi (FKÖ) ilişkileri de (Trump Yönetimi’nin aldığı kararlar sebebiyle) çok zor bir dönemden geçiyor. Bu nedenle “Çözüm Planını” kabul etmeleri yönünde hem FKÖ hem de Hamas’a başka ülkelerce baskı yapılması gerekiyor.

Jared Kushner’in, Başbakan Netanyahu yanında, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Salman ve Birleşik Arap Emirlikleri yöneticileriyle de “arası” çok iyi. Basında yer alan haberler Kushner’in Prens Salman’ın Vaşington’daki en güçlü destekçisi olduğuna işaret ediyor. Kusher’in “Asrın Çözümünü” Filistinlilere kabul ettirebilmek için en başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’a rol vermek istediği anlaşılıyor.

Bahreyn Konferansı Haziran ayı sonunda yapılsa da, İsrail’deki yeni seçimler sebebiyle, Trump Yönetimi’nin Filistin sorunuyla ilgili aklındaki çözümü “resmen” açıklamasının daha da gecikmesi güçlü bir ihtimal olarak ortaya çıkmaktadır. Trump Yönetimi’nin “Çözüm Planını” 2 seneyi aşkın bir süreden beri hazırladığı bilinmekte, Trump Yönetiminin bu planı ve “İran karşıtlığını” Orta Doğu politikasının odak noktasına yerleştirdiği izlenmektedir.

Trump Yönetimi’nin bu plandan ve Filistin sorunun çözümünden sonra bölgede İsrail ile Arap Ülkelerini birbirlerine daha da “yaklaştırıcı”, İran ve (Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’deki) “bölgesel müttefiklerini” daha da izole etmeyi amaçlayan yeni politikaları ve planları hayata geçirmek için harekete geçmeyi düşündüğü görülüyor. Orta Doğu’da İsrail ve Batı yanlısı Arap ülkelerini bir araya getirecek (NATO benzeri) bir bölgesel ittifak fikri bu planların bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır.

9 Nisan seçimine çok sayıda parti katılmış, bunlardan bazıları %2.75 oranındaki “seçim barajını” geçemeyerek, Knesset’e girememiştir. Bu partilerden bazılarının bu kez seçime girmemesi ve Knesset’deki partilerle işbirliğine gitmeleri Eylül seçim sonuçlarını ciddi bir şekilde etkileyebilecek bir durum olacaktır. İsrail siyasi hayatı son derece “değişken” bir görünüm arz etmektedir. Eylül ayındaki seçime kadar yeni bir partinin kurulması veya mevcut partilerin “blok” oluşturacak seçim “ittifaklarına” girmelerinin de seçim sonuçlarını etkileyeceğine işaret edilmektedir.

Geçen hafta Kudüs Günü’ydü. Kudüs Günü Ramazan ayının son Cuma günü Filistin Sorununa dikkat çekmek amacıyla düzenleniyor. Bu sene Kudüs Günü nedeniyle en dikkat çekici törenler İran’da yapıldı. Aralarında Cumhurbaşkanı Ruhani’nin de bulunduğu İranlı yetkililerin Arap ülkelerindeki yönetimleri Filistin sorununu “unutmak” ve “İsrail’le işbirliği” yapmakla suçlamaları dikkat çekiciydi. Suudi Arabistan ise Mekke’de Körfez Arap ülkelerini, Arap Ligi üyelerini ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkeleri İran’a karşı cephe almak amacıyla bir araya getirdi, 3 ayrı toplantı düzenledi. Hem Riyad hem de Tahran kendisinin “haklı” olduğuna o kadar inanmış ki, İslam Dünyasının içinde bulunduğu bölünmüşlüğün yarattığı sonuçları algılamaktan çok uzak görünüyorlar.

Bütün okuyucularımın Bayramını en iyi dileklerimle kutlarım.

X