"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

2018 yılında Türk dış politikası (1)

2018 Türk dış politikası açısından yoğun geçen bir yıl oldu. Komşu ülkelerde meydana gelen gelişmeler doğal olarak Türk dış politikasının gündeminde en ön sıradaydı. Türkiye, Suriye’de 2. askeri operasyonunu yapmak zorunda kaldı; Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları Türkiye’nin Suriye sınırının hemen tamamının, Fırat Nehri’nin batısındaki Suriye topraklarının PYD/YPG kontrolü altına girmesini önledi.

Türkiye esasen 2017 yılı ortalarında gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı Operasyonu ile Azez-Cerablus-Bab üçgeni içinde kalan 2 bin km2 kadarlık bir toprağın DEAŞ’tan alınarak Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) kontrolüne geçmesini sağlamış, böylece Türkiye sınırının hemen güneyinde PYD/YPG’nın kontrolünün Fırat’ın hemen batısında genişletmesi önlenmişti.

2018 Yılında Türkiye, Afrin bölgesini de PYD/YPG’nin kontrolünden çıkartarak, ÖSO’nun bu bölgede de hakimiyetini sağladı; böylece PYD/YPG’nin Suriye’de Irak’tan Akdeniz’e kadar uzanan bir bölgede kontrol sağlaması yönünde olabilecek planları tamamen boşa çıkartıldı. Afrin’deki Zeytin Dalı operasyonuyla (Münbiç dışında) PYD/YPG’nin Fırat’ın batısında kontrol ettiği topraklardaki kontrolünü kaybetmesi, Fırat’tan Türkiye’nin Hatay iline kadar Türkiye-Suriye sınırının hemen güneyindeki toprakların ÖSO kontrolüne girmesi sağlanmış oldu.

Suriye sorunu 2018 yılı boyunca Türkiye-ABD ilişkilerini olumsuz şekilde etkilemeye devam etti. Vaşington’un PYD/YPG ile giriştiği işbirliği Ankara’da giderek artan bir tepkiye neden oldu. ABD’li bazı yetkililerin Vaşington’un PYD/YPG ile Suriye’de olan ortaklığını “geçici ve taktiksel” olarak nitelendirmesi Ankara’da fazla bir yankı bulmadı. Vaşington’un PYD/YPG ile büyüyen ortaklığı ile Suriye’deki askeri varlığını DEAŞ’la mücadele ve İran’ın bölgedeki etkisinin azaltılması gerekçesiyle açıklaması da Ankara’da artan kuşkuları ortadan kaldırmadı.

Türkiye’den bakıldığında ABD-PYD/YPG ortaklığı giderek Suriye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan ve Türkiye’nin hemen güneyinde Suriye (ve Irak topraklarının) bir bölümünde PKK kontrolünde bir Kürt devleti kurulması yönünde gelişen bir şekil almaktaydı. 2018 yılı son aylarında Türkiye’nin bu kez PYD/YPG kontrolündeki Doğu Suriye’de askeri bir operasyon yapma kararlılığının ortaya çıkması, Ankara-Vaşington hattında ilişkilerin daha da gerginleşebileceği yönündeki endişeleri arttırdı.

Türkiye açısından ABD ile Münbiç’te bir anlaşmaya varılması önemliydi ve Ankara Münbiç yol haritasının PYD/YPG kontrolündeki Doğu Suriye’de de uygulanmasını istiyordu. Ancak Münbiç anlaşmasının uygulanmasındaki gecikmeler Ankara’daki tepkiyi daha da büyüttü. Vaşington’un Münbiç yol haritasını Doğu Suriye’ye yayma konusunda harekete geçmeyeceği de daha açık bir şekilde ortaya çıktı. Türkiye’nin Doğu Suriye’de (PYD/YPG’ye karşı) askeri bir operasyon hazırlıkları üzerine ABD’den gelen bazı adımlar Ankara tarafından ABD’nin PYD/YPG’nin (Türkiye’ye karşı) koruyuculuğuna soyunması olarak nitelendirildi.

ABD’nin Türkiye-Suriye sınırında (YPG ile birlikte) gözlem noktaları kuracağını açıklaması ve ABD Genel Kurmay Başkanının Doğu Suriye’de 35 ila 40 bin kişilik bir ordu kurulması fikrini tekrar ortaya atmasından çok kısa bir süre sonra Beyaz Saray’dan gelen Suriye’den çekilme kararı sadece Dünya’yı değil Vaşington’daki bir çok ABD’li yetkiliyi de “şaşkınlık” içinde bıraktı. Başkan Trump’ın Suriye’den çekilmeyi uzun bir süreden beri savunduğunun bilinmesine rağmen, Beyaz Saray’dan gelen çekilme kararı “sürpriz” olarak nitelendirildi. Başkan Trump ile aynı fikirde olmayan ve kendisine danışılmamasından tedirgin olduğu anlaşılan Savunma Bakanı James Mattis görevinden istifa etti. Mattis’in ilk önce Şubat ayı sonunda görevini bırakacağı açıklanmışken, daha sonra istifanın hemen (Aralık ayı sonunda) yürürlüğe gireceği açıklandı.

ABD’nin Suriye’den çekilme kararı Türkiye-ABD ilişkilerinde ciddi bir sorunu ortadan kaldırmış gibi görünmektedir. Başkan Trump’ın çekilme kararını Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesinde aldığı yönündeki açıklama ve haberler ilgi çekicidir. Türkiye ile ABD’nin Suriye’de (sorunun başında olduğu gibi) tekrar işbirliği yapma imkanlarının ortaya çıktığı üzerinde durulmaktadır. Türkiye’den gelen Doğu Suriye’deki mücadelenin tüm terör örgütlerini (PYD/YPG yanında DEAŞ’ı da) kapsayacağı yönündeki açıklamalar dikkat çekmektedir.

ABD’nin çekilme kararı öte yandan Suriye’de yeni bir durumu ortaya çıkartmaktadır. ABD’nin çekilmesinden sonra şu anda PYD/YPG’nin kontrol ettiği (Doğu ve Kuzey Suriye’deki) toprakların kimin eline geçeceği (Suriye’nin geleceği açısından) önemlidir. Rusya’dan gelen Doğu Suriye’nin Şam rejiminin eline geçmesi gerektiği yönündeki ilk açıklamaların Ankara için rahatlatıcı olmadığı açıktır. ABD’nin Suriye’den çekilmesinin mutlaka düzenli şekilde yapılması ve Türkiye ile koordineli bir şekilde aşamalı gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Şam rejimi ile Suriye muhalefeti arasında, zaten Şam rejimi lehine dönen, dengenin daha da fazla bozulmaması Suriye’de yeni bir Anayasa hazırlanması çalışmalarının son aşamasına girildiği bir dönemde hayati önem taşımaktadır. Ülkenin büyük bölümünü kontrol eden ve petrol kaynaklarını ele geçiren Şam rejiminin Suriye’de daha özgürlükçü, daha demokratik ve daha çoğulcu bir Anayasa’ya evet demesi ihtimali giderek daha da azalacaktır. Anayasa Komitesi kurulsa bile Suriye’de yeni bir Anayasa yapma çalışmalarının ne kadar zor geçeceği doğal olarak ortadadır. Suriye politikaları geçmişte hatalarla dolu olan Vaşington’un bu aşamada hatalarına daha fazla devam etmemesi Suriye’nin geleceği açısından önem taşımaktadır.

Doğu Suriye’deki gelişmelerin tüm Suriye için önemini iyi değerlendiren Ankara Rusya’ya üst düzey bir heyet göndermiştir. Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, MİT Müsteşarı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün de içinde yer aldığı bu heyetin Cumartesi günü Moskova’da yaptığı temasların olumlu geçtiği ve Türkiye ile Rusya’nın Doğu Suriye konusunda koordinasyon içinde olma kararı aldıkları anlaşılmaktadır. Moskova’nın Şam rejimini Doğu Suriye’de yeni “maceralara” girmeme konusunda ikna etmesi gerekmektedir.

Yeni yılın ikinci haftası içinde Beyaz Saray Milli Güvenlik Başdanışmanı John Bolton başkanlığında bir ABD heyetinin Suriye konusunu ele almak üzere Ankara’ya geleceği, Türkiye ile ABD arasındaki işbirliği ve koordinasyonun arttırılmasına çalışılacağı anlaşılmaktadır. Vaşington, DEAŞ’ın Suriye’den tamamen temizlenmesi yanında, eğer daha demokratik ve çoğulcu bir Suriye görmek istiyorsa, şimdi ılımlı muhalefeti destekler yönde hareket etmesi, Doğu Suriye’deki yeni dengelerin de o yönde oluşması için bölgeden çekilmesini Ankara ile eşgüdümle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Suriye’nin 2019 yılında Türk dış politikası için büyük önem taşımaya devam edeceği ortadadır. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğüne verdiği önemi zaten birçok kez açıklamıştır. Ancak Suriye’ye barışın yeni bir Anayasa ve ülkenin yönetiminde yapılacak gerçek reformlarla gelebileceği de açıktır. Esasen Şam rejimi 2011 yılında bu reformları gerçekleştirebilseydi, Suriye’nin 7 senedir süren uzun ve ülke için büyük bir yıkıma neden olan iç savaşa sürüklenmemiş olacağına inananlar çoğunluktadır.

Şimdi önemli olan husus 7 yıl süren yıkıcı bir iç savaştan sonra nihayet daha demokratik ve çoğulcu, birleştirici, halkın yönetimine katılmasını sağlayan, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini koruyan bir Suriye’nin ortaya çıkartılması ve kurulmasıdır. Suriye’yi ve halkını, siyasi reformları içeren yeni bir Anayasa ile, tekrar birleştirmek ve ülkenin yönetilebilir olmasını sağlamak;  göçmenlerin ülkelerine geri dönebilmeleri ve ülkenin yeniden inşası için gerekli şartları sağlayacak gerekli siyasi yapının ortaya çıkartılması gerekmektedir.

2018 Yılında Türk dış politikasında önemli bir gelişme Türkiye-Rusya ilişkilerindeki düzelmenin devamıydı. 2018 Yılı içinde Türkiye-Rusya ilişkilerindeki hızlı düzelme devam etti ve 2015 öncesi seviyesine ulaştı. Hatay’da Suriye sınırında bir Rus savaş uçağının düşürülmesi olayından sonra hızla bozulan Türkiye-Rusya ilişkilerinin yine hızlı bir şekilde düzelmesinde Ankara ve Moskova’nın ortaya koyduğu siyasi irade önemli bir rol oynadı.

Türkiye ve Rusya ekonomilerinin birbirini tamamlamasının, ikili ekonomik ilişkilerin iki ülke için de önemli olmasının bu hızlı düzelmede en önemli rolü oynadığı muhakkaktır. İki ülke arasında enerji alanındaki işbirliği önemini giderek arttırmaktadır. Türk Akım doğal gaz boru hattının 2019 yılı içinde tamamlanması ve bu hat üzerinden doğal gaz akımının başlaması beklenmektedir.2019 Yılı içinde S-400 hava savunma sisteminin Türkiye’ye teslimi de planlanmaktadır. ABD’nin Türkiye’ye Patriot hava savunma sistemi satmak için harekete geçmesi ve Vaşington’un Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füzeleri almasına karşı çıkması karşısında konunun 2019’da Türkiye’nin dış politika gündeminde olacağı açıktır.

Rusya Devlet Başkanı Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği yılbaşı tebriğinde Rusya ile Türkiye’nin Avrasya’nın güvenliğini birlikte güçlendirmekte olduğuna değinmiştir. Rusya ile Türkiye’nin Suriye’deki işbirliği bunun iyi bir örneği olmaktadır. Suriye’de birleştirici, halkın yönetime katılımına izin veren siyasi ve ekonomik gerçek reformlar yapılması sağlanarak, Suriye sorununa siyasi bir çözüm bulunması zamanı gelmiştir. Suriye’de barışın Avrasya’nın güvenliğine ve istikrarına büyük bir katkı sağlayacağı açıktır.    

Türkiye için Yunanistan’la ilişkiler ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler 2018 yılında artan bir önem göstermiştir. Kıbrıs’ta birleşmeyle çözüm yönünde bir ilerleme ve atılım sağlanması beklentileri giderek azalmaktadır. Bugün de Rum tarafının Kıbrıs Türklerini eşit bir ortak ve Kıbrıs Devletini Rumlarla Türklerin tam eşitliği üzerine kurulacak bir yapı olarak görmeye başladıkları yönünde bir işaret bulunmamaktadır. Kıbrıs Rumları Kıbrıs Türklerini gerçek eşit bir ortak olarak tanımadan Kıbrıs sorununu Ada’da birleşme ile çözmek imkanı bulunmamaktadır.

Esasen Kıbrıs sorununun tüm siyasi geçmişi Kıbrıs Rumlarının Kıbrıs Türklerini zaman içinde yok edecekleri bir azınlık durumuna düşürme çabası olarak ortaya çıkmaktadır. 1960’da Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında dengeli eşitlik üzerine kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti de Kıbrıslı Rumların bu eşitliği ortadan kaldırma ve Kıbrıslı Türkleri zaman içinde eritecekleri bir azınlık durumuna düşürme yönünde harekete geçmeleri üzerine (3 yıl içinde) yıkılmıştır. Aradan geçen bunca zamana ve Ada’da ortaya çıkan bütün gerçeklere rağmen Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere bakışında ve temel düşüncelerinde bir farklılık olduğu yönünde hiçbir işaret görülmemektedir.

Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin Kıbrıs konusunda artık farklı yaklaşımlar aramaları gerekliliğinin ortaya çıkmakta olduğu bir dönemde Doğu Akdeniz farklı bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Doğu Akdeniz’de deniz tabanında olduğu anlaşılan doğal gaz yatakları Türkiye’yi bölgede, şimdi farklı bir Yunanistan-Kıbrıs Rum Yönetimi “oyunuyla” karşı karşıya bırakmıştır.

Türkiye’yi Ege Denizi’nde kendi karasuları içinde hapsetmeyi planlayan zihniyetin şimdi Akdeniz’de aynı düşünceyi uygulama peşinde olduğu izlenmektedir. Ankara Ege Denizi’nde olduğu gibi şimdi Akdeniz’de haklarından vazgeçmeyeceğini çok açık şekilde ortaya koymuş, 2018 yılında atılan adımlar Doğu Akdeniz’in Türkiye için önemini hem bölge ülkelerine hem de Dünya’ya göstermeyi amaçlamıştır. Ankara, 2019 Yılında Doğu Akdeniz’de 2 sismik araştırma ve 2 sondaj gemisiyle faaliyet göstereceğini ve haklarını arayacağını açık bir şekilde ortaya koymuştur. Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Ada’daki Kıbrıs Türk haklarını görmezlikten gelen girişimlerine devam etmesi ihtimali girdiğimiz yılda Doğu Akdeniz’i Türk dış politikasında hassas bölgelerden biri haline getirmektedir.

Bütün okuyucularımın yeni yılını en iyi dileklerimle kutlar, 2019’un ülkemiz ve tüm Dünya için güzelliklere vesile olmasını dilerim.                  

X