Meğer baba kaybetmenin yaşı yokmuş

Yaş ilerledikçe, dostlardan ‘babamızı kaybettik’ haberlerini aldıkça aklıma takılırdı, ‘acaba bir gün ben de babamı kaybedersem ne yaparım, ne hissederim?’ diye. Ama kondurmazdım; ‘daha babam genç’ derdim, ‘ufak tefek rahatsızları var ama turp gibi maşallah’ derdim, ‘daha torunlarının büyüdüğünü görecek’ derdim.

Haberin Devamı

Geçen hafta tam da bugün babamı, Kazım Doğan’ı, kaybettim; hem de aniden. Öyle ki, vefatından üç gün önce uzun uzun sohbet ettik. “Yazlığa gitmeden önce seni bir doktora götürelim, genel bir baksınlar, aklımız kalmasın’ dedim. Sessiz, sakindi ama zor adamdı, babam; doktordan, hastaneden hiç hoşlanmazdı. Yine de kabul etti. O sohbetin ertesi sabah, rahatsızlandı, acile kaldırdık. Septik şoka girdi. Üç gün sonra da moda deyimle çoklu organ yetmezliğinden vefat etti.

Çok kısa, O’ndan bahsedeyim, size. Keşke, sağlığında yazma fırsatım olsaydı. Düşündükçe o kadar çok keşkeler geliyor ki aklıma. Afyon Emirdağ’lıydı. 1939 doğumluydu. Üniversite yıllarında annemle tanışıp, evlenince, evi geçindirmek için yüksekokul eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmış. Uzun yıllar memur olarak çalıştı ve Türk Hava Yolları’ndan emekli oldu. Memur maaşı ile beni ve kardeşimi büyüttü, okuttu. O yıllar memur maaşı ile iki çocuk okutmanın ne anlama geldiğini bilenler bilir. Aslında o kadar çok şey var ki, babam hakkında söylenecek, ama kelimeler kifayetsiz kalıyor. İlk defa yazmakta zorlanıyorum desem yeridir.

Haberin Devamı

Üzerinden bir hafta geçti. Meğer söylenenler ne kadar doğruymuş; baba kaybetmenin yaşı yokmuş. Vefatının ertesi günü eşim, ‘işte şimdi yaşlandın’ dedi. Meğer bu da doğruymuş, şimdi yaşlandığımı hissettim.

Mekânın cennet olsun baba.

 

Yazarın Tüm Yazıları