"Nilgün Tekfidan Gümüş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nilgün Tekfidan Gümüş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nilgün Tekfidan Gümüş

Nakil operasyonu

ŞAH Fırat operasyonu Türkiye tarihine geçecek bir hadisedir.

Çünkü hem Türkiye’nin Suriye politikasının geldiği noktayı değerlendirmek hem de bölgedeki kontrolsüz ortamın oluşturduğu tehdidi görmek açısından da önemlidir.
Ata yadigârı olmasının dışında Şah Süleyman Türbesi’nin önemi neydi? Türkiye’nin sınırları dışında kalan vatan toprağı sayılan tek bölge olmasıydı. Bu bölge 1921’de Fransa ile yapılan daha sonra 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile kontrol altına alınmıştı.
Caber Kalesi’ndeki türbenin yeri 1939 ve 1975 yıllarında iki kez değişmişti. İkinci değişiklik Fırat Nehri üzerindeki Tabka Barajı için su tutulmaya başlamasıyla birlikte çıkmıştı. Anıt mezar ‘Esed Gölü’nün suları altında kalabilirdi.
Bu tehdit yüzünden Şam rejimiyle koordineli bir halde anıt, Türkiye sınırından 37 km uzaklıktaki Münbiç İlçesi’nin Karakozak köyünde bulunan yerine taşınmıştı. Nehre uzanan bir yarımada üzerinde inşa edilen anıt 2000’lerin başında bu kez Teşrin barajı için tutulacak suların altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Suriye iki yer göstermiş, ama beğenilmemişti. Sonuçta yine Şam ile müzakereler sonucunda Süleyman Şah Saygı karakolu aynı yerinde ihaleye açılarak güçlendirildi.

*

TBMM’nin 16.10.2003 tarihli kanun tutanağında Süleyman Şah anıtının baraj sularından korunması için nasıl diplomatik pazarlıklar yapıldığı, nasıl her bir unsurun ayrı ayrı düşünüldüğü görülüyor.
Buna göre türbenin bahçe duvarları dışında yapılması gereken çepeçevre çalışma platformu ile türbeden itibaren Halep-Haseki anayoluna kadar bağlantı yolunun Suriye tarafınca inşa edilmesi; türbenin bahçe duvarları altındaki fore kazıkların inşaatı ile türbe arazisi içinde gereken her türlü inşaat, tahkimat, düzenleme ve tamiratın Türkiye tarafından yapılması öngörüldü. Temel ve duvarlar özel fore kazıklarla güçlendirilecek, sınırların değişmesini engellemek için özel nirengi noktaları belirlenecek, koordinatlar hesaplanacaktı...
Bir de Türkiye’nin taban alanı 260 m2’yi geçmeyecek tek katlı bir karakol inşa etmesinde uzlaşmaya varıldı. Ayrıca iki de bayrak direği dikildi. Ve anlaşmalar uyarınca türbe güçlendirildi, Türkiye’den özel olarak ağaçlar ve çim götürüldü. Hatta karakolun Fırat sularını kirletmemesi için biyolojik arıtma sistemi bile planlandı.

*

SURİYE Devlet Başkanı Beşar Esad ile ilişkiler iyi, Arap baharından henüz emare yoktu. Sonrası yanlış hesaplar, yanlış kararlar v.s.
Mart 2011’te Deraa’da gösteri yapan bir grup gence Esad rejiminin sert müdahalesi, uzlaşma yerine sertlik tercihi, komşu ülkelerin de devreye girmesiyle ülkede kan gövdeyi götürdü. İran ve Hizbullah ile Rusya’nın Esad iktidarını desteklemesi, buna karşılık Sünni eksenini oluşturan ülkelerin de muhaliflere arka çıkmasıyla yüzbinler öldü. Can kaybı çoktan 200 bini geçti. Artık kaç kişinin öldüğünü sayan bile yok.
Ülke fiilen bölünmüş durumda. Bir yanda Suriyeli Kürtlerin tuttuğu kantonlar, bir yanda terör örgütü IŞİD’in Irak’taki topraklarıyla birlikte kontrol ettiği alanlar, diğer tarafta rejim kontrolündeki bölümler, arada da muhaliflerin kurtarılmış bölgeleri.

*

TÜRKİYE’nin en uzun kara sınırı diye bildiğimiz Suriye ile sınırının öte yanında büyük ölçüde terör örgütü IŞİD hakimiyeti var artık. IŞİD geçen haziran ayında Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’u ele geçirdiğinde ilk faaliyetlerinden biri bölgenin tanınmış sanatçı, düşünürlerine dair heykelleri yıkmak olmuştu. Balyozla kutsal kabul edilen kişilerin türbelerine girip tahrip etmişlerdi. Bunlar arasında Hz. Şit ve Hz.Yunus peygamberlerin kabirleri de olduğu iddia edilmişti. Çünkü terör örgütü türbeleri putlaşma sayıyordu.

*

DOLAYISIYLA Süleyman Şah Türbesi’nin akibeti de bunlar gibi olabilirdi. Türbenin bulunduğu Karakozak bölgesindeki yarımadanın neredeyse büyük bir kısmı IŞİD tarafından çevrilmişti. Birkaç km kuzeydoğusu ise Türkiye’nin terörist saydığı YPG’nin kontrolündeydi.
Türk askerlerinin rehin alınması, manevi emanet sayılan türbenin saldırıya uğraması söz konusu olabilirdi. Anlaşılan Türkiye, yakın zamanda Suriye’de bir statüko değişimi öngörmediğinden ve tehdidin uzun süreli olacağını hesapladığından türbeyi taşımayı, askerleri de sınıra daha yakın bir bölgeye geri çekmeye karar verdi.
Türkiye’nin Şam rejimiyle uzun pazarlıklar sonucunda onardığı, tahkim ettiği türbe ve karakolu IŞİD’in eline geçmesin diye kendi bombalarıyla tahrip etmesi bazı çevreler tarafından başarı olarak lanse edilebilir.
Türk askerinin terör örgütü sayılan PKK’ya yakın YPG desteğinde Karakozak’tan çekilmesi, bunun yerine PYD’nin kontrolündeki Eşme köyünde arazi çevirip bayrak dikmesi gurur tablosu olarak sunulabilir. Diyelim ki, bir şehitle de olsa askeri açıdan böyledir. Ancak siyasi ve stratejik açıklaması o kadar da kolay değildir.

X