Yalnızlığı korumaya dair

Kadın olun, erkek olun, evli olun, bekar olun, genç olun, yaşlı olun fark etmez.

Haberin Devamı

Herkesin yalnız kendisiyle olduğu bir zamana ihtiyacı var.

Sadece Yasemin. Sadece Gökhan. Bir tek Ebru. Bir tek Emre. Her gün bir saat olur, bir hafta sonu olur, haftada bir gün olur. Tek ben.

Benim benimle zamanım. İster yürürüm, ister uyurum. İster gezerim, kendime bir şey ısmarlarım. İster okurum, ister dururum. Anlatmayacağım.

Anlatamayacağım da zaten. Bir tek kendim bileceğim.

Bir deli gibi gerekirse sesli halde, kendimle konuşacağım.

“Nasılsın ya Taner” diyeceğim, “Çilek ister misin” diyeceğim. “Aklında ne var senin güzelim” diyeceğim.

Başkasının kamerasına oynamayacağım, rol kesmeyeceğim. Bütün kendiliğimi gözler önüne sereceğim. 

O sırada kendimden bir şeyler çıkarmaya, oymaya kakmaya da çalışmayacağım.

Dönüşte sürprizim olmayacak. Belki dudağımın yanında saklamaya çalıştığım bir tebessüm olabilir.

Haberin Devamı

Onu da ısrar ederlerse büyütüp, kocaman güleceğim o kadar. Benim esrarengiz kendi zamanım hakkında, ben bile düşünmeyeceğim yani. Çünkü bazen ben de benim hakkımda ileri geri konuşuyorum ve bu hiç hoşuma gitmiyor. Kısacası, gelin yapalım şunu.

Bu yaz iki çocuklu bir arkadaşım harika bir kombinasyondan bahsetti.

Dedi ki, Emel’le benim iki çocuğumuz var. Bu durumda benim tek başıma, Emel’in tek başına, benim sadece kızımla, benim sadece oğlumla, Emel’in sadece kızıyla, Emel’in sadece oğluyla ve ayrıca bizim Emel’le baş başa zamana ihtiyacımız var.

Dediği çok güzel, keşke hepimiz yapabilsek.

Bakın bu hesap kitap işi, organizasyon işi. Bunu hayata bırakamazsınız.

Hayata bırakırsanız, genellikle hep beraber, değilken de koşturmacalar içinde geçiverir zaman.

Hayat inceliklere, teneffüslere yer bırakmıyor.

Onları biz açıyoruz, biz ‘bir dakika’ diyoruz akışa. Bu kaba saba savrulma içinde, mücevher gibi vakit işlememiz lazım. İlk başta kendimize, sonra da birbirimize.

Size de oluyordur.

Akşam eve geliyorsun. Yemek, sosyal medya, ödev, çocuk, TV, WhatsApp, YouTube derken, saat hemencecik 11 oluvermiyor mu? Ve sonra da zaten uyku bastırıyor.

Bazen sen uykuna bastırıyorsun ve biraz daha geç yatıp, ‘asıl’ zaman ayırmak istediğin şeye odaklanmaya çalışıyorsun.

Haberin Devamı

Gecenin geç vakitleri sihirlidir uykusu gelmeyene.

Herkes çekilince, sesler kesilir. Müzik açarsın, kitap okursun, şarkı yazarsın, bir şeyi tartarsın...

Karışanın olmaz gece. Bir baykuş izler seni uzaktan, sessizlikte ne yaptığına bakar.

Sonra boynunu çevirir, asla da dedikodunu yapmaz.

Baykuşlar ketumdur, bunu ruhu kanatlılar bilir.

Bu hafta kendinizi bir yemeğe çıkartın, ama öyle ağzınıza bir şey tıkıştırarak değil. Kendinize bir kitap alın, ama uzun uzun gezdikten sonra, gerçekten istediğinize emin olduğunuz bir tane.

Vakit açın, bu vakit benim diye ilan edin, girmeye çalışanı engelleyin ve gidin.

Kaçırın kendinizi pencerelerden.

Bu yaz ikimiz de kendimize ‘kendi’ zamanı açtık.

Haberin Devamı

Tek başımızı alıp gittik. Ve bu iki seferde de gördüğüm şey beni çok şaşırttı.

Ben de o da, birbirimiz ya da başkaları yokken, kendimizin başka halleriyle flört ediyoruz. İnsan yalnızken, yanındakiyle yaşamadığı ihtimallerine cesaret ediyor!

Başka bir ben mümkün diyorsun. Bir de o tarafa döneyim, bunu deneyeyim diyorsun. İkimiz de tek başımızayken, birbirimizden beklemediğimiz ve beraberken yapmadığımız şeyler yaptık.

Biraz başkalaşıp döndük. Sınır genişlettik.

Gözlemden çıkmak insanı özgürleştiriyor.

Hayat hep gözlem altında çünkü. Patronun, sevgilin annen sana bakıp duruyor.

Sen de onların gözünden kendine çekidüzen verip duruyorsun bir nevi. Ama göz yoksa, denemeler başlıyor.

Haberin Devamı

İşte orada nefes var. Hayat var. Can var. Özgürlük var. Yenilik var.

Değişim var. Tazelenip dönüyorsun yalnızlıklardan.

Deneyin görün.

Ve eğer canınız o sırada müzik çekerse, 22 Eylül’de Zorlu’ya gelin, size şarkı söyleyeyim biraz.

 

Yazarın Tüm Yazıları