"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Ve her şey cep arası sandöviç oldu

N’oldu?

Onunla çok güzel vakitler hesaplamıştım. Konuları lahana yaprakları gibi açacaktım. Diyecektim “Seninle beni seviyorum”. Gözlerinin içine bakacak, ellerini avuçlarımda ısıtacaktım. Belki uzun bir yürüyüşe de çıkardık kim bilir. Ah, ona mutlaka dinletmem gereken bir şarkı da vardı!
Çok şey vardı yapılacak. Nasıl sığardı zamana bilmiyorum. Aşk zamana sığmıyor. Başka bir bilinmeze taşıyor. O bilinmez ömür boyu sürüyor sonra. İşte bu yüzden “Aşklar bitmez, terk edilir” demiştim.
Neyse dağılmayalım. Ona diyeceklerimi diyecek, onun gözlerini kaydedecektim. Buluştuğumuzda bu dediklerim olur gibi oldu. Ama olmadı. İkimiz de cep telefonlarımızda bir şeylere bakmak için o kadar çok durduk ki, bir yere varamadık. Ve her şey cep arası sandöviç oldu.

N’oldu?
Annemlere gelmiştim. Uzun zamandır nasıllar, neler yaparlar sormamışım, hep kendimi anlatmışım. E insan birisinin çocuğu olunca, anne babasına sadece kendi halinden ve isteklerinden bahsediyor. Dünyanın en nankör sevgisi.
Şükür ki, alan memnun veren memnun. Neyse dağılmayalım. Onlarla, şöyle akşamüstü tatlı bir beş çayı içecek, bu kış havaların soğumadığından yakınacak, son dedikoduları vererek vakit öldürecek ama aslında torunlarını sevmelerine bakacaktım.
Bakacaktım da ne adam gibi iki laf ettik, ne de çayımı içebildim. İkide bir cep telefonuma işle, şununla bununla ilgili mesajlar gelip durdu. E cevap vermeden olmazdı ve her şey cep arası sandöviç oldu.

N’oldu?
Oğlumu omzuma atıp sokağa çıkmak, paltomu giymekten bile kolayken, onunla bol bol gezinecektim. Geçen sabahın köründe fırladım. Yani sabahın o kadar körü ki, sokaktaki az buz birkaç insan birbirini görünce ‘günaydın’ diyor o derece.
Ona sokak köpekleri hakkında şarkılar söyleyerek geziniyordum ki, o gün halledilmesi gereken şeylerin listesi geldi aklıma.
Elimi cebime sokup, o ‘andan kopartıcı’ aleti çıkarıp, başladım düğmelerine basmaya. Parlak ekran görünce dikkatle bakan oğlum, bakışlarını köpeklerden alıp o mavi ışığa koydu. Şarkı da zaten sustu. Ve her şey cep arası sandöviç oldu.

N’oldu?
O kadar uzun zaman olmuştu ki görüşmeyeli. Üniversiteden beri görmediğim arkadaşımın çocukları bile kocaman olmuştu. A, demek bize yakına taşınmıştı ne güzel. Zaten Ataköy çok uzaktı. A, demek 7’nci çocuk kitabını da yazmıştı, tebrikler. A, demek kızı harika piyano çalıyordu ve New Orleans’a gitmem kötü fikir değildi, harika bir yerdi.
Akıllı ve her şeye açık insanlarla konuşmak, beynin gurme yemek yemesi gibiydi... de cebim çalıp durdu. Bir işim vardı benim, bir yandan halletsem ne iyi oldurdu.
Diyaloğa devam ederken, sanki görünmüyormuş gibi, o ‘konuşma bölücü’ bıçağı çıkarıp iletişime sapladım. Bir yandan cümlelere kafa sallıyor, arada başımı kaldırıp -umarım doğru yerlerde- gülümsüyor ama aslında mail’imdeki fotoğrafları açıyordum.
Böylece o güzel akış durdu ve her şey cep arası sandöviç oldu.

N’oldu... Bütün bunları fark eden Nil, olaya bir nokta koydu. Artık cebim yanımda değil, üzgünüm. Üzgünüm hemen cevap veremeyeceğim, çünkü gözlerinde kaybolmak istediğim bir sevdiğim, başımı dizlerine koyup dinleneceğim annemle babam, köpekler hakkında şarkılar uyduracağım bir oğlum ve kitaplarını merak ettiğim bir arkadaşım var. Onları sandöviç yapıp yemeye de hiç niyetim yok.

X