"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Paul McCartney’de neyi gördüm?

Eğer Beatles’san, bir Beatles üyesiysen ve adın da Paul’se, yirmi bin kişinin karşısına çıktığında fazla bir şey yapman gerekmez.

Takarsın gitarını omzuna, “Hey Jude”u, “Let It Be”yi, “Yesterday”i söylersin yeter. Bu şarkılar kanatlarını açtıklarında, koca stadyumu doldururlar zaten.
Hatta söylemene gerek yok. Sen şarkının ilk hecesi ple’yi söylersin, gerisini seyirciye bırakırsın.
İşte böyle bir an gördüm, Londra’daki Paul McCartney konserinde. Bir koca okyanus, “Hey Jude” söyledi. Diyeceksiniz ki, ne var bunda stadyumdaki bütün konserlerde seyirci sahnedekinin şarkısını bilir ve söyler.
Söyler tabii, söyler de, “Hey Jude” başka. Onu stadyumun dışındakiler de biliyor. Bu şarkılar artık McCartney konser vermese de, birer klasik.
Nasıl bir yıldız tozu serpmişlerse bu Beatles, sadece 8 sene bir arada dururken yazdıkları şarkılara, bitmiyor silinmiyor gitmiyor. “Michelle” şarkısı kalkıp hiçbir yere gitmeyecek. “Michelle” diyince hep “Ma Belle” gelecek arkasından.
Bob Dylan, edebiyatta Nobel ödülü alınca, “Why Dylan Matters” (Dylan Neden Önemli?) diye bir kitap okumuştum.
Harvard’da “Klasik Eserler” dersi veren Richard F. Thomas’ın yazdığı bu kitapta, Dylan nerelerden esinlenmiş onu anlatıyordu daha ziyade. (Kitap bence kibarca Dylan’a hırsız gibi bir şey diyor aslında. Ya da esinlenmeyi kutsayan bir kitap diyelim).
Bir yerinde, Dylan’ın Beatles’ı vakti zamanında çok da ciddiye almadığını yazıyordu. Beatles kafiyelerini basit bulurmuş. Sözleri hafif gelirmiş ona. “She loves you yea yea yea”.
Halbuki yıllar sonra Mazhar abi (Alanson) bana, I love you’yu (Seni Seviyorum) herkes yazar, önemli olan “She Loves You”yu (O Seni Seviyor) yazmak demişti.
Ben de zaten şarkılarda demek istediğimi, bu yüzden hep “olamadı yar” demeden demeye çalıştım. Onun aşkı bana XL dedim. Zor olan, duyguya başka damardan girmek çünkü.
McCartney’yi bir de şundan seviyorum. Yetmişlerinde hâlâ gökkuşağı var üstünde. Son albümü “Egypt Station”ı dinlediniz mi? Neşe neşe neşe. Hafiflik, hafiflik, uçuşluk. Halbuki Cohen’in yetmişleri öyle miydi? Cohen, topraklı sesiyle toprağa yatmış söylüyordu artık şarkılarını.
Beatles gitti dağıldı tarih oldu. Ama Paul, hâlâ gözyaşları içinde John ve George’la yazdığı şarkıları söylüyor. Üzerine de, hâlâ yeteneğinin kuyusunun kurumadığını ispat eder gibi, “My Valentine” gibi şarkılar yazmaya devam ediyor.
Dylan mı, Beatles mı, Cohen mi olmak istersin diye sorsanız artık cevabım Beatles.
Kederlenmeden, kafiyelerimle dalga geçilerek, dünyanın en basit ve güzel şarkılarını yazmak isterim.
Hani şu stadyum dışında da, herkesin bildiği şarkılardan.
Bir ‘Hey Jude’ da ben yazsam, daha ne isterim?
Yetmiş beşimde hâlâ tepemde gökkuşağı dursa, kalkıp nereye giderim?

X