"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Kendin et kendini bul

İçinde Kendi adında, küçük tatlı birinin yaşadığını düşün. Kendi seninle ilgili her şeyi bilen tek kişi.

Öyle biri ki, sırlarını bilir, zayıflığını bilir, gücünü bilir. Öyle biri ki, ne yapman gerek en iyi o bilir. Kalbine yakın, gözünün içine bakar, peri gibi biridir.
Fakat uzun zaman önce birileri sana bu Kendi’nin pek güvenilmez, hayli tecrübesiz ve yanılgıya meyilli biri olduğunu söylemiş. Söylemekle kalmamış, tembihlemiş.
Aman, şu içinde adeta tatil yapan Kendi’ni ciddiye alma. Bilmez o. Dışarıya sor. Annene sor, babana sor, öğretmenine sor, uzmana sor, ünlü birine sor. Kendi bilmez seni, başkaları bilir. Kendi karar veremez, başkaları verir.
Bu o kadar tekrar edilmiş ki, biz de kanaat getirmişiz pek bir şey bilmediğine, Kendi’mizin. Başlamışız dışarıya kulak kabartmaya.
Şimdi dışarısı, içeriyi pek göremez. İnsan pencerelerinden içeriye pek güneş almaz, dolayısıyla çoğu yerimiz kilerdedir. Kilere de bir tek Kendi inebilir.
Yine de bilirlermiş gibi ya da görebilirlermiş gibi başkalarının kılavuzluğuna ihtiyaç duyarız.
Hayatta ne zaman tüh dediysem, Kendi’me “Sus içeri git, başkalarını duyamıyorum” dediğim zamanlardır. Sonra küsüp oturur, “Bak sana dediydim” der.
Ben “Duymadım” derim. O “Duymazlıktan geldin” der.
Ben “Söz bir daha hep seni dinleyeceğim” derim. Sartre gibi “Başkaları cehennemimdir” derim. Ama sonra hemen unuturum bu lafımı, küstürürüm Kendi’mi.
İnsanın kendisini, yolunu, girdisini çıktısını, hayalini, kaderini en iyi Kendi’si bilir. Olacak olanın ve oluyor olanın haberini kuşlar ilk ona getirir.
Ama işte adımız üstümüzde, en kaba tabiriyle sosyal hayvanız.
Sosyalliğin ılık suyunda kendimizi güvende hissediyoruz. Birisine ben de demek, en minnoş hücrelerimizi okşuyor. Şimdi yerini “aynen” aldı. Sürekli bir “aynen”.
Yahu, tipimiz aynen değil, hayatımız aynen değil, seçimlerimiz aynen değil, neden sürekli bir aynendir aramızda gidip gelen. Neyimiz aynı da, dilimizde bir “aynen”! İşte bütün bunlar, ait olma duygusunun sıcak kurabiye kokuları.
Nereden çıktı şimdi bu Kendi hatırlatması diyeceksiniz. Yazın ortasında şunu fark ettim ki, iyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla, doğrusuyla yanlışıyla Kendi’mize sarılmalıyız.
Çocukken bizi biz yapan farklılıklarımız hep kendimizi dinlediğimizdendi. Ne zaman güya büyükleri dinlemeye başladık, onların Kendi’lerini ağırlamaya başladık.
Başkalarının gözlerini lens gibi gözümüze takıp, ne göreceğiz ki!
Başka bir dünya. Hayallerimizin olmadığı. Güzelliklerimizin kutlanmadığı. Sevdiklerimizin yanımızda durmadığı. Başkasının filmi, başkasının hikayesi. N’apsın bizim kahraman aniden belirip, başkasının arabasında di mi?
Biz Kendi’miz olalım, önce Kendi’mizi dinleyelim. Aynen deyip dursak bile, aynen olmayalım. Başka olalım. Bir tane olalım. Kendi’m istedim. Kendi’m hissettim. Kendi’m düşündüm. Kendim karar verdim diyelim.
Kırmayalım Kendi’mizi daha fazla.

X