"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Hayatın 40 yılı çalışarak geçiyormuş

Büyükler hep derler, hayat çok hızlı geçer. Küçükler bunu anlamaz. İnsan gençken, hele hele çocukken çok sıkıldığından, zaman yavaş geçer.

Zamanı anlamak öyle saate bakarak, güneşe bakarak olmaz. Zaman ancak aynalarda ve bir çocuğun büyüyüşünde görülür. Hızlıymış denir.
Bir de aşkta. Aşıkken dururmuş denir. Bir de üzüntüde, yavaşmış denir.
Değişir durur, kum saatindeki kumun akışı. Kimine yavaş, kimine hızlı, kimine durgun.
Zamanı nereden anlarız bilmiyorum ama onu nasıl harcadığımızı iyi anlamamız ve düşünmemiz gerek.


İnsan, ömrünün ilk 25 yılını öğrenerek, sonraki 40 yılını çalışarak, sonraki 20 yılını da emeklilikle geçiriyormuş. 40 yıl! Kırk.
Bunu okuyunca durup bir şükrettim. Çok sevdiğim, çocukluğumda aynalara bakınca rüyasını gördüğüm işi yaptığım için, kendimi çok şanslı hissettim.
Emeklisi olmak istemem şarkı yazıp söylemenin.
Leonard Cohen gibi 70’lerimde, “Almost Like the Blues” (Neredeyse Blues Gibi) şarkısını yazabiliyor olmayı dilerim. (Yeni çıkacak albümünden ilk single’ı.)


İnsan büyüdükçe, yaş aldıkça, daha yolun başındakilere diyeceklerini düşünüyor.
Bunlardan en önemlisi, kendini ne yaparken mutlu hissettiğini bulmak.
Bu yetmiyor. Bir de, kendini mutlu hissettiğin şeyi yapabiliyor olman lazım. Bu çok önemli. Yoksa sevdiğin şey, ellerine batar.
Yapabiliyorsan, kanatlandırır. Hiç ummadığın yerlere götürür.


Herkesin parmak izi kadar, meziyetleri de farklı. Kendine küçük yasta merceklerle büyüteçlerle bakmalı. Acımasız olmalı.
“Bunda iyiyim ama şu yönüm çok kötü”yü bilmeli. Kendine, kimseler yokken, sansürsüz cümleler savurmalı.
Kendini hep sevenlerden de, dövenlerden de bir şey olmuyor. Hem sevecek hem döveceksin kendini.
Bunların hepsinin başı kendini tanımak. Bu da zaman alıyor. İnsan doğar doğmaz kendini tanımıyor.
Yani içinde kendini kullanma kılavuzuyla gelmiyorsun. Sana başkaları öğretiyor. Hayat öğretiyor. Dostların ve düşmanların. Sevdiklerin ve karşı oldukların.
Sana kendilerini çarptırarak, sesini duymanı sağlıyorlar.
Bir heykel gibi, şeklini, rüzgârlarla başka ellerle öğreniyorsun.
“Hmm, buram yuvarlak, buram köşeli, burada kocaman bir dişim var” diyorsun.
Güzel bir şey, eğer merakla bakarsan bitmez bir şey.
Kimse kendini ve ihtimallerini duru bir netlikle bilemiyor. Bilemiyor, çünkü insan katı değil. Değişken.
Değişimin mümkün olduğu bir heykel diyelim. Öyle bir madde.
Yeri geldiğinde köşeni eritir, yuvarlarsın. Düz yerlerini bir yere oturtmak için girintili çıkıntılı yaparsın. Her şey olur.

Her şey olur da, her şeyi yapamazsın. İyi yapamazsın. Her şeyi yaparak mutlu olamazsın.
Hayatın 40 yılı, bir şey yapıp para kazanmaksa, işini ciddiye almak zorundasın.
40 yıl boşverilecek bir zaman değil. Bırak hayat ve insanlar iyilikleri ve kötülükleriyle sana kendini göstersinler.
Orada yapabileceğin şeyin yol haritası var. Onu iyice oku.
Sevdiğin şeyle yapabileceğini birleştir. O eşsiz iksiri de kana kana iç. Çalış. Yoksa koca 40 yıl başka türlü geçmez.

X