"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Demek telefondaki içerik, benim içeriğimden iyi

Bu harika cümleyi, bir arkadaşım, onunla sohbet edeceğine telefonuna bakan en yakın arkadaşına söylemiş.

Hepimiz bu minik kalp kırıklıklarını her gün yaşamıyor muyuz?
Çözümümüz genellikle, yumuş ayıcığa sarılır gibi, bizim de telefona sarılmamız oluyor.
Eşitlik sağlanıyor.
‘Sen bakıyorsan, ben sıkıcıysam, ben de bakacağım, çünkü sen de en az benim kadar sıkıcısın!’
İlişkilerde bir tür soğuk savaş.
Evlerin kanepelerinde, restoranların loş ışıklarında, otobüslerin uzun yollarında artık tek kişilik kalabalığımızla yapayalnızız.
Biz ve telefondaki tanıdık tanımadık ‘friends’ işte. Biz bize.
Sizi bilmem ama ben, ileride oğlumun koyduğu fotoğrafa kaç like aldığıyla kendi değerini ölçmesini istemiyorum.
Like, follower, comment, tık.
Sosyal medyada biri sana kötü bir şey yazsa, iklimin değişiyor.
Tanımadığın ya da tanıdığın fark etmez. Aslında hepimiz bağlıyız, o yüzden fark etmez diyorum.
Evrensel bir his ağıyla bağlı olduğumuz aşikâr.
Geçenlerde Instagram’da gezerken düşündüm.
Bu kadar insanın hikayesi beni gerçekten ilgilendiriyor mu?
Hayatın kumları sürekli azalırken, vaktimi neyle geçirmiş oluyorum.
Beyin hafızama neler yükleniyor? Bu beni nereye götürür?
Onun yerine kendi hayatıma baksam, bir çay koysam, kağıt kalem alsam otursam daha iyi olmaz mı?
Sana story’nden bakacağıma yanına gelsem, beraber yürüsek...
Ya da mutfağında beraber açıp o hamuru ekmek yapsak.
Bir alıntı okuyacağıma kitaptan, sabredip tamamını bitirsem, aklımda kalanlar bir cümleye sığmasa.
Vallahi bunlar size romantik mi geliyor bilmiyorum ama geçen hafta, Dr. Olaf Koob’un konuşmasını dinlediğimde, televizyon izleyen beş yaşındaki çocuklarla izlemeyen çocukların çizdikleri insan resimlerinin farkını görünce inanamadım.
Yukarıdakiler TV izlemeyen 5 yaş, aşağıdakiler günde üç saat TV izliyor. Farkı değerlendirmeyi size bırakıyorum.
Televizyon, tıpkı telefon ekranı gibi, ‘görsel obezite’ yaratıyormuş.
Oturup, happuru huppuru görsel bir şeyler yiyoruz.
Normalde doğamız, şahit olduğumuz şeylere tepki vermemizi gerektiriyor.
Fakat ekran karşısında binlerce şeye şahit olup, mıh gibi oturuyorsun.
Bu hafta telefona pis pis bakalım diye yazdım bu yazıyı.
Size derken kendime de söylüyorum.
Kendi hikayeme odaklanacağım bu hafta, telefona değil sağıma, soluma gözümün önüne ve en önemlisi de yanıma, yanı başımdakilere bakacağım.

Demek telefondaki içerik, benim içeriğimden iyi

X