"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Çocuktan origami yapmak

‘Çocukları büyütmek’ diye bir şey var mı acaba? Yoksa onlar kendi büyüklüklerini içlerinde mi taşırlar?

Matruşkanın tam tersi, içinden bir büyüğünü çıkaran, sürpriz yumurtalar gibi midirler?
Bize düşen sadece onlara bakıp şaşırmak, onlarla memnun oldum diyerek tanışmak mıdır?
Böyleyse, şu ‘tiger mom’ annelerin, birer diktatöre dönüşerek, içinden aroma çıkarmak için çamaşır sıkar gibi sıkıp durduğu çocuklar, boşuna harap olmuş olur.
Değilse, verilebilecek tek şey hayata dair güzel duygular, esecek rüzgârların yönlerini anlatan birkaç hikâye ve üç beş ninni midir?

Herkesin duyar duymaz tanıyacağı “Adagio For Strings”in bestecisi Samuel Barber, daha kim olduğu içinden çıkmadan evvel, 9 yaşındayken, annesine bir mektup yazıp çalışma masasına bırakır. Mektup şöyledir:

Sadece anneme ve başka hiç kimseye değil,

Sevgili anne, sana bunu beni çok endişelendiren bir sırrımı anlatmak için yazıyorum. Şimdi bunu okuyunca hemen ağlama, çünkü bu senin de benim de suçum değil. Şimdi bunu hiç dolandırmadan söylemek zorundayım. Her şeyden önce ben bir sporcu olmak için doğmamışım. Ben bir besteci olmak için doğmuşum ve öyle olacağıma da eminim. Senden bir ricam daha var. Lütfen bana bu tatsız mektubu unutalım da git futbol oyna deme. Lütfen. Bazen bunun hakkında o kadar endişeleniyorum ki, çıldıracak gibi oluyorum. (Çok değil de biraz.)

Sevgiler, Sam Barber II, 1919

Bunu okuyunca insan anneliğin ne olduğuyla ilgili uzun uzun ufuklara dalıp gidebilir.
“Boyhood” filmini izlediniz mi? Orada da böyle bir durum var. İlk defa bir yönetmen, gözümüzün önünde aynı oğlan çocuğunu 5’ten 18 yaşına kadar takip ediyor. Sanki hızlandırılmış bir 13 yıl izliyorsunuz 3 saatte.
Ve o oğlan her azarlandığında, her “Nerede kaldın?” denildiğinde, her susma hakkını kullanamadığında içiniz parçalanıyor.
Neyse ne! Rahat bırakın şu çocuğu!” diye bağırmak istiyorsunuz ekrana. Çünkü oğlanın kalbinden izliyorsunuz filmi.
“Geç kaldı, çünkü o güzel kızla dünyanın en önemli şeyini konuşuyordu” diyorsun. “Sustu, çünkü sorduğun şey çok saçma” diyorsun. O, kozasından kanatlarını usanmadan çıkarırken, “Keşke” diyorsun, “gölge etmeseler de açsa”.
Herkesin, anne babası dahil, gölge edenlerden kurtulup, güneşin altında kendine bakma ve bunu gösterme hakkı var.
Eğer bir çocuk anayasası olsaydı, ilk maddesi bu olmalıydı. Güneşin altında kendini görme ve gösterme hakkı!

Aksini iddia eden bir sürü kitap okuyorum. Origami yapar gibi, çocuğunuzu nasıl katlayıp uçak yapabileceğinizi anlatan. Ama zaten kanatları olan bir şeyi, uçak gibi katlamak size de çok saçma gelmiyor mu?

En başta kendim olmak üzere, çocuklarından gölgesini çekmeyi unutmamasını dilediğim tüm anne babalara, sevgilerle.

X