"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Ah Lester ah!

Çok sevdiğim çocuk kitaplarının yazarı Shel Silverstein’ın bir şiiri var.


Şiirin adı Lester. Şiirde banyan ağacının üstünde yaşayan bir peri, Lester’a üç dilek veriyor.
Bizim Lester, akıllı ya, üç dileğinden biriyle iki dilek daha diliyor.
Böylece bir dileğinin yerine üç dileği oluveriyor. Toplamda beş!
Ve tabii tahmin ettiğiniz gibi her bir dileğiyle üç dilek daha diliyor ve böylece dokuz tane yeni dileği oluyor.
Uzatmayalım böyle gide gide, Lester’in tam 18 bin 34 tane dileği oluyor elinde.
Lester onları şöyle güzelce bir yere seriyor...
Ellerini çırparak etraflarında dans ediyor!
Sonra oturup, biraz daha dilek diliyor dileklerinden.
Ve böylece katlana katlana devam ediyor dilekleri artmaya.
Diğer insanlar, yuvarlanıp giderken, gülüp ağlarken, âşık olup ayrılırken, düşe kalka ilerlerken Lester, altın madeni gibi dileklerinin üzerine oturup, daha da dilek dileye dileye, dileklerini saya saya yaşlanıyor sonunda.
Sonra bir perşembe akşamı Lester’ı dev dilek yığınının yanında ölü buluyorlar.
Bütün dilekleri sayıyorlar ve bir bakıyorlar, tek bir tanesi bile eksik değil.
Pırıl pırıl yepyeni dilekler, kullanılmamış.
Elmanın, öpücüklerin ve ayakkabıların olduğu bir dünyada, Lester dileklerini dilek dileyerek harcadı diyor şiirin sonunda.
Buna benzer bir masal daha var.
Domuz bir karı koca var, çiftçi.
Ormanda odun keserken, bir peri gelip, üç dilek veriyor adama.
Adamcağız neşeyle koşuyor eve, karısına ‘Üç dileğimiz var çok akıllıca karar verelim ne olacaklarına’ diyor.
Yemeğe oturuyorlar, ‘Ah yine mi bu çorba başka çorba olaydı ya’ diyor ve hop gidiyor bir dilek.
Başka çorba oluveriyor önünde.
‘Ay bak naptın! Bir dileği saçma sapan bir şeye harcadın. Keşke konuşamasaydın da bir dileğimiz gitmeseydi’ diyor kadın.
Hop, adamın ağzına koca bir sosis yapışıveriyor konuşmasın diye.
Gitti mi bir dilek daha!
Kadın deli gibi çekiyor sosisi çıkarmak için, adam da kurtulmak için çabalıyor ama nafile.
‘Ah ya şimdi ne yapacağım ben, sen konuşamazken, keşke çıksa şu sosis ağzından da kurtulsak’ deyiveriyor kadın ve üçüncü dilek de böylece gerçek oluyor. Çıkıyor sosis. İkisi masanın iki ucunda oturarak birbirlerine bakıyorlar. Önlerinde her zamanki akşam yemekleri ve bitmiş gitmiş dilekleriyle.
Belki de insan ve dilek pek bir araya gelmiyor.
Beceremiyoruz dilemeyi de, yetinmeyi de.
Ben arada sırada bize dileklerimizin sorulduğunu düşünüyorum.
İçimizden cevaplar geçiyor ve onlar oluyor.
Bazen daha çoğunu istiyoruz Lester gibi, bazen de harcayıveriyoruz onları küçük şeylere, domuz ailesi gibi.
Hep diyorum, hayatta en çok şeyi masallardan ve çocuk kitaplarından öğreniyorum.
Çocuklar dileksiz tamamlar zaten. Diledikleri şey sadece hayatın kendisiymiş gibi, kutlama halindeler.
Dilek peşinde koşan biziz. Gel gör ki, elimize geçince de çarçur ediveriyoruz.
Tıpkı bir çocuk gibi, gerçekleşen en büyük dileğin hayatın kendisi olduğunu bilip, her gününü kutlayabilsek keşke.

X