"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Sevgili Reşat Bey “Turnusol” göndermiş

EN az benim yaşımda olanlar rahat rahat hatırlar; eskiden bir gazete, bir diğerine, (genellikle de sitemli ve eleştirel) bir gönderme yaparken, “Filânca refikimiz...” diye seslenirdi. “Refik”, Arapça bir sözcük; “Arkadaş, yoldaş, yol ve menzil paylaşılan kimse” anlamına geliyor.
Şimdi biraz, bu tanımlamanın etrafında dolaşacağım ama, önce (özenle işlenmiş olduğunu düşündüğüm)bir paragrafı paylaşmak istiyorum; Emre Kongar’ın sitesindeki, “Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır...” notuna uyarak elbette...
(Kongar’ın ifadesiyle) “... Erkekler eşlerini ‘Refikam’ diye takdim ederken, gazeteler de birbirlerine, ‘Refikimiz’ derdi. Gazetelerin birbirleri hakkında ‘Refikimiz’ demesi, bir nevi saygının, sevginin ve dayanışmanın ifadesiydi... Sonradan Bâb-ı Âli, medyalaşınca, ‘Refikimiz’ de ‘Rakibimiz’ oldu ama, ‘Rakibimiz’, ‘Refikimiz’ gibi olumlu bir anlam taşımadığı için, pek kullanılmadı...”
Lâfı bu kadar dolaştıran bir uvertürden medet umma sebebim, aynı gazetede yazdığımız bir “köşe yazarı”yla, (üstelik birlikte TV programı da hazırlayıp sunduğumuz) eski bir dostumla, oturup, “aynı gazetedeki köşelerimiz aracılığıyla fikir münakaşası” yaparken, kendisine nasıl hitap etmem gerektiği konusunda biraz bocalamış olmam.
Herhalde, “Reşat Kutucular Refikimiz...” diye başlarsam, hem çok büyük bir usûl hatası yapmamış, hem de “sevgi saygı ve dayanışma”da kusur etmemiş olacağım.
Cumartesi günkü “AYDIN” başlıklı yazısının bir bölümünü şöyle kaleme almıştı Reşat Bey: “Sevgili Nihat Demirkol, seçimden önce yazdığı ‘Seçime Doğru Kısa Kısa Çağrışımlar’ yazısını, Selahattin Demirtaş’a oy verecek olan seçmene gönderme yaparak şöyle bitiriyordu: ‘Tecrübeyle sabittir ki bütün ülkeler cahillerinden çok çekmişlerdir. Lâkin, Türkiye kadar aydınlarından çeken bir başka ülke yoktur.’ Bu topa girip girmeme konusunda kararsız kaldım aslında. Zira Ege TV’deki ‘İki Dirhem Bir Çekirdek’ programımızdan edindiğim tecrübeyle sabittir ki, Nihat Bey’le başa çıkmak kolay değildir. Yine de bir denemek istiyorum ama... Önümüzdeki yazılarda bu konuya daha çok yer ayırabilmek umuduyla diyorum ki: Dünyada bizim gelişmişlik düzeyimize ulaşıp, aydınlarına, aydınımsılarına, aydın geçinenlerine bu kadar çektiren başka ülke var mıdır, bilmiyorum?”
Yazının müsveddesini, nezaket gösterip benimle paylaştılar. Hem de, “Basarlarsa, yarınki yazıdan bir bölüm...” ironisi ile. Ben de cevap yazdım: “Müthiş. Çok iyi tespitler... Söyleyeyim de basmasınlar. Bir de lâf yetiştireceğim derdi olmasın. Kutluyorum...” Sohbet burada bitmedi. Cumartesi sabahı aradım; “Gazete elimde” dedim; “Çok güzel görünüyor.” Gülerek yanıtladı ve sordu: “Yazıyı, hiç değilse Çeşme’ye gelen baskıya koydurmazsınız diye tahmin ediyordum. Bu bir geri adım mı?” “Kiminle başa çıkmak zormuş”, anlaşılmıştı. Altta kalmamaya çalıştım: “Vallahi yazı işlerinde çok seveniniz var; beceremedim. Ayrıca, bu yazı Çeşme’de okunmuş ya da okunmamış, çok umurumda değil zaten...” Reşat Bey hazırlıklıydı; “Öyle mi? Ben de Çeşme’dekilerin hepsi sizin gibi düşünüyor sanıyordum...”
Dilerim, önümüzdeki günlerde, “tez ve antitez”den, altına ikimizin de imza atacağı bir “sentez”e ulaşmak mümkün olur. Meselâ ben şimdiden, son tahlilde, yeterince “çektirmediklerimiz”in (aslında) aydın yerine konulmaması gerektiğini anlamış gibiyim. Reşat Bey’in yolladığı bu “turnusol”u dikkatle kullanacağım; “yoldaş”ları, başka “daş”lardan ayırabilmek için... Neticede, “Rakip” çok da, “Refik” dediğin kolay bulunmuyor!

X