"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

“Sancar” İsmini görünce sandım ki…

 DHA’nın geçtiği haberi hemen bütün yerel (?!) medya kullanmış.

 

Metnin bir bölümünden anlıyoruz ki, kentlinin haberi olmasa da, İzmir Büyükşehir Belediyesi;  “…İzmir Körfezi’nin toplu ulaşımda daha etkin kullanılmasını amaçlıyormuş (?!) Hâlâ, “ne kadar İzmirli oldukları tartışılan Katamaran”lar (?!), bu amaçla özel olarak tasarımlanmış.  15 yolcu gemisinden 14’ü teslim alınmış. Son 2 gemi zaten diğerlerinden daha hızlıymış ve Körfez dışı seferlerde de kullanılabilecekmiş, Şimdi de son gemi bekleniyormuş. Tersane’ye geminin isminin yazılması için bilgi verilmiş…

 

Hâfızaları tazelemek için, Körfez filosundaki gemilerden “-Çakabey, Dokuz Eylül, İhsan Alyanak- isimlerini belediyenin koyduğunu, diğer gemilerin -1881 Atatürk, Soma 301, Dario Moreno, Atilla İlhan, Foça, Cengiz Kocatoros, Gürsel Aksel, Sait Altınordu, Vahap Özaltay, Metin Oktay, Gezi- olan isimlerinin ise İzmirlilerin oylarıyla belirlendiği”ni hatırlatalım.

 

Hürriyet EGE’nin kapak sayfasında; “sürmanşet”inde, sağ üst köşede yer alan ve İzmir Emlâk Komisyoncuları Başkanı Mesut Güleroğlu’nun, “…kentin -en büyük- sorununun yeni arsa üretilememesi olduğunu ve İnciraltı’nın, yeşil alanlar korunacak şekilde imara açılmasını istediğini” söylediği haberi okuyarak dehşete düştüğüm ve gözlerim karardığı için olsa gerek;

 

Aynı sayfanın, sol alt köşesinde kendine yer bulabilmiş “Son geminin adı…” manşetini, göz ucuyla okuyabildim anlaşılan. Ya da, tam bir “algıda seçicilik” gösterisiyle, sanıyorum görmek istediğimi okudum: “Son geminin adı Sancar Maruflu…” Haberin devamını okumak için 4. sayfayı çevirdiğimde ve ancak gemiye adı verilen kişinin fotoğrafını gördüğümde fark edebildim gerçeği…. Haberin doğrusu şuydu: “İzmir Büyükşehir Belediyesi, yeni filonun son gemisine, 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü'nü alan Türk bilim insanı ‘Aziz Sancar’ın adını verme kararı almıştı ve Tersaneye, ismin gemiye yazılması için bilgi verilmişti…”

 

Düşündüm; “Orhan Pamuk” adı verilmediğine göre, (kendi adıma) keyfimin kaçması için bir sebep mevcut değildi. Dahası, “Aziz Sancar” isminden hem hoşnut olmalı, hem de gurur duymalıydım. Kısa bir muhasebeden sonra, bu duygularımın sabit olduğunu anladım ! Burukluğum, “İzmir’in, kente gönül vermiş, hizmet etmiş kişilere, vefâsını onlar yaşarken göstermek konusundaki hasislik ve beceriksizliği” içindi…

 

Sancar Maruflu’yu bu yazıya sığdırmak mümkün değil. Sığdırmak şart da değil… Bu sığmama hali “kilosu”ndan hiç değil !  Samimiyetle soruyorum: “Adı, -İsmail Sivri, Abdi İpekçi, Alaattin Asna, Burhan Felek, Osman Kibar- ile aynı cümlede geçebilecek kaç kişi tanıyorsunuz ?”

 

Adı Karşıyaka’da bir sokağa da verilmiş olan, bu kendi halindeki, mütevazı,  bu “toplum gönüllüsü, örnek kıdemli vatandaş”ın;  İşini, “İzmir’in ölüsüne de dirisine de sahip çıkıyoruz…” diye özetleyen, tercihini İzmir’de kalmaktan yana kullanmış, meslek hayatında yarım asrı devirmiş, Belediye otobüsüyle seyahat eden bu “duayen”in adı, Belediyenin bir gemisinde rüzgârlanamaz mıydı ?

 

Geçen yıl, İzmir’de bir “Oditoryum”un kapısına astığımız Aziz Sancar adını ise, (Ankara Mamak’a kaptırmadan önce akıl edip…) İzmir’e yakışan bir “Araştırma Merkezi ve Genetik Laboratuvarı”na versebilseydik, bu efelenme, İzmir’in hangi ligte oynadığına ilişkin daha iyi bir işaret fişeği olmaz mıydı ?

 

“Kent kimliği” oluşturmak, bir strateji işidir ! Ufuk ve öngörü yetkinlikleriyle yelpazelenir.  El yordamıyla becerilebilecek sıradan bir meşgale değildir.. Gece aklınıza düşeni, sabah “karar defteri”ne yazarak, işte ancak  bu kadar mesafe alabilirsiniz. Açıkçası, Sakıp Sabancı’nın, “Onu İzmir’in kedileri bile tanır…” dediğini duymamış olamazsınız. Biraz gönül gözüyle baksanız,  ”Onu, martıların da tanıdığı”nı fark edebilirdiniz.

X