"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Leylâ bir “Özgecan”dı; artık değil !

Bestekâr, Hâfız Sadettin Kaynak’ın vasiyeti, şu satırlarla bitiyordu: “…Cenaze namazım Nuruosmaniye Cami-i Şerîfi’nde kılınsın. Merkez Efendi’de kabrim hazırdır. Kabir taşımı Gülfiye yaptırır. Yazılacak şey şudur: Sultanselim Cami-i Şerîfi Başimamı ve Sultanahmet Cami-i Şerîfi İkinci İmamı ve Hatibi, Meşhur Bestekâr Hacı Hâfız Sadettin Kaynak’ın ruhuna fâtiha…” Bütün isteği bundan ibaretti. Bu mütevazı adama, yattığı yerde rahat vermedik…

Aydınlık bir din adamıydı. Türkçe ezanı ilk o okudu.
Olur olmaza fetva vermeye meraklı kara cüppelilerden değildi.
“Dervişlik olsaydı tâc ile hırka / Biz dahi alırdık otuza kırka” diyenlerin soyundan,
“Sen sana ne sanırsan / Ayruga da onu san / Dört kitabın manası / Budur eğer var ise”
diyenlerin kumaşından geliyordu.
42 ayrı makamda 632 beste yaptı. Hiç şiddet dili kullanmadı, hiç nefret bestelemedi…
Vecdi Bingöl’ün güftesine ses olduğu, düyek usulündeki segâh bestesinde de;
“Leylâ bir özge candı… Kara gözlü ceylandı…
Doyulmaz hüsn-ü ândı; kanılmaz bir içim suydu…
Dillerde söylenendi, yollarda gözlenendi, yürekten özlenendi o.
Her gönülde arzuydu Leylâ…”

Hepimiz, böyle terennüm ettik yıllar boyu, hoş bir ruh haliyle dinledik.
Babası da, Özgecan’ın adını bu eserden alarak koymuş zaten kızına…
Ne yazık ki bu şarkının, artık aynı temizlik ve saflığı çağrıştırması mümkün değil !
Artık aşkın ve özlemin inceliğini temsil etmesi mümkün mü canım ? Sanmıyorum.
Bundan böyle bu beste, hatıra evvelâ mahcubiyeti getirecek ister istemez.
Başınız önde dinleyeceksiniz mecburen.

Sadece dilek ve temenni gibi görünse de, tespit ve teyitti aslında şarkının son mısraları:
“Âşıklar levend olsa, sevdâlar kemend olsa” deniyordu…
Âşıkları birbirine, toplumu leventlere düşman ettiniz;
o kemendle, nefessiz bıraktınız sevdâları…
Birbirine bend olsa, ele geçmez o âhu…” deniyordu;
el üstünde tutulacak şeyleri ayağa düşürdünüz.
“Kendine sandığını ayruga da sanan”, birbirine hesapsız bağlanmış insanları,
akla hayale gelmez parçalara böldünüz…
Her şeyi bölmüştünüz de, bir tabutları taşırken bölememiştiniz ahaliyi; onu da başardınız.

Eskiden, “Leylâ bir özge can”dı; artık değil !
Çünkü eski Türkiye, bu hazin coğrafyada bir umuttu insanlık için.
Yeni Türkiye’de bir “utanç”tır, Özgecan ismi…
Çünkü, yeni Türkiye, “bir daha erkek eli değmesin diye,
kadınların tabut sırtladığı” bir zavallı memlekettir artık.

O çok meraklı olduğunuz “Osmanlıca”nın sözlüğünde,
“Leylâ” için, “pek karanlık gece”,
“Leyle-i leylâ” için ise, “çok uzun ve azaplı gece” diye yazar; bilir misiniz ?
İşte hayli demdir, bu memleketin üstüne, “o pek karanlık gece” çöktü.
Eskiden, “Leylâ bir özge can”dı… Artık değil !
Bunu revâ gördünüz ya bize, bedduaya bile değmezsiniz.
Sadece bir tahminim var; onu paylaşayım: “Unutamayacaksınız…”
“Rahmetli Hâfız”ın ruhunu, fâtihadan mahrum etmeyen yüce Yaradanın eliyle,
Özgecan, bir “leylâ” olacak size!
“O pek karanlık gece, korkunuz, kâbusunuz, kaderiniz olacak…”
Siz her kim iseniz?

X